<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101</id><updated>2011-07-31T06:46:03.018+03:00</updated><title type='text'>Depresif-Depresyon</title><subtitle type='html'>Depresyonla savaşmada, hayatı daha anlamlı kılmaya yardımcı olacak bir adres.İster kendi hayatlarınızı anlatın ister, sorularınıza cevaplar arayın biz yanınızdayız...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>45</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-1603997250395496321</id><published>2010-10-13T01:19:00.000+03:00</published><updated>2010-10-13T01:19:25.286+03:00</updated><title type='text'>sınavlar ve derslerin öğrenciler üzerine etkisi öss ve lys gibi sınavların yarattığı sorunlar</title><content type='html'>Öğrenciliğin aslında en zor iş olduğunu söylemek ile başlamak istiyorum yazıma. Öğrencilik zor zanaat, peki neden; bu nedenlerin başında sorumluluk duygusu geliyor. Önce öğrenci aileye karşı, kendine karşı ve çevreye karşı sorumlu olduğunu hisseder ve bu duygu bir süre sonra kaldırılayamacak psikolojik, depresyona hatta başarısızlık durumunda intihara sürükleyen durumlara itebilir. Bunu önlemenin ilk yolu öncelikle ailenin desteğidir, ancak bu desteğin doğru ayarlanması gerekir ki bir süre sonra baskı boyutlarına varmasın. Bunun için ailenin öncelikle çocuğunu anlamaya çalışması bir dönem aynı durumlardan kendinin de geçtiğini düşünmesi gerekir. Aksi takdirde en ufak bir hata ileride çözümü zor olacak yada ömür boyu baş gösterecek psikolojik sorunlara yok açabilir. Gençlerin uğraşması gereken okul, dershane, öss, lys, kpss, vb sınavlar hayatlarında kendilerine zaman ayırmalarını neredeyse imkansız kılmakla beraber oluşturduğu baskı ile verimli uyku uyuyamama, uyku apnesi sorunu, dikkat ve kişilik bozuklukları, fiziksel olarak anatomide yani kaburga ve omurlarda eğrilik, göz sorunları gibi sorunlarla çok erken yaşta karşı karşıya getirmektedir. Çözüm; aslında şuanki eğitim sisteminde çözüm yok yani öğrenciler daha uzun yıllar bu sorunlar ile karşılaşacak ve hayatlarında belki büyük yaralar alacak yapılabilecek tek şey her başarısız olunan sınav sonrası bunun sadece bir sınav olduğu ve önümüzdeki sınavlarda başarıyı yakalayabileceğimmizin unutulmamasıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-1603997250395496321?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/1603997250395496321/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=1603997250395496321' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/1603997250395496321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/1603997250395496321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2010/10/snavlar-ve-derslerin-ogrenciler-uzerine.html' title='sınavlar ve derslerin öğrenciler üzerine etkisi öss ve lys gibi sınavların yarattığı sorunlar'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-2565692988246965263</id><published>2010-10-05T00:10:00.001+03:00</published><updated>2010-10-05T00:12:49.171+03:00</updated><title type='text'>öss lys ek tercih klavuzu tarihi</title><content type='html'>Beklenen öss lys ek yerleştirme klavuzu 4 ekim tarihi ile yayınlandı. ek tercih klavuzuna ösym nin resmi sitesinden ulaşabilisiniz. Ek yerleştirmenin 6 ekim - 11 ekim tarihleri arasında yapılacağı ve başvurular bittikten sonra 5 gün içerisinde açıklanacağı bekleniyor. Ek tercihlerde bir yükseköğretim okuluna başvuracaklar için dikkatli davranmalarını ve gerçekten istemedikleri hiçbir bölümü yazmamalarını öneriyoruz. Sonuçta bu bir sınavdı ve yazıp okuyamıyacağınız yada mezun olduğunda çalışacağınız iş kolu size uygun değil ise hayatınızı bir tercihle mutsuzluğa sürüklemeyin bu sınav hiçbirşeyin sonu değil önünüzde büyük bir hayat var. Unutmayın bir sınav yüzünden ömür boyu mutsuzluğa ve depresyona girebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-2565692988246965263?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/2565692988246965263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=2565692988246965263' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/2565692988246965263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/2565692988246965263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2010/10/oss-lys-ek-tercih-klavuzu-tarihi.html' title='öss lys ek tercih klavuzu tarihi'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-5208989031979931377</id><published>2010-09-29T22:42:00.002+03:00</published><updated>2010-09-29T23:06:19.695+03:00</updated><title type='text'>Uzun bir aradan sonra geri döndük...</title><content type='html'>Evet bu ara çok uzun oldu ve artık yeni yayınlar ile siz izleyicilerimizle beraberiz. Bu site sizin ruhsal soru ve sorunlarınıza elimizden geldiğince cevap verebilmek için kuruldu ve bu amaç doğrultusunda devam edecek.Yeni yayınlarımızda ilk olarak eğitim sistemi ve sınavların gençler üzerindeki etkilerini inceleyeceğiz ayrıca bu etkileri nasıl daha aza indirebiliceğimiz üzerinde konuşucağız. Ayrıca ikincil olarak intihar vakkalarının arttığı bu dönemde intihara neden olan etkenleri ve başa çıkma yollarını konuşucaz. Bu konular hakkındaki yazılara yakında sitemizden ulaşabilisiniz. Depresyon insanlığın temeline işlemiş olsada depresyonu bastırabiliriz, depresif hareketleri önleyebiliriz tek ihtiyacımız insanın en büyük özelliği olan irade ve biraz sevgi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayat uzun ve zorlu bir yol olsada bu yolda kullanacağımız bütün ekipman içimizde herkeze iyi geceler, unutmadan iyi bir uyku depresyonu azaltır bir bardak süt yada seviyorsanız bir bardak bitki çayı bile ruhsal sorunlarınızı azaltmaya yardımcı olur.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-5208989031979931377?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/5208989031979931377/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=5208989031979931377' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5208989031979931377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5208989031979931377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2010/09/uzun-bir-aradan-sonra-geri-donduk.html' title='Uzun bir aradan sonra geri döndük...'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-7322884033466414039</id><published>2008-10-08T15:58:00.001+03:00</published><updated>2008-10-08T16:02:28.536+03:00</updated><title type='text'>PSİKOLOG MU? PSİKİYATR MI ?</title><content type='html'>&lt;span id="lblYazi"&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;"&gt;Son dönemlerde televizyonlarda sıkça görmeye başladığımız bir konu. &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Psikolog&lt;/span&gt; ve psikiyatrist tartışması görev ve yetkileri. Bu konuda maalesef &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;psikolog&lt;/span&gt;ların da psikiyatrist arkadaşlarımızın da yeterli bilgiye sahip olmadıklarını görüyoruz. Tartışılan soru şudur; Hastayı &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;psikolog&lt;/span&gt; mu görmeli, psikiyastrist mi ? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;font-size:130%;"&gt;Öncelikle şunu belirtmekte yarar var. &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);font-size:130%;" &gt;&lt;span style="font-family:Garamond;"&gt;&lt;u&gt;TC yasalarına göre hastayı doktor görür, tedaviyi de ancak doktor yapar.&lt;/u&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Psikolog&lt;/span&gt; bir arkadaşın hasta tedavi etme yetkisi yoktur. &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Psikolog&lt;/span&gt; arkadaşlar tıbbi bir uygulama olan tedavinin psikiyatr arkadaşlarla birlikte ancak bir parçası olabilirler. (&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;eğer insanı hasta diye tanımlıyorsak&lt;/span&gt;)  Bunu tartışmanın hiçbir manası yok. (tabii burada pdr ve shu uzmanlarını saymıyorum bile) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;font-size:130%;"&gt;Ancak şunu da belirtmekte fayda var &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;psikiyatristlerin psikoloji eğitimi yoktur.&lt;/span&gt; İnsan psikolojisini çözümlemenin olmazsa olmazı olan Felsefe, sosyoloji, psikolojiye giriş, kişilik kuramları, antropoloji, toplumsal cinsiyet gibi eğitim konularından hiç birinden haberdar değillerdir (eğer özel bir merakları yoksa). &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;"&gt;Bu böyle olunca insanı tüm yönleri ile bütüncül perspektifte anlamak ve tanımak yerine DSM IV tanı kriterlerinden birine denk gelen hastalığa- bozukluğa  oturtmak ve ona uygun tıbbi bir müdahale olan tedaviyi- ilacı başlamak şeklinde bir yaklaşımı benimserler. (bir kısım &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;psikolog&lt;/span&gt;ları da buna dahil edebiliriz) &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;"&gt;Ancak bizlerin olaya yaklaşımı hasta ve tedavi şeklinde değildir. Bize başvuran ofisimize gelen arkadaşlar &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;hasta değildirler&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;.&lt;/span&gt; Dolayısı ile &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;bizim yaptığımız şeyde tedavi değildir&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;.&lt;/span&gt; Bizim yaptığımız şey kişiye duygusal, ruhsal, psikolojik bir eğitim vermek suretiyle ileride sayacağımız sorunlara çözüm bulmalarına yardımcı olmaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;font-size:130%;color:#000000;"&gt;Çağımız dünyasındaki insanın kaybolmuşluğuna, boşluk ve anlamsızlık duygusuna, kim olduğunu, ne olduğunu tanımlayamayışına ve kalabalıkların içindeki yalnızlığına bizler hastalık demeyiz. Çünkü eğer bu hastalıksa BİZLER dahil hepimiz hastayız. Ve işin esas komik tarafı bu hastalığında bir ilacı ve tedavisi yok. Bu sorunların çözümü ise&lt;br /&gt;sadece ve sadece kişinin ruh dünyasına misafir olabilmek ve onu duygusal,&lt;br /&gt;ruhsal, psikolojik bir eğitimden geçirmek sureti ile mümkün oluyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;font-size:130%;"&gt;Bu, kişiye derin duygusal ilişkiler kurabilecek beceriyi kazandırır. Sorunlar karşısında analitik düşünebilme ve çözümleyebilme becerisi gelişir. Duygularını yaşam içerisinde olumlu bir şekilde dışarı verebilmesini sağlar. Kendisini, çevresini analiz edebilmesini ve kendi yaşamının anlamını, yine kendisinin bulmasını sağlar. Buda bizlerin işidir. &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Çünkü aldığımız eğitim bize insanın hastalıkta öte bir varlık olduğunu öğretti. &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Garamond;"&gt;Sağlık sevgi ve güvenle kalın..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-7322884033466414039?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/7322884033466414039/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=7322884033466414039' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/7322884033466414039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/7322884033466414039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/10/psikolog-mu-psikiyatr-mi.html' title='PSİKOLOG MU? PSİKİYATR MI ?'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-1443783063162261064</id><published>2008-10-05T13:22:00.001+03:00</published><updated>2008-10-05T13:24:05.357+03:00</updated><title type='text'>karışık duygular hissetme</title><content type='html'>&lt;p style="color: rgb(153, 51, 153);" align="justify"&gt;       Karışık Duygulanım&lt;/p&gt;En az        bir hafta süre ile hemen hemen her gün hem mani hem de depresyon tanıları        konulabilecek düzeyde yakınmaların yaşandığı bir durumdur. İki uçlu        duygu-durum bozukluğu hastalarının yaklaşık 1/3 ünde bu teşhisin söz        konusu olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Karışık (karma) duygu-durum epizodu ölçütleri:&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      1- Hem mani atağı hem de major depresyon atağı ölçütleri bunların süre        ölçütleri dışında , en az bir hafta boyunca, neredeyse her gün        yaşanmalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2- Bu duygu-durum bozukluğunun yakınmaları kişide mesleki ya da toplumsal        işlevsellikte belirgin bozukluğa yol açabilecek, kişilerle ilişkilerde        sorunlara neden olabilecek, kendine veya çevresindekilere zarar verecek        davranışları önlemek amacıyla hastaneye yatırma gereksinimi        hissedilebilecek ya da olası psikotik belirtilere yol açabilecek düzeyde        olmalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3- Belirtiler bir madde, ilaç, tedavi ya da başka bir vücutsal hastalığa        bağlı olmamalıdır.&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Görünüm şekli: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerde kısa süreli gelip geçici ağlama hali,çökkün bir        duygu-durum,hatta öz kıyım düşünceleri mani atağı belirtilerinin en yüksek        olduğu dönemde ya da maniden depresyona geçiş evresinde görülebilir.        Ayrıca depresyon esnasında kişide düşünce akışında aşırı hızlanmanın        olması da diğer bir görünüm şeklidir. Bu kişilerde sinirlilik, panik        atakları, yüksek sesle ve araya girilemeyen,durdurulamayan konuşma ,        saldırganlık hali, öz kıyım düşünceleri, uykusuzluk, büyüklük düşünceleri        ve aşırı cinsel eylem ve düşünceler yanında kötülük görme sanrıları,        davranışlarının farkında olmadığı bulanık bir bilinç yapısı        görülebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Daha çok gençlerde ve 60 yaş üzeri kişilerde görülmektedir. Sıkıntı        düzeyleri daha çok olduğundan dolayı tedavi için daha çok        başvurmaktadırlar.&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Karma duygu-durum bozukluğunun önemi: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      Bu durumun manik özellikleri şiddetli belirtilerle ( duygu-durumda        dalgalanmalar, yoğun kaygı, suçluluk düşünceleri, psikotik belirtiler )        seyretmektedir. Bu tip duygu-durum bozukluğunda manik belirtiler de        bilinen maniye göre daha uzun sürmektedir. Bu hastalarda intihara da daha        yüksek oranda rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;&lt;br /&gt;      Birlikte bulunabilen psikiyatrik rahatsızlıklar: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Alkol-madde kötüye kullanımı&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Obsesif-kompulsif bozukluk&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Migren, konvulsiyonla seyreden bazı hastalıklar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Tedavi: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlığın tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi kullanılmaktadır.        Tedavi ilkeleri depresif bozukluklardaki gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="color: rgb(153, 51, 153);" align="justify"&gt;       Karışık Kaygılanım&lt;/p&gt;Bu        bozukluk aşağıdaki maddelerin varlığı halinde teşhis edilebilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      A-En az bir ay süresince devamlı olarak ya da tekrarlayarak varlığını        sürdüren keyifsizlik, mutsuzluk,huzursuzluk gösteren bir duygu-durum hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      B- Bu mutsuzluk-huzursuzluk içeren duygu-durumun, en az bir aydır varolan        aşağıdaki belirtilerden en az dördüne eşlik etmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Bir konu ya da aktiviteye konsantre olmada (yoğunlaşmada) güçlük çekme        ya da zihnin boşluğa girmesi, şaşkınlık durumu.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2- Uykuya dalma güçlüğü ya da sabah kalkılınca yorgun kalkma,dinlendirici        olmayan bir uyku.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3-Bitkinlik ve enerji düzeyinde azalma hissi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      4- Sinirlilik, huzursuzluk, en ufak şeyden gerilim hissetme, aşırı        tepkisellik hali (irritabilite).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5-Üzüntü ve kederlilik hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      6-Gözyaşının hemen akmaya hazır olması, kolayca ağlama.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      7-Yerinde duramama, sıkıntı ile bir oraya, bir buraya gezinme hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      8-Daima olabilecek olayların en kötüsünü beklemek, en olumsuzu ile        karşılaşabileceğini hissetmek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      9-Ümitsizlik, geleceğe yönelik genel bir kötümserlik, umutsuzluk hissi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      10-Özgüvende düşüklük, kendini değersiz hissetme hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      C- Bu yakınmalar kişide belirgin bir sıkıntı ve gerilime yol açmalı ya da        kişinin mesleki , toplumsal ya da diğer işlevsellik alanlarında        bozulmalara yol açmalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      D- Yakınmalar başka bir madde ya da genel vücutsal bir hastalığın etkisi        nedeniyle oluşmamalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      E- Bu ölçütler herhangi bir depresif bozukluğu, kaygı bozukluğunu ya da        başka bir psikiyatrik bozukluğu karşılamamalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Depresyon ya da kaygı bozukluklarına göre daha uzun sürme eğiliminde olup,        kişilerin işlevsellikleri de bunlara göre daha olumsuz yönde        etkilenmiştir. Bu bireylerde gene diğer iki bozukluğa göre daha ileri        düzeyde kişilik bozukluklarına rastlanabilmektedir.Gerilimin arttığı        dönemlerde bu kişilerde rahatsızlık, yerini depresyon ya da panik bozukluk        gibi bir kaygı bozukluğuna bırakabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yurtdışında yapılan çalışmalara göre toplumdaki yaygınlığı % 1 olarak        bulunmuştur. Kadınlarda erkeklere oranla dört kat daha fazla        görülmektedir.&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Oluş sebepleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerde noradrenerjik sistem etkinliğinde artış, GABA ve serotonin        ile ilgili anormallikler söz konusudur.Otonom sinir sistemi dediğimiz        istemsiz olarak çalışan iç organlarımızı idare eden sistemin aktivitesinde        artış sonucu sindirim ile ilgili yakınmalar gözlenebilir. Bu bireylerde        birbiriyle ilişkili olan hipotalamus, hipofiz ve böbreküstü bezlerinde        aktivitede artış gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Etkilenen kişilerde , rahatsızlığın başlangıcı öncesinde kendileri ya da        yakın çevreleri ile ilgili kayıp yaşantıları, korku, gerilim, fiziksel ya        da duygusal tehdit yaşantıları içinde oldukları gözlenmiştir.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;&lt;br /&gt;      Tedavi: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlığın tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi kullanılmaktadır.        Tedavi ilkeleri kaygı bozuklukları ve depresif bozukluklardaki gibidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-1443783063162261064?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/1443783063162261064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=1443783063162261064' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/1443783063162261064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/1443783063162261064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/10/kark-duygular-hissetme.html' title='karışık duygular hissetme'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-2926621897615919119</id><published>2008-10-04T01:45:00.001+03:00</published><updated>2008-10-04T01:46:58.439+03:00</updated><title type='text'>Bipolar Nedir?</title><content type='html'>Bipolar bozukluk, bazen üzüntü ve durgunluk, yani &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;; bazen de hem bedensel hem de zihinsel bakımdan aşırı uyarılmışlık hali, yani mani nöbetleri ile seyreden bir rahatsızlıktır. Günümüzde ilaçla kontrol altına alınabilmekte, hatta nöbetlerin ortaya çıkması önlenebilmektedir.&lt;br /&gt;Manik depresif hastalık, oldukça ciddi bir ruhsal rahatsızlıktır. Dönem dönem ortaya çıkan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;, yani durgunluk, üzüntü ve karamsarlığın egemen olduğu (intihar arzusu da görülür) bir ruh hali ile mani, yani aşırı hareketlilik, coşku (aşırı neşe ya da sinirlilik biçiminde) nöbetleri ile seyreder.&lt;br /&gt;Genellikle hem durgunluk hem de coşku uç noktalardadır ve uzun sürelidir. Bir başka deyişle ruhsal durumdaki olağan günlük değişikliklerden çok farklıdır ve hastane tedavisi gerektirir. Genellikle bahar aylarında ortaya çıkar. Hastalık aşağı yukarı her zaman mani ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; dönemleriyle seyrederse de yalnızca mani ya da yalnızca &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; olarak (ünipolar) görüldüğü de olabilir. Nöbetler arasında kişi bütünüyle normaldir.&lt;br /&gt;Nedenleri&lt;br /&gt;Bu rahatsızlık psikiyatride "afektif psikozlar" sınıfına girer. Bunun anlamı, hastalığın duygulanım ya da duyguların uç noktalara vardığı ruhsal değişikliklerden oluşmasıdır. Olası nedenlerden biri, duygulanımlarımızı denetleyen hormon mekanizmalarındaki bir bozukluktur. Beyinde ruh haliyle ilgili iki kimyasal madde vardır. Bunlardan biri serotonindir ve miktarın azalması ruh halinde kararsızlık ya da değişkenlik yaratır. Öteki kimyasal madde norepinefrindir ve duygulanımın türünü etkiler: Düşük düzeyi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;la, yüksek düzeyi ise mani ile ilgilidir.&lt;br /&gt;Belirtiler&lt;br /&gt;Hastalığın özelliği, belli aralıklarla (Bu sürelerde kişi bütünüyle normaldir) ortaya çıkan, birbirinin karşıtı özellikte mani ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; nöbetleriyle seyretmesidir. Mani, kişinin hem fizik hem de ruhsal bakımdan aşırı hareketli ve uyarılmış bir halde bulunmasıdır. Mani nöbetindeki kişi aşırı heyecanlıdır, bütün bedensel süreçleri hızlanmış gibidir: Çok hareketlidir, çok konuşur ve eğer mani neşeli bir ruhsal zemine sahipse gülme, şarkı söyleme, abartılı boyutlarda neşe gösterileri görülür.&lt;br /&gt;Hastaların bu dönemde kazançlarının üzerinde para harcadıkları, çevresindekilere armağanlar verdikleri görülür. Mani giyim kuşama da yansır. Rengarenk giysiler, abartılı makyaj göze çarpar. Düşünce akışındaki hızlanma çağrışımların artmasına neden olur. Hızlanan çağrışımlar sonucu hastanın konuşması, dinleyenlerin izlemede güçlük çekeceği ölçüde "daldan dala atlar" niteliktedir.&lt;br /&gt;Ne var ki mani her zaman neşeli bir zeminde seyretmez. Öfke duygularının egemen olduğu mani nöbetleri de vardır. Bu durumda hasta saldırganlaşır, çevresindeki herkese kızgın olduğundan tehlikeli bir hale gelir. Mani nöbetlerine sabuklamalar da eşlik edebilir. Büyüklük sabuklaması, mistik sabuklamalar (kendini peygamber sanma), perseküsyon sabuklamaları (herkesin kendisine kötülük edeceğini düşünme, casusların peşinde olduğunu sanma) gibi. Öteki uç, maninin tam karşıtı olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;dur. Manideki her özelliğin tersi görülür: Durgunluk, karamsarlık, üzüntü ve intihar isteği. Durgunluk hem fiziksel hem de zihinsel durgunluk biçimindedir. Düşünce akışı yavaşlar, konuşma ağırlaşır, suskunlaşır. Hasta sürekli ağlar, karamsar düşünceler içindedir, iştahı kesilir. Bazı vakalarda hiç yemek yememe gibi yaşamsal tehlike de ortaya çıkar (intihar riski bir başka tehlikedir); uykusuzluk ve sıkıntı görülür. Yaşama ilişkin bütün ilgilerini yitiren hastalar derin bir umutsuzluk içine düşerler. Böylesine durgun bir biçimin yanı sıra "ajite &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;" denilen bir tablo da görülebilir. Genellikle mani ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; nöbetleri kendiliğinden ve daha çok bahar aylarında ortaya çıkar ve tedavi edilmezse haftalar, aylar boyunca sürer.&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Gerek mani, gerekse &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; tehlikeli olabilir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt;da, özellikle de hasta iyileşmeye başladığında, intihar riski yükselir (hasta iyileştikçe intiharı gerçekleştirmek için gerekli gücü kazanır). Yeme ve içmeyi reddetme de, tedavisiz kaldığında ölümcül olabilir. Nöbetlerin iki türü de tedaviyle iyileştirilir. Manide yatıştırıcı ilaçlar, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;da antidepresanlar kullanılır. Çoğunlukla da hastanede tedavi gerekir.&lt;br /&gt;Bu hastalığın tedavisinde, hem mani hem de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; nöbetini tedavi eden, daha da önemlisi önleyen bir ilaç bulunmuştur. Lityum karbonattan oluşan ilaç, yaygın bir biçiminde kullanılmaya başlanmıştır. Ancak ilacın doktor gözetiminde kullanılması ve tahlili yapılması gerekmektedir. Kan tahliliyle kandaki lityum düzeyi ölçülerek, toksik doza ulaşması önlenir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-2926621897615919119?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/2926621897615919119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=2926621897615919119' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/2926621897615919119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/2926621897615919119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/10/bipolar-nedir.html' title='Bipolar Nedir?'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-5390492040556033143</id><published>2008-10-04T01:43:00.001+03:00</published><updated>2008-10-04T01:45:37.735+03:00</updated><title type='text'>Siklotimik Bozukluk</title><content type='html'>Hafif derecede mani ve orta derecede &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; dönemlerinin bulunduğu hafif şiddette bipolar bozukluktur. Belirtiler en az 2 yıl boyunca olmalıdır. Kadın ve erkekte eşit sıklıktadır.&lt;br /&gt;Depresif hastaların %15'inde intihar olur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt; tedavi edilmezse 10 ay sürer. Manik atakların yaklaşık yarısı tekrarlar. Manik atak 3-6 ay sürer (tedavi edilmezse). Tedavide ilaç tedavisi, psikoterapi, şok tedavisi kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dip notlar:&lt;br /&gt;Mani&lt;br /&gt;Dengesiz ve kontrol edilemeyen davranışlar, aşırı para harcama, aşırı cinsel uğraşlar, hareketlilik,uykusuzluk, aşırı enerji ile belirli birhastalıktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-5390492040556033143?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/5390492040556033143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=5390492040556033143' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5390492040556033143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5390492040556033143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/10/siklotimik-bozukluk.html' title='Siklotimik Bozukluk'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-8254897221568073931</id><published>2008-10-04T01:42:00.000+03:00</published><updated>2008-10-04T01:43:36.961+03:00</updated><title type='text'>Distimik Bozukluk</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Distimik&lt;/span&gt; Bozukluğun başlıca özelliği, en az 2 yıl, hemen her gün, yaklaşık gün boyunca süren, kronik &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresif&lt;/span&gt; bir duygudurumun varlığıdır. Bu insanlar kendilerini kederli ya da hüzünlü olarak tanımlarlar. Çocuklarda irrite hal ile ortaya çıkabilir. Bir yıl sürmesi durumunda bu tanıyı alabilir (DSM IV). İştahsızlık veya aşırı yemek yeme, uykusuzluk ya da aşırı uyku uyuma, enerjinin düşük olması, yorgunluk, benlik saygısının düşmesi, düşünceleri yoğunlaştıramama, umutsuzluk duyguları ve karar vermede güçlük çekme görülür. Bu kişiler sürekli kendilerini eleştirirler ve ilgileri azalır. Kendilerini yetersiz bulurlar, çekici hissetmezler. Bu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresif&lt;/span&gt; durum bir parçaları olduğu için de, sorulmadıkça yakınmazlar; çünkü hep böyledirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yıl içinde ( çocuklar ve ergenler için 1 yıl ) iyi hissedilen ara dönemler, 2 aydan daha uzun sürmez.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresif&lt;/span&gt; durum toplumsal ve mesleki alanda, üretkenlikte sıkıntıya neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Distimik&lt;/span&gt; bozuklukta en sık yetersizlik duyguları, genel bir ilgi kaybı ve hiçbir şeyden zevk alamama, toplumdan uzaklaşma, suçluluk duyguları ya da geçmişle ilgili düşüncelere dalmalar, yaşam etkinliklerinde ve üretkenliğinde azalma, etkin olamama görülür; ayrıca hızlı göz hareketleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailelerinde Majör &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresif&lt;/span&gt; Bozukluk olanlarda daha sık görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarda her iki cinste eşit görülür. Çoğu kez okul başarısında ve toplumsal etkinliklerde bozulmalara neden olur. Bu çocuklar irrite, ters, huysuz ve “asabi” dirler. Benlik saygıları ve toplumsal becerileri düşüktür; karamsardırlar. Kadınlarda erkeklerden 2 – 3 kat fazla görülür. Sıklıkla Kişilik Bozukluğu’yla birlikte görülebilir. İlaç tedavisinde anti-depresanlardan yararlanılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-8254897221568073931?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/8254897221568073931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=8254897221568073931' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/8254897221568073931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/8254897221568073931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/10/distimik-bozukluk.html' title='Distimik Bozukluk'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-5284471956245551089</id><published>2008-10-03T21:07:00.001+03:00</published><updated>2008-10-03T21:14:04.990+03:00</updated><title type='text'>Psikosomatikf Bozukluk ( sindirim - yeme )</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Sindirim sistemini ilgilendiren hastalıkların stres ve psikiyatrik durum        ile bağlantısı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;       &lt;br /&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;a- Irritabl bağırsak sendromu ( spastik kolit,        membranoz kolit):&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yurtdışında yapılan çalışmalara göre nüfusun ortalama olarak % 15 inde        görülmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla üç kat daha fazla        görülmektedir. Daha çok 45-64 yasları arasında görülmekteyse de yakınmalar        erişkinliğe geçiş ya da erken erişkinlik döneminde başlamaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Belirtiler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Disk ilama ile rahatlayan karın ağrıları ya da dışkının kıvam ve        miktarında değişiklikler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2- Aşağıdakilerden en az 2 sinin varlığı ile birlikte olan dışkıda bozulma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      a- Dışkılama aralıklarında değişme ( haftada üçten az ya da günde üçten        çok)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      b- Dışkı seklinde değişme ( gecen zamanın % 25 inden fazlasında ya çok        sulu ya da çok katı yoğunlukta diski olması)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      c- Dışkının bağırsaktan geçişinde değişiklik (Gecen surenin % 25 inde        varolan acele disk ilama isteği ya da tam olarak dışkılama ihtiyacını        giderememe hissi.)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      d- Dışkı ile birlikte mukus ( sümüksü sıvı) gelmesi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      3- Aşırı bir gaz hissi ya da karında gerginlik hissinin olması.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlık fazla miktarda işgünü kayıplarına yol açmaktadır.Hastalarda        ayrıca baş, sırt, kas, alt karın ağrıları ve boğazda yanma, cilt        döküntüleri, aşırı adet sancıları, çarpıntılar,derin nefes alıp verme,        kaygılar, sersemlik hissi, idrar yaparken sancı, halsizlik, terleme,        yineleyen idrar yapma ihtiyacı ,avuç terlemeleri hissedebilmektedirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlıkta bağırsağın hareket sistemine ait işlev bozukluğu on planda        düşünülmektedir. Bu durumda normalde dakikada 6 olan bağırsak ritmi 3 e        inmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Vakaların yarısından çoğunda çevresel stres etkenlerinin mide- bağırsak        belirtilerini tetiklediği bildirilmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu stres etkenlerinin de erkeklerde mesleki ; kadınlarda ailesel kökenli        olduğu belirlenmiştir. Bu kişilerde küçük yasta anne-baba kaybı,        cinsel-fiziksel taciz gibi travma tik olaylara daha çok rastlanmıştır. Bu        kişilere verilen değerlendirme ölçeklerine göre &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;, kaygı,        kisilerarasi duyarlılık, somatizasyon ve düşmanlık puanları yüksek çıkmış,        başka bir ölçekte de histeri, hipokondriazis ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; puanları yüksek        çıkmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Araştırma sonuçlarına göre rahatsızlıktan etkilenen bireylerin % 22 sinde        hayatları boyunca bir duygu-durum bozukluğuna (depresif bozukluklar , mani        gibi) rastlanmıştır. Hastalığın aktif döneminde % 15 oranında majör        &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; saptanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Rahatsızlığın seyri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      5-8 yıl sure aralığı ile yapılan bir değerlendirmede hastaların % 85 inin        kısa surede belirgin olarak daha iyileştiği, % 67 sinin ise uzun bir sure        şikayetsiz kaldığı gösterilmiştir. Tedavide iyi gidisi gösteren işaretler        arasında erkek cinsiyet, hastalığın başlangıç suresinin çok uzun olmaması,        kabızlığın önde gelen yakınma olması, şikayetlerin ani bir mide-bağırsak        düzensizliği ile başlaması sayılabilir.&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu rahatsızlıkta psikiyatrik sorunların da ( depresif bozukluklar gibi)        daha fazla görülmesi nedeniyle uygulanan tedaviler sadece duygusal duruma        değil, sindirim yakınmalarına da olumlu etki yapmaktadır. Gevşeme        eğitiminin verilmesi ve bilişsel tedaviler ile genel gerilim düzeyinin        azaltılması da sindirim sistemine ait yakınmaların tedavisine yardımcı        olmaktadır. Stresle uygun bahsetme yollarının sağlanması ana        hedeflerdendir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;b- Pektik ülser:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Mide ve on iki parmak bağırsağının besinlerle temas eden, iç yüzlerinde        meydana gelen harabiyetlerdir. Bu zedelenmelerin boyutları genellikle 1        cm.den ufaktır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlığın sosyoekonomik düzeyin düşük olduğu kesimlerde daha çok        gözlendiği saptanmıştır. Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla ve        kentsel yerleşim alanlarında daha çok görüldüğü gözlenmiştir. Orta yas        üzerinde (45 yas sonrası) daha çok görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Oluş sebepleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Mide asidi ve sindirim enzimlerinin zararlı etkilerinden, mide duvarının        korunmasını sağlayan sistemin bozulması, bikarbonat ve mu kus denen        koruyucu sıvıların azalması veya ölen mide iç yüzeyi hücrelerinin sürekli        yenilenmesine dayanan sistemin yetersiz çalışması gibi vücudun kendine ait        sebepler rahatsızlığa yol açan etkenlerdir. Olaydan sorumlu diş etkenler        arasında ise Helicobacter pylori denen bir mikroorganizma, ayrıca çeşitli        ağrı kesici-romatizma ilaçları gibi mideye zararlı ilaçlar, büyük yanıklar        ve stres on planda gelmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Mide ülserinde midenin salgıladığı asit miktarı normalden az iken; on iki        parmak bağırsağı ülserlerinde asit üretimi artmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Stresli hayat koşulları ile peptik ülser arasında yakın ilişki        saptanmıştır. Bu durum hem hastalığın erken , hem tekrarlayarak uzamış        evrelerinde ve karin boşluğuna yırtılıp açılma hallerinde görülmektedir.        Savaşlar ve çatışmalar esnasında askerlerde yoğunluk kazanmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yapılan araştırmalara göre stresler ile mide asit salgılanması ve mide        hareketleri artmakta,bikarbonat salgısı ise azalmakta, hastalığa zemin        hazırlamaktadır. Kişinin hedeflerini gerçekleştirmek konusunda uzun sureli        olarak yasadığı hayal kırıklıkları yine de ülser başlangıcı ve        tekrarlamasında etkili olduğu görülmüştür.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Peptik ülser yakınmalar&lt;/span&gt;ı&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Karin bölgesinde yanma seklinde keskin ağrı, genellikle yemeklerden 1-3        saat sonra başlamaktadır. Ağrı besin ya da antiasit denilen ilaçlarla        azalmaktadır. Bu yakınmalar nedeniyle uykusuzluk , zayıflama, bulantı,        hazımsızlık, şişkinlik görülebilmektedir. Bazen kanama görülebilmekte, bu        dışkıda belirlenebilmekte, ileri dönemlerde kansızlığa yol açabilmektedir.        Teşhis endoskopi ve rontgen tahlilleri ile konabilmektedir. Tedavi        edilmeyen vakalarda mide- oniki parmak bağırsağı delinmeleri oluşup, acil        cerrahi girişim gerekmekte, bu evrede de ameliyat edilmezse peritonit        (karin zari iltihabi) ile olum görülebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Mide ic yuzune zararli etkenlerin kesilmesi ( ağrı kesici-romatizma        ilaçları,sigara gibi) ,psikososyal sorunlarin giderilmesi, varsa baska        vucutsal hastaliklarin tedavisi ve H. pylori adli mikroorganizmaya karsı        tedavi uygulanmaktadır.Psikoterapi ile hastanın kendini, çevresini ve        hayatı algılayışı olumlu bir yöne çevrilmekte, streslere karsı savunmaları        güçlendirilmekte ve dengeli ortamı oluşturulması hedeflenmektedir.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;c- İltihabı bağırsak hastalıkları:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu gruba Crohn hastalığı ve ulseratif kolit girmektedir. Amerika'da        yapılan araştırmalara göre Crohn hastalığı yüz bin kişide 3-7; ulseratif        kolit ise yüz bin kişide 3-15 arasında görülmektedir. Rahatsızlıklar        kadınlarda ve genç erişkinlerde daha çok görülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Crohn hastalığı ağızdan anüse dek sindirim sisteminin herhangi bir        bölümünü tutabilmekte , iç yüzeyde ülserler, diş yüzeyden Apseler ,        delinmeler, diğer organlara yapışmalar yapabilmektedir. Ulserztif kolit        ise başlıca bağırsağın iç yüzeyinde görülmektedir. Her iki rahatsızlık ta        da ishal, karnin sağ alt kısmında kramp seklinde ağrı, kilo kaybı ile        seyretmektedir. Ulseratif kolitte makattan kanama görülebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastaların % 10 kadarında ayrıca bağırsak dişi organlarda da belirtiler (        ateş, kansızlık, eklem sertlikleri- arterit,karaciğer hastalıkları, deride        iltihabı döküntüler) gelişebilmektedir.Ulseratif kolitlilerde ileri        donemde bağırsak kanseri gelişebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastaların daha çok obsesif- kompulsif , bağımlı, narsistik tipte kişilik        yapıları vardır. Kişiler duygusal acıdan olgun olmayıp.ayrılmalara çok        duyarlı ve belirgin bağımlılık gereksinimleri olan , sürekli çevreden        istekleri olan,çevrelerinden gelen mesajları reddedilme olarak algılayıp,        duyarlılık gösteren kişilerdir. Bu kişilerdeki önemli ayrılıklar        hastalığın şiddetini arttırabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastalıkta &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; ve kaygı artmıştır.Bu artış hastalığın şiddeti ile        doğru orantılı olarak artmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastaların 2/3 ünde en az bir kez operasyon gerekmektedir.Ulseratif        kolitlilerin 1/5 inde tüm kalın bağırsağın çıkarılması ameliyatına        gidildiği gözlenmiştir.&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastada gerekli cerrahi girişimlerin yapılması, damardan beslenme,        iltihabı durumla mücadele için uygun ilaç tedavileri yanında psikiyatrik        tedavi ( gelişebilecek &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; , psikoz ve su-yüz denge bozuklukları        nedeniyle delirium denen durum nedeniyle) uygulamak gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Psikosomatikf Bozukluk&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;       &lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;       Kalp-damar hastalıklarının stres ve psikiyatrik durum ile bağlantısı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#000000;"&gt;       Psikiyatrik hastalıklar dolaylı yoldan etkili olarak kalp hastalıklarına        yol acarlar ( sigara içmek, yüksek yağ oranlı diyetler,fazla alkol        tüketimi gibi ), ayrıca doğrudan etki ile de kalp hastalıkları        gelişebilmektedir. Bu vücutsal şikayetlerin daha fazla şiddette        hissedilmesi ya da hastalığın oluş mekanizmasını hızlandırmak seklinde        olabilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kalp hastalığından ani olum vakalarının , kişilerin gerilimli donemler        yasadığı , depresif yakınmaların olduğu dönemlerle paralellik gösterdiği        gözlenmiştir. Bazı kişilerde de kalp hastalığı olmadan göğüs ağrısı ve        çarpıntı yakınmaları depresif bozukluklar ya da kaygı bozukluklarında        görülebilmektedir. Stres damar daralmaları ile kalp dokusunda kanlanmada        azalmalara, enfarktüslere, kalp yetmezlikleri, kalp atımlarında        düzensizliklere, yüksek tansiyon, düşük tansiyon, kalp kapak hastalıkları        ve beyin-damar hastalıklarına yol açmaktadır.Kalp- damar hastalıklarının        oluşumunda ruhsal sorunların önemli bir yeri vardır. Bu çerçevede iki        hastalıktan bahsedelim.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;       Korner kalp hastalığı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#000000;"&gt;      &lt;br /&gt;      Stresle birlikte sempatik sinir sistemi çalışmasında artış olmakta ,        böbreküstü bezinden fazla miktarda adrenalin salgılanmaktadır. Bunun        salgılanması da kan basıncı, kalp atim ve solunum şayisini arttırmakta,        kan seker düzeyini yükseltmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1959 yılında önerilen bir modele göre "A tipi" kişiliğe sahip bireylerde (        hırslı, sabırsız, saldırgan, rekabetçi tavırları olan,sürekli zaman        darlığı yasayanlarda korner damar hastalığının daha yoğun görüldüğü        belirtilmiştir. Son çalışmalara göre ise bu tur tutumların , davranış        özelliklerinin psikiyatrik tedavi sonucu değiştirilmesi ile hastalıkta        yinelemeler ve olum hızı azaltılmıştır. Enfarktüs geçirip hastanede yatmış        kişilerde majör &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;un varlığı , 6 aylık bir izlen döneminde olum        riskini arttırmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Ani ölümlerle , rahatsız edici ani çevresel olayların arasında belirgin        ilişki gözlenmiştir. Kalp ritim bozuklukları nedeniyle tedaviye alınan        kişilerin % 21 inde , bu bozukluğun başlangıcında duygusal olaylara        rastlanmıştır. Sosyal destek eksikliğinin de korner hastalık riskini        arttırdığı belirlenmiştir&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastalarda mevcut yakınmalar nedeniyle, kalbi besleyen korner damarlarda        darlık ya da tıkanma varlığını araştırmak amaliyle yapılan anjiografilerde        , kişilerin % 10-30 unda korner arterlerde bir sorun olmadığı        gözlenmiştir. Bu bulguya rağmen kişilerde göğüs ağrısı ve mesleki-sosyal        sorunlar psikiyatrik durum nedeniyle devam etmektedir. Bu kişilerin %        40-50 sinin panik bozukluk hastalığı olduğu belirlenmiştir. Başka bir        çalışmada ise bu kişilerin % 35 inde majör &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;a rastlanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Göğüs ağrısı olan panik bozukluk hastalarında , korner hastalıklı kişilere        göre daha çok belirtiye rastlanmıştır. Bu kişiler sonuçta , kalabalık,        toplu tasım ve lokantalarda yemek yeme vs. gibi durumlara karsı kaçınma        davranışları geliştirmekte ve eve bağımlı hale gelebilmektedirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bazı kişilerde de hem panik bozukluğu, hem de kalp hastalığı        bulunmaktadır. Bu durumda bir panik atağı ile birlikte kişide kan basıncı        ve kalp atışlarında artış olmaktadır. Bu kalp kaslarında kullanılacak        oksijeni bitirmekte, kalp kaslarına giden kani azaltmaktadır. Sonuçta kalp        spazmı da denen "angına " şikayetlerine yol acmaktadır. Bu durum da bir        kısır döngü seklinde kaygı turu yakınmaları arttırmaktadır.Birlikte        bulunan panik bozukluğu olum riskini arttırmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Korner damar hastalığı gelişiminde etkili risk faktörleri arasında sigara,        kanda yüksek kolesterol düzeyleri ve yüksek tansiyon gelmektedir. Uzun        suredir varolan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; bu etkenlerin her birinin gelişiminde etkilidir.        &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt;lularda görülebilen yoğun kilo alim ya da kayıpları da korner        damarlara zararlı olmaktadır. Sigara içimi de çoğunlukla psikiyatrik        hastalıklarda görülen bir durumdur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Orta ya da yüksek düzeyde ümitsizlik düzeyleri olanlarda kalp-damar        hastalıklarından olum riski 1,5- 2,5 kat daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca        çevresel desteğin yetersiz olusu, düşük gelir düzeyi, es-aile kaybı da        olum riskini arttırmaktadır. Daha önce enfarktüs ( kalp krizi) geçirip,        yalnız yasayanlarda da olum riski yüksektir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Toplumdan uzak bir yasam ve günlük yoğun stres enfarktüsten olum riskini        arttırmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir duygu-durum bozukluğu olan 55 yas ve üzeri yas grubundakilerde 4 kat        daha çok doğal ölüme rastlanmıştır. Enfarktüs geçiren ve majör &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;        gelişen kişilerde, bu durumun gelişmediği kişilere göre 5 kat daha çok        oranda altı ay içinde ölüme rastlanmıştır. Psikolojik streslerin kanda        pıhtılaşmayı sağlayan trombositlerin de işlevlerinde artışa yola cip,        korner damarlarda tıkanma ve ölümlere neden olduğu saptanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Enfarktüsü izleyen iki ay içinde, kalp atim düzensizliği olan ve yüksek        oranda depresif yakınmaları bulunanlarda bir yıl içinde olum riskinin daha        yüksek olduğu görülmüştür&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Enfarktüs sonrası donem:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Korner bakim biriminde geçirilen birkaç günün sonunda psikolojik gerilimin        azalmaya başladığı belirlenmiştir. Kalpteki olayın öneminin farkına        varılması ve yeni durumda uyulması gereken kurallar nedeni ile &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;,        bazen de öfkeli, zarar verici davranışlar başlayabilmektedir. Hastalığı        yok sayma, kabul etmeme seklinde davranışlar yaşanabilmekte, bu da        mesleki, cinsel, fiziksel aktivitelerde uygunsuz ve ölüme götürebilecek        durumlara yol açmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Enfarktüslülerin ortalama yarısında depresif şikayetler görülebilmekte ,        ancak % 20 sinde majör &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;a rastlanmaktadır. Sadece depresif        şikayetleri olanlarda yakınmalar 3-4 ayda düzelirken, majör &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;da bu        sure uzamaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Enfarktüs sonrası donemde esin önemi çok büyük olup, duygusal yakınlık ve        destek verilmesi, yeni hayat düzenine uyum, bazı uygunsuz davranışların        terki, cevre ile ilişkiler gibi konularda psikiyatristin yardımcısı        konumuna gelmektedirler. Bu durumun olamadığı ailelerde, hastanın        algıladığı ağrı daha yüksek olmakta, tekrarlayan hastane yatışları        görülebilmekte, kişi kendini daha ağır hasta gibi hissetmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hipertansiyon ( yüksek tansiyon ):&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kan basıncının 160/90 mm Hg düzeyinin ( halk arasında bilinen sekli ile        büyük tansiyonun 16 , küçük tansiyonun 9 olması) üstüne çıkması durumunda        yüksek tansiyondan bahsedilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yurtdışında yapılan çalışmalara göre yetişkinlerin % 20 sinde yüksek        tansiyona rastlanmaktadır. Yüksek tansiyon kalp korner damar ve beyin        damar hastalıklarına yol açan en önemli etkenlerden biridir. Yurt dışında        yapılan araştırmalarda erişkin nüfusun % 30 kadarında yüksek tansiyona        rastlanmıştır. Bu duruma yol açan en önde gelen nedenlerden biri % 85        vakada rastlanabilen esansiyel hipertansiyondur ki, tam bir kaynağı        gösterilememektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yapılan çalışmalara göre bu grupta yüksek tansiyon ile kişilik yapıları ve        olaylarla bahsetme yöntemleri arasında ilişki saptanmıştır. Boyun eğici ve        öfkesini ifade etmede sorun yasayan kişilerde hipertansiyona        rastlanmıştır.&lt;br /&gt;      Başka bir çalışmada ise hem öfke ifadesinin bastırılması hem de aşırı öfke        ifadesi hipertansiyonda anlamlı ölçüde birliktelik göstermiştir.        Hipertansiyonda ilaçlı tedavi yanında gevşeme eğitimi ve psikoterapicin        etkili olduğu saptanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yüksek tansiyon ya hastaların % 10-15 inde bir böbrek, vücut iç salgı        sistemine ait, gebelik,, nörolojik ya da kalp hastalığına bağlı olarak        gelişmekte; ya da hastaların çok büyük bir kısmında olduğu gibi "esansiyel"        denen tiptir.Esansiyel hipertansiyon etkenleri arasında kalıtım, beslenme,        toplumsal ilişkiler ve psikolojik özellikleri sayabiliriz.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Kimlerde daha çok görülmektedir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir araştırmaya göre yüksek tansiyonluların kisilerarasi çatışmaları ve        iddiacılıkları yüksek kişiler olduğu görülmüştür. Bu kişilerde öfke daha        yüksek düzeylerde olup ,daha çok öfkelenme ile seyreden yaşantılar        görülmektedir. Geçmiş donem yaşantılarında fiziksel, duygusal ya da cinsel        tacizler, anne-baba ayrılığı, yokluğu, ailede ağır bir hastalık varlığı        gibi çocukluk cağı travmalarına rastlanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Daha düşük gelir ve eğitim düzeyi, daha az sayıda kardeşe ve A tipi        davranış yapısına sahip oldukları gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      A tipi davranış yapısının özellikleri :&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Yüz ifadesinde gerilim&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Konuşma esnasında her iki yana doğru hızlı göz hareketleri&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Hızlı ve çok sayıda istemsiz göz kırpma hareketleri ( dakikada 40 tan çok        saniyede )&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Diz sallama veya parmakları bir yere hızla tıklatma hareketleri&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Hızlı ve cümle sonundaki heceleri yutarak konuşma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -konuşma esnasında dudak saplatma seslerinin varlığı&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -tik benzeri hızlı bir şekilde kasları alnı kırıştırarak yukarıya kaldırma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -konuşurken bası sallama,bas hareketleri&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -konuşurken hava yutma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -mırıldanma,acele konuşma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -gergin bir duruş sekli&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -iç çekmeler&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -hızlı vücut hareketleri&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      - göz çukuru etrafında koyu renk değişimi&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -alin bölgesi ve üst dudakta terlemeler&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Bu tur bir yapıya sahip olduğu bilincinin kişide olması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Bir isi yaparken ,ayni zamanda başka bir aktivite veya düşünce ile de        meşgul olmak ( yemek yerken gazete okumak, araç kullanırken telefonla is        görüşmesi yapmak gibi)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Hızlı yemek,hızlı yürümek, herseli acele yapmak&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Zamanla yarışarak, tam vaktinde bitirmeye yönelik aşırı caba hali&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Çalışma ve ev hayatındaki temponun yavaşlatılması konusunda kişinin        esinden gelen öneriler&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      - Oturup,birsek yapmadan dinlenmek konusunda zorluk çekme&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Tik seklinde dişleri meydana çıkaracak kadar dudak kenarlarını geriye        doğru çekme&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Sinirli, gergin bir gülüş tarzı&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Elleri yumruk haline getirme, parmaklarla masaya vurma , el ve        parmaklarla oynayıp, fazla kullanma&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Patlayıcı, kesik, kuvvetli , genelde kulağa hös gelmeyen bir ses tonuyla        konuşmak&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Genellikle küfürlü ve acık-saçık sözlerle konuşmak&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu tip özelliklerin olduğu kişilerde yetersizlik duyguları ile birlikte        kendine verdiği değer ve özgüven azlığının da bulunduğu gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu tip yapının psikiyatrik acıdan tedavisi ile olumlu sonuçlar alınmakta        olup, konu ile ilgili çalışmalar halen sürmektedir&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;.&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-5284471956245551089?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/5284471956245551089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=5284471956245551089' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5284471956245551089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5284471956245551089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/10/psikosomatikf-bozukluk-sindirim-yeme.html' title='Psikosomatikf Bozukluk ( sindirim - yeme )'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-3156932063661115253</id><published>2008-10-02T21:22:00.000+03:00</published><updated>2008-10-02T21:23:07.206+03:00</updated><title type='text'>Kekemelik</title><content type='html'>Konuşma esnasında konuşmanın düzenli bir şekilde ilerlemesini bozan duraklama,  bazı ses ve sözcükleri yineleme ya da bir heceyi uzatarak söyleme ile giden ve  bazı kişilerde sosyal ortamlardan kaçınmaya yol açıp, kaygı ve üzüntü konusu  olan bir bozukluktur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Nelerden dolayı olabilmektedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı ailelerde gerilim düzeylerinin yüksek olması ve ortak bir özellik şeklinde  bu gerilimin nefes borusu ve ses tellerine iletilmesi ile ilişkili olabildiği ya  da beyindeki konuşma merkezi ile ilişkisi olduğu yönünde düşünceler  bulunmaktadır. Anne-babada obsesif-kompulsif kişilik yapısının varlığına da bu  bozuklukta işaret edilmiştir. Çocuklukta yaşanan endişe , gerilim ve korkuların  da etkilerinin olduğu düşünülmektedir. Bir görüşe göre kişinin çözümleyemediği  ve bilinçaltına doğru bastırdığı ruhsal çatışma, korku ya da isteklerinin  sonucunda oluşan nevrozların bir görünümü olarak düşünülmüştür. Hastaların %  40-60 kadarında ailelerinde kekemelik öyküsüne rastlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüntüleme çalışmalarında beyin kan akımlarında azalmalar ve bölgesel olarak  bazı alanlarda akımda düzensizlikler saptanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Hangi yaslarda baslar?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;% 3 oranında görülmektedir. Çocuklarda genellikle ailedeki daha küçük çocuklarda  görülmektedir. Erkeklerde kadınlara göre 3-4 kat daha çok görülmektedir.Ketsel  kesimlerde kırsala göre daha çok gözlenmektedir. En çok 2-7 yaş arasında  görülmekte olup, ortalama başlangıç yaşı 5 yas civarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha yaşlı kekemelik vakalarının daha çok durakladıkları, hava akımlarındaki  kesilmelerin , ses tellerine uygulanan basıncın, iletişim kurma korkularının  daha yüksek olduğu ve konuşma durumlarından kaçınmanın daha çok görüldüğü  saptanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak erkek çocukların kızlara göre daha karmaşık düzeyde kekelemelerinin  olup, daha çok kekeleyerek, daha az karşılarındakilerle göz göze gelmeye  çalıştığı, iletişim kurmaktan kaçındıkları, dolayısıyla tedavilerinin de daha  uzun sürdüğü belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı vakalarda erişkinliğe geçiş döneminde kaybolmakta, bunun dışında tedavi  edilmeyen vakalar omur boyu sürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Hangi durumlarda belirginleşir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancıların bulunduğu, kalabalık ortamlar, bir otorite konumundaki kişinin  karşısında, telefona yanıt vermek, birinden bir şey istemek, beklenmedik bir  durumla hazırlıksız bir şekilde karşılaşma gibi hallerde  belirginleşmektedir.Korktukları bu gibi durumlardan kaçınmaya çalışırlar.  Söyleyemedikleri bir sözcüğün yerine hemen bir eşanlamlısını getirerek cümleyi  tamamlamaya çalışırlar. Adları sorulduğunda yanıtlamakta güçlük çekebilirler. Bu  nedenle bu isleri yakınlarındakilere bırakırlar. Öğrenciler bu nedenle arka  sıralarda oturmaya çalışır, parmak kaldırmaz, konuşmalarda dinleyici olmayı  yeğler, yoklamalar alınırken geç yanıt verirler, ya da el kaldırarak kaçınma  davranışı gösterirler. Daha çok mimikleriyle yanıt vermeye eğilimlidirler. Yeni  bir şey söylemek ya da istemek yerine başkaları ile ayni fikirde olduklarını ya  da ayni şeyi istediklerini belirtirler. İstediklerini değil, söylemesi kolay  olan şeyleri ısmarlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoldaki bir görevliye, polise adres sormak için durduklarında ilk sesi  çıkartmakta güçlük çekebilirler. Bu durumlarda konuşmayı kolaylaştırmak ve o  sesi çıkarabilmek için el veya ayağı sallama, ayağı yere vurma, bas ve boyun  hareketleri, göz , kas ve dudak hareketleri gibi tikler eslik edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 0, 204);" &gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davranış düzenlenimi, nefes alıştırmaları, gevşeme teknikleri, konuşma terapisi  (konuşmanın yavaşlatılması,konuşma başlangıcının kolaylaştırılması, ses düzey  kontrolü gibi) yapılmalıdır. Bazı vakalarda antidepresan ve anksiyolitik  tedavileri faydalı olmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-3156932063661115253?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/3156932063661115253/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=3156932063661115253' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/3156932063661115253'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/3156932063661115253'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/10/kekemelik.html' title='Kekemelik'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-8766878773171857819</id><published>2008-10-02T21:16:00.000+03:00</published><updated>2008-10-02T21:22:10.254+03:00</updated><title type='text'>Kleptomani ( zorlantılı çalma hastalığı)</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Kleptomani ( zorlantılı çalma hastalığı )&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İhtiyacı olmadığı, hemen  kullanmayacağı halde ve maddi değeri nedeniyle satma düşüncesi olmadan bir takım  nesneleri izinsiz olarak alarak, onlara sahip olma şeklinde bir dürtü kontrol  bozukluğudur. Kişinin aslında o malı satın alabilecek yeterli maddi birikime  sahip olduğu, ancak buna rağmen bu davranışı gerçekleştirdiği gözlenmiştir. Bu  davranış daha önceden düşünülmemiş ve planlanmamış olup, aniden  gerçekleştirilir. Bu davranış birinden intikam alma amacıyla yapılmamıştır.  Birey bu davranışın yanlış ve uygunsuz olduğunun bilincindedir. Kişiler bu  davranışı gerçekleştirmek için başkalarından yardım istemezler. Tarihte Fransa  kralı 4. Henry ve Sardunya kralı Victor un bu özelliklere sahip olduğu  bilinmektedir.&lt;br /&gt;Rahatsızlığın çocukluk yaşlarında başladığı belirlenmiştir. Kişi bu davranışı  gerçekleştirmeden önce, yoğun bir gerilim hisseder. Bu davranış akabinde,  mutluluk, rahatlama ve büyüklük hissi içine girmektedir.&lt;br /&gt;Rahatsızlık hakkında yapılan çalışmaların azlığı ve bu durumların kişiler  tarafından gizlenmesi ve bu durumu gerçekleştiren kişilerin sağlık  hizmetlerinden çok, adli makamlara sevk edilmeleri nedeniyle gerçek sıklığı tam  olarak bilinemese de bin kişide altı kişide rastlandığı saptanmıştır. Yakalanan  dükkan hırsızlarının % 5-25 inde saptanmıştır.&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaların genel özellikleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık dört kat daha sık görülmektedir. Cinsiyetler  arasındaki oranın bu kadar yüksek olmasının bir nedeni de, erkeklerin böyle bir  durumda çoğunlukla hastaneler yerine cezaevlerine gönderilmeleri olabilir.  Kadınlarda ortalama olarak 30-35 yaşta; erkeklerde 50-55 yaşta daha sık  görülmektedir. Hem erkek hem de kadınlarda diğer dürtü kontrol bozuklukları  rahatsızlığa eşlik edebilir. Erkeklerde daha çok piromani (dürtüsel olarak ateş  yakıp, yangın çıkarma) ve hastalık derecesinde kumar oynama ve tekrarlayıcı  patlayıcı davranım bozukluğu ile bir arada iken; kadınlarda trikotilomani (  dürtüsel olarak saç ve vücut tüylerini yolma hastalığı) ile beraber  bulunabilmektedir. Rahatsızlık sosyoekonomik düzey ile doğrudan ilişkili  olmayıp, bu durumdaki kişinin sosyokültürel düzeyi yüksek de  olabilmektedir.Kişiler bu davranışlarına engel olabilmek için sosyal hayatlarını  kısıtlayabilir ve çevrelerinden uzaklaşabilir, alışveriş yapmamaya  çalışabilirler.&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığa neden olabilecek etmenler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk döneminde yaşanan olumsuz koşulların sonucu gelişen kayıp yaşantıları  önemli etkenler arasındadır. Kleptomanik davranışlar da bunların etkisini  gidermeye yöneliktir. Bilinçaltındaki bu anıların kişiyi zorlaması ile oluştuğu  düşünülmektedir. Bu kişilerin çocukluklarındaki aile hayatlarının oldukça  travmatik ve sorunlu olduğu saptanmıştır. Bu bireylerde narsisistik (kendine  olan sevgi,ilgi ve destekler) kırılmaların, özgüven yaralanmalarının sonucu  olarak ortaya çıktığı da düşünülmektedir. Kişinin özsaygısı ve değerliliğine  yönelik yapılan saldırılar, ilerleyen dönemlerde kişinin olgun bir benlik yapısı  geliştirmesine engel olur ve bu tür davranışlara zemin hazırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kleptomani eylemleri bir kayıp yaşantısını izleyerek de gelişebilmektedir. Bu  duruma kadınlarda çocukların evden uzaklaşması; erkeklerde andropoz döneminde  rastlanabilir. Kadınlarda gerilimin arttığı adet dönemleri ve hamilelik  dönemlerinde bu tür eylemler artmaktadır. Özellikle bizim toplumumuzda hamile  kadınlarda başkasının evinde misafir iken, yiyecek maddelerine karşı olan bu  davranış ilgi çekicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür davranışlarda odaklanılan maddeler kişi için cinsel bir anlam da  taşımaktadır. Çok etkileyici bir parfüm ya da kişi için cinsel anlam ifade eden  bir kitap kolayca çanta ya da elbise içine girebilmektedir.Bu kişilerde sıklıkla  cinsellikle ilgili sorunlara da rastlanabilmektedir. Çeşitli psikiyatrlara göre  çocukta 3-5 yaş arasında gözlenen ve Freud tarafından “fallik dönem” olarak  adlandırılan, çocuğun cinsel organlara yönelik ilgi ve hareketlerinde artışın  olduğu dönemlerde karşılaşılan sorunlarla ilişkili olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Freudun ruhsal yapı modeline göre, kişide doğuştan geldiği düşünülen ve her an  istediği herşeyi fütursuzca yaparak haz almayı hedefleyen altbenlik (id) ile;  anne-baba ,öğretmen vb gibi otorite konumundaki kişilerin ahlak anlayışlarının  etkisi ile oluşturulup,bunun tam tersi bir şekilde “hiçbir yerde ve asla”  şeklinde hareket eden kişinin topluma uyumu için kişinin istek ve eylemlerine  sınır koyan üstbenlik (superego) ve bunların ikisi arasındaki dengeyi sağlayan  asıl uygulayıcı güç olan benlik (ego) arasında düzenli bir danışma ve uzlaşma  olmalıdır. Kleptomani davranışları gösteren kişilerde bu düzenli işleyişin  bozulduğu ve üstbenliğin etkisini çok arttırarak , acımasızlaştığı ve kişinin  kendisini suçlamak, cezalandırmak, küçük durumlara düşürmek için bu tür  hırsızlık eylemlerine giriştiği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kleptomani kişide varolan obsesif kompulsif bozukluk (saplantı-zorlantı  bozukluğu) ve depresif bozuklukların farklı bir görünümü olabilir. Kleptomanik  davranışlar ile kişi kendisini geçici olarak iyi hissederek, kaygısını ve ruhsal  çökkünlüğünü azaltmayı hedefler. Bununla birlikte bu dürtüsel eylemlerin artarak  devam etmesi ve oluşturduğu sorunlar bu rahatlamanın , buzdağının üstünü  yoketmekle aynı anlama gelmektedir.&lt;br /&gt;Kleptomanin eşlik ettiği psikiyatrik bozukluklar arasında dissosiyatif  bozukluklar, duygudurum bozuklukları ve yeme bozuklukları da sayılabilir. Bu  rahatsızlık başka vücutsal hastalıkların sonucu da görülebilmektedir. Bunlar  arasında epilepsi (sara), beyin atrofisinin görüldüğü durumlar ve demans  (bunama), bazı ilaç tedavilerinin yan etkileri ve bazı tümörler sayılabilir.&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 51, 153);" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişinin geçmişi ve şu anı ile ilgili zedeleyici olayların saptanarak, bunlara  yönelik uygun düşünce şemaları geliştirilmesi ve toplumsal ilişkilerdeki  uygunsuz savunma mekanizmalarının değiştirilmelerini hedefleyen terapiler,  dürtüsel hareketleri ve kaygı durumunu azaltmaya yönelik ilaç tedavileri ve  gerekirse hipnoz ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-8766878773171857819?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/8766878773171857819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=8766878773171857819' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/8766878773171857819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/8766878773171857819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/10/kleptomani-zorlantl-alma-hastal.html' title='Kleptomani ( zorlantılı çalma hastalığı)'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-6580940605905840031</id><published>2008-10-01T20:08:00.000+03:00</published><updated>2008-10-01T20:09:05.099+03:00</updated><title type='text'>Deli kim ? Napolyon mu ? Kredi kartindan nakit çekenler mi ?</title><content type='html'>Bu günlerde ismi lazım değil baş harfi “F” olan bir banka, reklâmlarında kredi kartından nakit çeken bir kişiyi "delirmiş olmalı" deyip ambulansa paketleyip götürüyor. Bu bankayı tercihin ne kadar akıllıca olduğunu bilemem. Kendileriyle tanışıklığım, sadece teknoloji ürünleri satan bir mağazadan satın alacağım ürünü, o bankaya ait kredi kartı ile almam halinde %15 indirim yapacaklarını söylemeleri ile oldu. Üstelik 8 ay taksitle. "Peşin ödeyeyim, indirim yapın" dedim. Yapmadılar. Alacağım ürünün fiyatı 2000 YTL civarında olduğu için 300 YTL lik bir fark doğuyordu. Kredi kartını hemen mağazadan temin ederek ürünü satın aldım. Ama almaz olaydım. Her gün en az iki kısa mesajla taciz etmeye başladırlar. Kefilsiz 5000 YTL kredimi hemen alabilirmişim. Olur, başka? Şu gün şu kadar alışveriş yapın filanca yerden, ödemelerinizi iki ay sonra başlatalım. Benim yerime ödeyeceklerini söyleseler anlayacağım. Ama onu da demiyorlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse tüm bunları bir kenara bırakalım. Kredi kartını çarşıda, pazarda dağıtan bankalar bizden daha akıllı olsalar gerekir ki limitini de kallavi koymayı ihmal etmiyorlar. Aslında yaptıkları bir balıkçının oltasını atıp beklemesinden ibaret. Dertleri balıkları toplamak tek tek. Cebinizde olmayan parayı harcamanızı ve sıkıştığınız yerde kredi kartının asgari ödeme miktarını aşıp faiz çarkına düşmenizi bekliyorlar. Çok akıllılar. Çünkü ödemelerini düzenli yapan kredi kartı kullanıcısının hiçbir cazibesi yok. Asgari ödemeyi yapacaksınız ki faiz işleyecek banka parasına para katacak. Paralar küçük belki ama sizin gibi binlerce, on binlerce kişi olunca rakamlar büyüyor, büyüyor adeta bir kartopunun çığ haline gelmesi gibi. İşte bu yüzden daha çok kredi kartı dağıtıyorlar, alışverişlerinizi kredi kartına yönlendiriyorlar. Yine bu yüzden memleketimde ekonomiyi kayıt altına alacağız bahanesiyle, harcanan her paradan bir miktarı yurt dışına göndermemizi sağlıyorlar. Evet, çok akıllısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de akıllı olalım: Kredi kartı yerine nakit harcayalım. Yaptığımız her alışverişin fişini alalım. Böylece kendi ekonominizi düze çıkarırken memleket ekonomisinin de düze çıkmasına ufak da olsa bir katkıda bulunmuş oluruz. Cebimizde olmayan ya da kazanamayacağınız parayı harcamanın getireceği sıkıntıları yaşamamış oluruz. Birçok kişi cebinde olmayan parayı harcayıp bir süre sonra sıkışıyor. Kişi kendi yaptığından sorumludur elbet. Ancak kredi kartı intiharlarının müsebbibi bankalar olduğu kadar, onları denetlemeyen ve gelişigüzel kredi kartı dağıtılmasına müsaade eden devlet de aynı zamanda sorumludur. Kredi kartı çılgınlığımız bu hızla devam ederse her gün yeni insanlar için deniz bitecek ve karaya vuran bir sürü insan sosyal sorunları da beraberlerinde getirecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi geleceği belli olmayan bir parayı harcayan kişinin ne kadar akıllıca davrandığını sorgulayalım : Psikiyatrik tanılarda sınır koymakta zorlanmanın çok ciddi bir sorun olduğu üzerinde durulur. Bu konuda kişilik bozukluğu olan bir kişi sosyal ilişkilerinde, cinsel yaşamında ve para harcama konusunda zorlanır. Örneğin sınırsız harcar, ilişkilerine sınır koyamaz. Manik bir kişi de yine ilişkilerinde sınır sorunu yaşar ve kazandığından çok harcar. Çoğunlukla da hastalık dönemi bittiğinde ödeyemeyeceği kadar çok harcamış olarak dönemden çıkar. Ödeme zamanı çoğu kere depresyon dönemine denk gelir ve ödeme güçlükleri depressif hali daha da ağırlaştırır. Burada kişinin sorunları bankayı ilgilendirmez o kanunen alacaklıdır ve hakkını almak için bir süre sonra yasal yollara başvurabilir. Böylece ortaya çıkan sorunun boyutu biraz daha büyür. Bu sorunu yaşayanların sayısı arttıkça sosyal patlamaların da yaklaştığını söylemek safdillik olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne şekilde olursa olsun insanın yaşamına koyması gereken sınırlardan biri de ekonomik sınırlardır şüphesiz. Atasözlerimizin arka planında çoğu kere ciddi psikodinamik süreçler yatmaktadır. “Ayağını yorganına göre uzatmak" bu anlamda psikiyatrinin koymaya çalıştığı sınırları tam olarak ifade eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim ana konuya; banka kredi kartından nakit çeken adama "deli" demek ne kadar etiktir? Bu bir damgalama mıdır? Bu bir aşağılama ifadesi midir? Deli olmak kişinin kendi elinde olan bir şeydir de ondan mı delirmiştir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişinin şuur ve hareket serbestîsi olmadan yaptığı bir şeyde mesul tutulmadığı ve ceza almadığı da varsayılırsa, hakikaten "delilik" tam bir mazur görülme halidir. Gerçeği değerlendirme yetisinin kaybolduğu ve buna bağlı olarak kendi kafasında ürettiği bir takım değerlerle hayatını idame ettiren ve çoğunluğun değerleri ile örtüşmediği için de farklı algılanan kişiye delilik ithaf edilir. Peki, biz tarihte deliye deli olduğu için zil takıp ortalıkta dolandırmış mıyız? Hayır. O halde deliye bile deli demeyen bir kültürün mirasçıları olarak biz, bir reklam kampanyasının ana sloganı haline getirilmiş delilik damgalamasına sadece gülüp geçecek miyiz ? Görsel reklamlarda banka kartından para çektiği için kendine ya da çevresine zarar vermesi engellenmek için kullanılan gömleği giydirip ambulansın arkasına tıkmak ve Napolyon’un bile “para para” dediği halde eleştirdiği bir adama deli diyerek reklam yapmak ne kadar doğrudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben “F” harfi ile başlayan bankayı yaptığı reklâmdan ötürü,  “deli” damgalama kelimesini bu şekilde kullandığı için kınıyorum.&lt;br /&gt;Kredi kartı çılgınlığına dur demedikleri için yetkilileri de kınıyorum. Soysal patlamaların önüne sadece muhtaçlara ekmek, kömür dağıtmakla olmaz. İnsanların sosyal sorunlarını artıracak yollardan gitmelerini de önlemelisiniz. Kredi kartı çılgınlığında susuzluğu deniz suyu ile gidermek gibi bir durum vardır. Nakit ihtiyacınızı karşılamak için bankadan kredi almak günü birlik ihtiyaçlar için nakit kredi kullanmak susayan bir adamın deniz suyu içmesi ile susuzluğunun biraz daha artmasına benzer. Yandıkça içer, içtikçe yanarsınız. Bunun çaresi az da olsa tatlı su içmektir. Yani zaruri ihtiyaçlar dışında tasarruf etmektir. Zorunlu olmayan harcamalarımızı ise paramız olursa yapmaktır. Yani neymiş, ayağımızı yorganımıza göre uzatmakmış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sorarım size, deli kim? Napolyon mu? Kredi kartından nakit çekenler mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-6580940605905840031?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/6580940605905840031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=6580940605905840031' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/6580940605905840031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/6580940605905840031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/10/deli-kim-napolyon-mu-kredi-kartindan.html' title='Deli kim ? Napolyon mu ? Kredi kartindan nakit çekenler mi ?'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-8820117952838385169</id><published>2008-10-01T20:06:00.000+03:00</published><updated>2008-10-01T20:07:40.669+03:00</updated><title type='text'>Tecavüz ve Cinsel Tacizde Ruhsal Durum</title><content type='html'>Tecavüz gönülsüz bir kurbanı zorla cinsel bir eğleme katmaktır. Genellikle bu eylem cinsel birleşmedir. Bununla birlikte anal birleşme ve oral sex te tecavüz sayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tecavüz, kurbanın hemen her zaman fiziksel zarar görmeyle tehdit edildiği yaşamı tehlikeye sokan bir deneyimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tecavüzleri % 50 sinden fazlasının yetkililere bildirilmediği dikkate alındığında bu insanların da tedavi olmadıklarını düşünmek yanlış olmaz sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tecavüz temelde cinsel bir yaklaşma eyleminden çok vahşi bir aşağılanma eylemidir. Tecavüz edenle edilen arasındaki temel etkileşim ise fiziksel egemenlik ve boyun eğme ilişkisidir. Bu durumdaki kurbanın çektiği çaresizlik hissinden cinsel tatmin olma oranı aslında sanılanın ötesinde çok azdır. Bazen tecavüzcü cinsel anlamda yetersiz de olabilir ve bu gibi durumlarda tecavüzcüler şiddet dahi kullanabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tecavüzcülerin neredeyse tümü erkek ve mağdurların tümüne yakın bir kısmı kadındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem tecavüz hem de cinsel taciz kurbanlarının tipik tepkileri utanç,aşağılanma, sıkıntı hissi, şaşkınlık ve öfkedir. Bir çok kurban yaşadıkları durumdan bizzat kendilerinin sorumlu olup olmadığını ve saldırıyı bir şekilde kendilerinin davet edip etmediklerini sorgularlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun vadede depresyon , travma sonrası stres bozukluğu ve sıkıntı ile giden bir çok rahatsızlık ortaya çıkabilir. Ancak yerinde psikolojik destek ve yardım bu durumları önlemek için önemlidir. Böyle bir duruma maruz kalan kişide aşağıdaki belirtilere dikkat etmek ve tedbir almakta fayda vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşanılan deneyimin tekrar yaşanıyormuş gibi olması (flashback)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deneyimle aşırı zihinsel meşguliyet,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini bir türlü temizleyemediği korkusu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzlenme yada yalnız kalma korkusu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saldırırın olduğu yere geri dönme korkusu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabuslar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykusuzluk,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeme alışkanlıklarında değişimler,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş ağrıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulantı ve kusmalar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasta cinsel ilişkiye girmekten kaçınabilir veya vajinismus gelişebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumlar tedavi edilmediği taktirde yaşam boyu silinmeyen izler bırakacak bir ruhsal sorun halini alabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-8820117952838385169?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/8820117952838385169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=8820117952838385169' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/8820117952838385169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/8820117952838385169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/10/tecavz-ve-cinsel-tacizde-ruhsal-durum.html' title='Tecavüz ve Cinsel Tacizde Ruhsal Durum'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-8333840778947705891</id><published>2008-10-01T20:03:00.000+03:00</published><updated>2008-10-01T20:04:37.446+03:00</updated><title type='text'>Depresyon İçin Öneriler</title><content type='html'>&lt;span class="kucukbaslik2" style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span class="kucukbaslik2" style="font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); font-family: Arial;"&gt;ÖNERİLER&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;İlaçlara ve psikoterapiye ilave olarak düzgün beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve aile çevrenizden destek, tedaviyi olumlu etkileyecektir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-stretch: normal; font-size: 12px;"&gt;&lt;span class="kucukbaslik2" style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;Bunlara ek olarak&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Gereksiz müdahale, tetkik ve reçeteden kaçınmak, &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Duygu ifadelerinin desteklenmesi, &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Düşünce dilindeki yanlış genelleştirmeler, negatif yorumlar ele alınmalı, &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Yeni ilgi ve uğraş, kendini ifade etme alanları sağlanması yararlı olur. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Daha aktif olmak, &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Kendiniz, yaşamınız ve geleceğiniz ile ilgili düşünce biçiminizi gözden geçirmek, &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Düşünceleri yeniden yapılandırmak ("Başka nasıl düşünebilirim?"), &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Düşünce hatalarını yakalamaya çalışmak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresyondan kurtulmak için yapılacak ilk şey günlük faaliyetleri attırmaktır. İkinci adım, yapmak istediğiniz şeyleri kaydedip, bununla ilgili günlük planlar yapmaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Her akşam ertesi gün neler yapabileceğinizi düşünün. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Yapabileceklerinizin bir listesini hazırlayın. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Günün ilk saatleri için nispeten kolay şeyler planlayın. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Eğer bütün günü planlamak zor gelirse, günü parçalara bölün. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Planladığınız şeyler ne çok kolay, ne de çok zor olsun. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Planınızda hem hoşunuza gidecek işlere, hem de yapmak zorunda olduğunuz işlere yer verin. İkisini dengelemeye çalışın. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Şu günlerde yapmaktan hoşlandığınız hiçbir şey olmayabilir. Bu durumda eskiden yapmaktan zevk aldığınız işleri düşünün. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Sizi çok zorlayacak birden fazla işi aynı gün için planlamayın. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Kendinizi yüreklendirin. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Esnek olun. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Yedek faaliyetler planlayın. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Planlarınız uygulanabilir olsun. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Yaptıklarınızı gözden geçirin. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Sabırlı olun.&lt;br /&gt;Düşünce biçimini gözden geçirmek önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumsuz düşüncelerle mücadelede ilk adım, "nasıl düşündüğünüzü" ve bu düşüncelerin "duygularınızı nasıl etkilediğini" fark edebilmektir. Daha sonraki adım, daha gerçekçi ve alternatif düşünceler üretmeye çalışmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumsuz düşünceleri sorgulamayı öğrenmek önem taşır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Düşüncenizi destekleyen kanıtlar var mı? Varsa neler? &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Olaya farklı yönlerden bakmak mümkün mü? Farklı bakış açıları olabilir mi? &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Düşünceler kendinizi nasıl hissetmenize yol açıyor? Sizi nasıl etkiliyor? &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Bu düşüncem doğru mu, bunu destekleyen kanıtlar var mı? &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Bu olaya farklı yönlerden bakmayı ihmal mi ediyorum? &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Başka biri benzer bir durumda ne düşünürdü? &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Kendimi iyi hissettiğim zamanlarda bu olaya nasıl bakardım? &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Bu şekilde düşünmek bana yardımcı mı, yoksa engel mi oluyor?&lt;br /&gt;&lt;span class="uyari" style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;br /&gt;Eğer depresyonda iseniz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Kişiliğinize, ilgi alanlarınıza yönelik uğraşılarınıza devam edin. Kendiniz için bir hobi geliştirin. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Yalnız kalmamaya, diğerleri ile iletişime özen gösterin. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Olumsuz düşüncelerinizin farkına varmaya çalışın. Gerçeğe uygunluğunu sınayın. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Alternatif düşünce tarzı geliştirmeye çalışın. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Kendinizi daha iyi hissetmeye başlayana kadar evlilik, iş ya da para konularında önemli kararlar vermekten kaçının. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Depresyonun bir hastalık olduğunu kabul edin, zayıflık ya da utanılacak bir durum olmadığını bilin ve bir uzmana danışın. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-8333840778947705891?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/8333840778947705891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=8333840778947705891' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/8333840778947705891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/8333840778947705891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/10/depresyon-iin-neriler.html' title='Depresyon İçin Öneriler'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-1233479977107938792</id><published>2008-10-01T20:01:00.000+03:00</published><updated>2008-10-01T20:02:57.406+03:00</updated><title type='text'>Hastalıklar ve Depresyon</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-stretch: normal; font-size: 12px;"&gt;&lt;span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;font-size:85%;"&gt;Kronik hastalıklar, çok uzun süre davam eden ve tam olarak tedavi edilemeyen hastalıklardır. Şeker hastalığı, böbrek, kalp hastalıkları, AIDS ve multiple sclerosis gibi hastalıklar bu grup içerisindedirler. Bu hastalıklar tam olarak tedavi edilemiyor olsalar bile, ilaç tedavisiyle, özel diyetler ve diğer tedbirlerle kontrol altına alınabilmektedir.&lt;br /&gt;Kronik hastalık teşhisi konulan kişiler, hastalıklarına ve tedavi programlarına göre yaşamlarını tekrar düzenlemek zorunda kalmaktadırlar. Hastalıkları, bağımsızlıklarını, yaşam biçimlerini, kendilerini ve diğer insanları algılayışlarını etkileyebilmektedir. Bu nedenle, kronik hastalık teşhisi konulan hastalarda üzüntünün ve umutsuzluğun olması bir dereceye kadar normal olarak görülmelidir. Ancak kronik hastalıklar bazı kişilerde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;a neden olabilmektedir. Yapılan araştırmalara göre kronik hastalık teşhisi konulan her üç kişiden birinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; semptomları görülmektedir. Kronik hastalıklarla bağlantılı olan fiziksel değişimler &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;u tetikleyebileceği gibi, birey hastalığın beraberinde getirdiği zorluklara karşı psikolojik olarak tepki veriyor da olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir kronik hastalık &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;u tetikleyebilir, ancak ağır bir kronik hastalığın olması ve bu hastalığın bireyin hayatını büyük ölçüde etkiliyor olması &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; riskini de arttırmaktadır. Kronik hastalığın ağrıya ve yorgunluğa neden olduğu durumlarda, kronik hastalığa bağlı olarak gelişen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;, hastalığı ağırlaştırabilir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt; ağrıların şiddetini arttırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kronik hastalıklarda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;un görülme oranı bir hayli yüksektir. Kronik hastalıklar ve bu hastalıklardan muzdarip olan bireylerde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; semptomlarının görülme oranı aşağıda sıralanmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kalp krizi: hastaların % 40-65’inde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Parkinson hastalığı: hastaların % 18-20’sinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Multiple Sclerosis: hastaların %40’ında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Felç: hastaların % 10-27’sinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kanser: hastaların % 25’inde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Şeker hastalığı: hastaların %25’inde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalar ve hasta yakınları, çoğunlukla &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; semptomlarını görmezden gelirler ya da bu semptomların kronik bir hastalıkla mücadele eden bir kişide görülmesinin normal olduğunu düşünürler. Ayrıca, bazı durumlarda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; semptomları diğer tıbbi durumlar tarafından maskelenebileceği ve başka bir biçimde ele alınabileceği için &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;un tedavisi de yapılamamaktadır. Her iki hastalığın da tedavisinin yapılması çok önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kronik hastalıkları olan bireylerde görülen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;un tedavisi, diğer kişilerde uygulanan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; tedavisine benzerdir. Erken teşhis ve tedavi önemlidir. Böylelikle kişinin yaşadığı duygu durumu değişmekte ve komplikasyon ve intihar riski azalmaktadır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt; tedavisi gören kişilerde genel tıbbi durumun iyiye gittiği, yaşam kalitesinin yükseldiği ve kronik hastalıkları için uygulanan tedaviye daha iyi uyum sağladıkları gözlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt; tedavisinde, ilaç ve psikoterapi yöntemleri uygulanmaktadır. Kronik hastalığın tedavisini üstlenen doktorun, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; tedavisi için yönlendirmesi ve her aşamadan haberdar olması önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kronik Hastalıklarla Başetmek İçin ip Uçları:&lt;br /&gt;Hastalığın fiziksel etkileriyle birlikte yaşamayı öğrenin,&lt;br /&gt;Tedavinizin nasıl yapılacağını ve bu konuda sizin üstünüze düşen sorumlulukları öğrenin,&lt;br /&gt;Doktorunuzla her konuda açık bir şekilde konuşun,&lt;br /&gt;Olumsuz duygularla başedebilmek için duygusal dengenizi korumaya çalışın,&lt;br /&gt;Özgüveninizi ve kendinize dair olumlu fikirlerinizi korumaya çalışın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt; semptomları görülür görülmez bir uzmandan yardım alın.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-1233479977107938792?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/1233479977107938792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=1233479977107938792' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/1233479977107938792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/1233479977107938792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/10/hastalklar-ve-depresyon.html' title='Hastalıklar ve Depresyon'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-5140150815785017859</id><published>2008-09-30T13:59:00.002+03:00</published><updated>2008-09-30T14:00:40.949+03:00</updated><title type='text'>Bayram tebrigi mesajı</title><content type='html'>Tüm müslümanların mübarek ramazan bayramlarını kutlar en içten dileklerimizle sağlıklı, mutlu ve bir arada ramazanlar dileriz...&lt;br /&gt;Hayatınızdan tad alın depresyona kafayı takmayın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-5140150815785017859?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/5140150815785017859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=5140150815785017859' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5140150815785017859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5140150815785017859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/bayram-tebrigi-mesaj.html' title='Bayram tebrigi mesajı'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-2550962881336697127</id><published>2008-09-29T13:46:00.002+03:00</published><updated>2008-09-29T13:50:07.312+03:00</updated><title type='text'>Evlilik sorunları</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;Özellikle ülkemiz gibi ailesel bağların ve toplumsal  yaşantının kişilerin davranışlarında etkili olduğu toplumlarda erişkin yaşlara  gelen kişiler evlenerek hayatlarını sürdürmektedirler. Her ne kadar “dışı sizi,  içi beni yakar” deseniz de yurt dışında yapılan çalışmalara göre 45-65 yaş  grubunda evli erkeklerde, aynı yaş grubundaki bekar ve birlikte yaşayan  erkeklere göre , 10 yıl içinde ölüm oranları  iki kat daha az bulunmuştur. Evli  erkekler  daha uzun yaşama şansına sahip bulunmaktadırlar.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Evlilik&lt;/span&gt;te en önemli sorunlar arasında eşler arası iletişim  süresi ve kalitesinin eksikliği, kendi aileleri ve eşlerinin aileleri ile olan  ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranış ve hissedişleri, ekonomik  sorunlarla başa çıkabilmeleri, mesleki durumları sorunlarını çözmede  kullandıkları yollar,  eğer çocukları varsa onların bakımı ve  yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları, ve cinsel hayatlarındaki  yetersizlikler ve uygunsuzluklar sayılabilir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Evlilik&lt;/span&gt;lerdeki sorunlar hamilelik, düşük ya da kürtajlar,  çocuk sahibi olma, ağır hastalıklar, hastanede yatırılma, yoğun ekonomik sıkıntı  dönemleri, mesleki konumdaki değişimler, yeni bir yerleşim yerine taşınma  (özellikle bizim toplumumuzdaki ataerkil yaşam düzeni, ekonomik sorunlar ,  evlenen gençler ve ebeveynleri arasındaki sınır sorunları nedeniyle evlendikten  sonra gençlerin erkek tarafıyla ya da onlara çok yakın bir yerde yaşamaları  şeklinde),  emeklilik gibi kişilerin hayatını etkileyebilecek pek çok değişim  sonrasında başlayabilmektedir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;Kişilerin çocuklarının hastalanmaları ya da daha ağırı  çocukların kaza ya da hastalık sonucu ölümü sonrasında da boşanmalar  artmaktadır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Evlilik&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;te sorunlara yol açan  cinsel sorunlar:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt; Kadınlarda vaginismus, anorgazmi ; erkeklerde erken  boşalma ve erektil (cinsel organda sertleşme)fonksiyon bozuklukları sayılabilir.  Bunlar yüksek olasılıkla psikolojik kökenli olup, tedavi edilebilir sorunlar  arasındadır. Eğer kişilerde eşcinsel bir yönelim varsa ve buna rağmen toplumsal  baskılar yüzünden &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt; yoluna gidilmişse, sorunların çözümü zorlaşmaktadır.  Toplumumuzda sıkça karşılaşılan cinsel sorunlar genellikle daha önce, hatta  çocukluk döneminde yaşanan tacizlerle ilişkili olabildiği gibi, aile içinde  cinsel bilgilerin ebeveyn tarafından doğru bir şekilde öğretilmeyip, kulaktan  dolma yanlış bilgilerden edinilmesi, ailede karşı cins ile iletişimin  katı bir  şekilde sınırlandırılması ve korkutulması ile gelişebilmektedir. Gençler bu  nedenlerle genellikle evlendikleri zaman karşı cinsle ilk cinselliklerini  yaşamakta, bu da aşırı heyecan, performans kaygıları ve korku ile  sorunlu  cinsel girişimlere yol açmaktadır. Bazen de gençler arkadaşlarının ya da bazı  akrabalarının telkini ile paralı uygunsuz cinsel ilişkilere girip, ilk  deneyimlerde olumsuz yaklaşımlarla karşılaşmakta, bu durum kendi performans  kaygılarını arttırmaktadır.  Bireyler  cinsel açıdan sorunlar yaşıyorsa,  bunların tedavilerini   birlikteliklerinin erken aşamalarda yaptırmalı bugünkü  işlerini yarına bırakmamalı ve eşlerini yıpratmamalıdırlar. Cinsellik sıklığı ve  şekli her iki kişinin ortak isteği doğrultusunda olmalıdır. Cinsellik sevgi ile  birleştirilmeli , mekanik bir eylemden çok, adeta bir  güzel sanatlar gösterisi  şekline dönüştürülmelidir.  &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Farklı sosyokültürel düzeyler:&lt;/span&gt;  ( farklı dinler, milletler, mezhepler,farklı sosyoekonomik düzeye sahip aile  yapıları gibi) birbirlerinden çok farklı  sosyokültürel değerlere ve yargılara  sahip olduklarından  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt; sorunları yaşayabilirler. Bireyler çevreden  gelebilecek baskı ve zorlamalara göğüs gerecek yapıda değiller ve bunun için  gerekli maddi ve manevi güçte değillerse ,birbirlerine ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt;lerine sahip  çıkamayabilirler. Ancak her ikisi de çevrelerine gerekli sınırları koyabilmek  için yeterli birikime ve kişilik yapılarına sahipse, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt;leri çok mükemmel de  olabilir&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);" &gt;İletişim düzeyleri:&lt;/span&gt; Eşlerin  birbirleriyle kurdukları sözel ve vücut dili olan iletişim&lt;/p&gt; (birbirleriyle az konuşmaları, dertlerini paylaşamamaları  gibi) yetersiz ve kalitesizse gene &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt; sorunları erken dönemlerde  başlayabilmektedir. Eşler birbileri yanında ağlayabilmeli, sevgilerini her  şekilde dile getirmelidirler. “Seni seviyorum” demenin  sözel olmayan binbir  çeşit yolu vardır ( ufak bir hediye, değişik bir yemek, ona yollayacağınız güzel  bir yazı ya da resim, eşinizin sevdiği bir demet çiçek, hafta içi ya da sonu   birlikte yapacağınız ufak bir gezi vb.) Sabah ayrılırken birbirinizi öperek,  başarılar dilemek, eşiniz eve geldiğinde kapıda sevimli bir yüz ifadesi ile ,  güzel giysiler içinde karşılamak, bunlar arasında sayılabilir.  Ayrıca eşler  birbirlerine sadece kendilerine ait, birbirlerinin hoşuna giden bir takım güzel  hitaplarla seslenmeyi alışkanlık haline getirmelidir ( bir tanem, bebeğim, aşkım  vb). Eşler beyinlerini ayakları altına almadıkları sürece bunları bulabilirler.   Ancak beyinlerimizi çöpe atmamız,ne yazık ki televizyonla aşırı derecede haşır  neşir olmak, anlamsız gururlar şeklinde bunun en çok görülen sebeplerden biri  olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;Her &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt; aslında bir konfederasyon modelinde olmalıdır.  Eğer çiftleri oluşturan bireylerden biri diğerinin haklarını çiğniyorsa, onun  özgürlük alanına müdahale ediyorsa, kararlar sürekli tek tarafın isteği  doğrultusunda alınıyorsa, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt;ler çıkmaza girmektedir. Her kurum gibi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt;  de demokratik bir şekilde yürütülmelidir. &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Zamanın paylaşımı:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Evlilik&lt;/span&gt;lerde  bireyler sürekli olarak herşeyi birlikte yapmak zorunda olmamalıdır. Mutlaka  birlikte vakit geçirecek aktiviteler de olmalıdır ancak bireyler zaman zaman  kendi arkadaşları ve çevreleri ile de birbirlerinden ayrı zamanlar  geçirebilmelidirler. Bu bazen orkestrayı dinlemek bazen de tek bir enstrümandan  oluşan solo albümleri dinlemek gibidir. Kişi kendine tanıdığı hakların aynısını  eşlerine de tanımalıdırlar. Aksi halde efendi-köle ilişkisi olur ve bu  ilişkilerin temeline dinamit koymak ile eşanlamlı hale gelir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;İş ve çevrenin aile hayatınıza  olumsuz  yönde etkilerinin engellenmesi:&lt;/span&gt;  İnsanların günlük hayatları   bir parça sirklerde göstericilerin 4-5 topu bir arada havada döndürmesi  davranışı gibidir.  Her top belli bir sürede elde tutulmalı yada dokunmalı ve  birbirleriyle aynı hız ve doğrultuda atılmalıdır. Toplardan birisi elde fazla  tutulur ya da yavaş atılırsa, diğer toplarda düşmektedir. Benzer şekilde eğer  kendine, eşine, mesleğine ve çevresine yeterli zamanı ayırmazsa, bunlardan biri  bile aksasa diğerleri de zaman içinde zarar görmektedir. Gene benzer şekilde  sadece arkadaşlarınızı ön plana alıyor, eve geç geliyor, eğlencenizin tümünü  eşiniz olmadan yapıyorsanız gene sorunlar yaşayabilirsiniz. Mutluluğunuz  başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulmamalıdır. Herkesin yeri ayrıdır ve hiçbiri  diğerlerini yok etmemelidir. Aşırı işle haşır neşir olmak evinizi ihmal etmenize  yol açıyorsa, iyi bir eş ve iyi bir anne-baba olamazsınız. Bunun faturasını da  uzun erimde çok daha pahalıya ödersiniz. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Evlilik&lt;/span&gt; sorunları, çocuklarınızla  sorunlar, sağlık sorunları ile karşılaşabilirsiniz.  İşte yaşanan sorunlar eve,  evde yaşananlar işe taşınmamalıdır. Çevrenizden duyduğunuz herşeyi eşinize,  eşinizden duyduğunuz herşeyi de çevrenize taşımamalısınız. Aksi halde çözümü çok  zor düğümler atarsınız Evin maddi gereksinimlerini karşılamak işin sadece bir  yönüdür. Evin manevi, sevgi gereksinimi de karşılanmalıdır. Eş ve çocukların  sadece paraya değil sevgiye de gereksinimi vardır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt; &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Sadece eşe yoğunlaşmak:&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt; &lt;/span&gt;Bütün  hayatınızı da eşinizin üzerine kurmamalısınız, herşeyi ondan beklememelisiniz.  Kendiniz de yaptığınız uğraşlar ve çevrenizle ilişkilerinizden doyum  sağlayabilmelisiniz. Aksi halde eşinizi kıskanır, onun hayatını kısıtlamaya  başlarsanız evliliğiniz tehlikeye girer. Kendi yağınızla kavrulmayı da  öğrenmelisiniz.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Eski konumdan (çocukluk) yeni konuma  (erişkinlik) geçişin idraki:&lt;/span&gt; Artık siz yeni bir ailede yaşıyorsanız o  kurumun sağlığı için ,gelecekte sizden daha kültürlü,sağlıklı ve mutlu  yetiştireceğiniz kişiler için mücadele etmelisiniz. Hayatınızın daha yüksek bir  olgunluk basamağını aşmış bulunmaktasınız. Buna rağmen hala eski evinizin küçük  çocuğu gibi davranırsanız,  anne-babanızın sizin hayatınızı istedikleri gibi  karışıp yönlendirmesine izin verirseniz, kendi prensipleriniz ve yöntemlerinizle  hayatınızı sürdüremezseniz gerekli olgunluğa ulaşamamışsınız demektir, bu da  evliliğinizin kalitesizleşmesini sağlayacaktır. Kendini &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt; için yeterli  olgunlukta hissetmeyen  ya da bu olgunluk düzeyine ulaşamamış kişiler  evlenmemelidirler.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Birbirini tanıyabilmek ve maske  takmamak:&lt;/span&gt; Özellikle kırsal kesimlerde erişkin döneme gelen kişiler,  ailelerinin kararları doğrultusunda birbirlerini yeterince tanımadan  evlenmektedirler. Bazı durumlarda ise aile baskısı ile hiç karşı cinsten  arkadaşı olmayan kişiler görüşüp tanıştıkları ilk kişi ile evlenmektedirler. Bu  durumlarda kişiler kendi gerçek özelliklerini saklamakta ve karşılarındakini  maskeler takarak aldatmaktadırlar. Bunlar sonucunda “cicim aylarının bitiminde”  sorunlar başlamakta ve fertler “bu benim sevdiğim kişi değildi”  diyebilmektedirler. Ya göründüğü gibi  olmak, ya da olduğu gibi görünmek en  insancıl yaklaşımdır.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt; öncesi kişiler birbirlerine karşı açık olmalı ve  olumsuz taraflarını görebilecek sürede ve kalitede konuşabilmelidirler.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Sınırlarınızı belirlemek ve korumak:&lt;/span&gt;Toplumumuzda  gençler genellikle evlenene dek aileleri yanında yaşamaktadır. Bazı durumlarda  evlenecek çağa gelen gençler babalarının yanında çalışmaktadırlar. Bu gibi  durumlarda gençler yeterli güce sahip olamamakta ve adeta onların eline bakar  duruma gelebilmektedirler. Anneler çocuklarını aşırı kollayıcı olmakta ve  onlarda bağımlı bir kişilik oluşturarak, kendi başlarına yaşayabilme  becerilerini ellerinden almaktadırlar. Bu gibi durumlarda aileler gençlerle aynı  dairede ya da apartmanda yaşamakta, gençlere sık sık müdahale etmektedirler. Bu  gibi hallerde sınır sorunları yaşanır ve baba-oğul, gelin-görümce, gelin-kaynana  çekişmeleri, damat- kayınpeder ya da eltiler arası geçimsizlikler  yaşanabilmektedir. &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Evlilik dışı cinsel ilişki:&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Evlilik&lt;/span&gt;lerde çiftlerden herbiri kendini yenileyebilmeli, hayatlarını  tekdüzelikten koruyabilmelidir. Birbirlerini onore etmeli, birbirlerinin  zevklerini küçümsememeli, fikirlerine saygı duymalı, bakımlı olmalı ve ortak  plan ve hedefleri olmalıdır. Kişiler kendilerine değer vermez ve bakımlı  olmazlarsa, ev içinde sevimli , anlayışlı bir ortam oluşturamazlarsa ya da  kendilerinde doyumsuzluklar varsa , &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt;dışı cinsel birlikteliklere  girişebilirler. Kimse kimsenin başkasından kaptığı mikropları paylaşmak zorunda  değildir. Bu durumda kişiler kuruma ihanet ediyor demektir Aldatmanın özrü  yoktur ancak, sebepsiz sonuç da olmaz. Her iki tarafta istiyorsa, sorunların  altyapısına inecek derinlikte terapiler  yapılmalıdır. Ancak elemanlardan biri  buna isteksizse , boşanmaya kararlı ise, zorla güzellik olmaz.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt; Uygunsuz beklenti düzeyleri:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt; Fertler birbirlerinden çok büyük beklentiler içinde de olamamalıdır. En mükemmel  aşk, sürekli olarak eğlence içinde kahkahalar içinde yaşama beklenmemelidir. Bu  şekildeki ayağı yere basmayan aşırı romantik beklentiler sizi hayal  kırıklıklarına uğratabilir. Histrionik kişilik özellikleri olan kişiler sürekli  olarak aranılmak, aşırı düzeylerde desteklenmek ve  eşlerinin yanında sürekli  olarak bir numara olmak isterler. Oysa &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt; bir çocuk oyunu değildir, kişi  çevresine , işine de zaman ayırmalıdır. Evlenerek başkasının özgürlüğünü tamamen  satın alamazsınız. Özellikle kızlar ailelerinin içinde bulundukları gergin  ilişkilerden ve zor ekonomik durumlar nedeniyle erkenden evlenebilmekte ve   gerçekçi olmayan beklentileri nedeniyle “yağmurdan kaçarken doluya tutulmak”  gibi daha olumsuz durumlar içine düşebilmektedirler. Sadece duyguları ile  hareket edenler hüsrana uğrarlar duygular ve mantık elele yürümelidir. &lt;/p&gt; &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Otorite mücadeleleri:&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Evlilik&lt;/span&gt;  bir güç mücadelesi, meydan savaşı değildir. Herkes kendi alanını korumalı ve  birbirine yaptırımlarda bulunmamalıdır. Tabii ki, bunun olabilmesi için  fertlerin kişilik sorunlarının olmaması gerekir. “Hep ben haklıyım, o haksız, en  doğruyu ben bilirim, benim sözüm kanun” şeklindeki yaklaşımların olabildiği  narsisistik ve aşırı düzen ve katı prensiplerle donatılmış olan obsesif  kişilikler bir diğerinin üzerinde otorite kurmaya çalışabilir. Bu da sürekli  olarak sürtüşmelere yol açar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Evlilik&lt;/span&gt; bir meydan savaşı değildir. Bu şekilde  elde edilebilecek bir zafer de ancak Pirus savaşı zaferi gibidir. İki tarafta  mücadeleden kırılır. Kazanan olsa bile sağ kalan çok az olduğundan zaferin  anlamı kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Kadınların biyolojik  ve ruhsal  olarak zayıfladığı dönemlerin anlayışla karşılanması:&lt;/span&gt; Hamilelik ve  emzirme dönemi kadınların en fazla zorlandıkları dönemler arasındadır. Ayrıca  kadınların ayda bir yaşadıkları mensturasyon (adet) dönemleri kendileri için hem  kan kaybının getirdiği halsizlik. Hem de o dönemde yaşadıkları hormonel  fırtına  da demeyelim,kasırgalar  onları strese karşı çok zayıf hale getirir.Bu  zamanlarda erkeğin eşini daha anlayışla karşılaması, evle ilişkisini daha da çok  arttırması, yükleri omuzlaması gerekir. Eğer babalık ya da anneliği  kaldıramayacak olgunlukta hissediyorsanız, çocuk sahibi olmamanız gerekir. Gene  zor ekonomik dönemler yaşanıyorken birbirinizi mutsuz edecekseniz, evlenmemeniz  gerekir. Sinirlenince öfkenize hakim olamıyorsanız ( ki ileri dönemde kalp-damar  sorunlarınız  olacak demektir), eşinize ya da çocuklarınıza şiddet   uyguluyorsanız,  sıkıntılar sonrası içki ya da bağımlılık oluşturan maddelere  boyun eğiyorsanız gene evliliği hak etmiyorsunuz demektir. Elbette ki eşinizde  görüp hoşlanmadığınız bazı özellikleri, içinizde patlama yapmasını beklemeden  söylemelisiniz. Ancak bunu yaparken ifadeleriniz ve vücut dilinizi sakin  tutmanız, mantığı rafa kaldırmayıp, aşırı duygusal olmadan hareket etmelisiniz.  Eğer züccaciyeci dükkanına giren bir fil gibi davranırsanız, bu davranışınız  amacından uzaklaşır ve haklıyken haksız duruma düşersiniz, evliliğinize zarar  verirsiniz. Unutmayın ki, tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. Çocuklarınız  yaptıklarınızı görüyor, bugün başkasına yaptıklarınız yarın size uygulanabilir,  rüzgar eken fırtına biçer.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Sorumluluklarını bilmek:&lt;/span&gt;Ev işleri, çocuk  bakımı, alışveriş vb. tek kişinin sorumluluğu değildir. Eğer kadın da  çalışıyorsa, ev işlerinin yapılmasına erkek de katılmalıdır.çocuğun bakımı  sadece anneye yüklenmemelidir. Eşiniz ve çocuğunuzla gelecekte kurmayı  düşlediğiniz güzel günlerin temelini çok erkenden atmazsanız, gelecekteki güzel  günleri sadece hayalinizde yaşatacaksınız demektir.  Evli çifti oluşturan her  bir eleman bu sorumluluklara katılmalı, görevini ihmal etmemelidir. Ne ekerseniz  onu biçersiniz.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Kendinizi feda ederek, çocuklarınız  için evliliği hasbelkader sürdürmek:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;Sadece “çocuklarım annesiz ya da  babasız büyümesin” diye evliliğinizi sevgi olmadan sürdürüyorsanız, sorunlu bir  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt; yaşadığınızdan dolayı da çocuklarınız ruhsal olarak olumsuz yönde  etkilenebilmektedir. Anne,babanın maddi olarak aralarında olup, manevi olarak  yanlarında olmaması çocuklar için daha da örseleyici olabilir ve onların da  kendi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt;lerinde mutsuz olmalarına yol açabilirsiniz. Bazen ayrı ama mutlu  ebeveynler, birarada hergün mutsuz çiftlerden daha iyi çocuklar  yetiştirebilirler. Çocuğunuz için  her türlü olumsuzluğa rağmen evliliğinizi  sürdürmek erken yaşta tükenmenize yol açabilir ve aslında çocuklarınıza daha az  yardım etmiş olursunuz.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);" &gt;Alkol, uyuşturucu madde ve kumar gibi  alışkanlıklar:&lt;/span&gt; Eğer eşlerden birisi bu tür bir alışkanlık içinde ise  bunlar maddi, manevi, sosyal ve ailesel iletişim sorunlarına yol açabildiğinden  evliliğin güzelliğini bozmaktadırlar. Bu durumların varlığı çoğunlukla  boşanmalara yol açabilmektedir.  Geçmişten gelen birikmiş sorunlarınızın ve  günlük mutsuzluklarınızın çözümünü bu tür zararlı alışkanlıklar yerine bir  psikiyatra terapiye giderek sağlamalısınız. &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt; Kendi mutluluğunuzun anahtarı  sizdedir:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Evlilik&lt;/span&gt; akıllı,duygulu,dürüst ve adil insanların işidir. Eğer  kişiler kendilerini karşılarındaki yerine koyamıyorsa yani empati yapamıyorsa,  hep ben haklıyım, eşim haksız diyorsa, suçu karşısındakilere atıyorsa ( ki bu  kişilik bozukluklarının bir kriteridir), kendine düşen sorumlulukları yapmıyor,  çözmek için çaba sarfetmiyorsa, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt;  için yeterli olgunlukta değilsiniz  demektir ve evliliğiniz yıkılmaya mahkumdur. Sıklıkla  çiftlerden biri daha  çokça da kadınlar vücutsal yakınmalarla , bayılma ve sinir krizleri ile hastane  acil birimlerine taşınır, doktor doktor dolaştırılırlar. Bu dönemlerde  sedece  onun değil,sizin de vücutsal ya da ruhsal sorunlar yaşamanız doğaldır. Keskin  sirke küpüne zarar verir bu davranışlarınız sizin mide-barsak sistemi, cilt  sorunları, cinsel sorunlar, kalp-damar sistemi sorunları gibi psikosomatik  sorunlar yaşamanıza yolaçacaktır.Bazen de bu gibi durumlarda kadınlar bir yere  dek sineye çekebilir, eşlerinin yaşı emeklilik yaşına gelinceye dek bekler ve  sonrasında işler tersine döner. Bu kez kadınlar erkeklerden evin egemenliğini  alabilir ve “alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” atasözündeki gibi yılların  intikamını alabilirler. &lt;/p&gt; Son söz olarak  ölümden başka herşeyin çözümü vardır.  Hayatta en kötü şey ileride geçmişte yaptıklarınız ya da yapmadıklarınız için  “keşke” ile başlayan sözler söylemenizdir. O yüzden ne yaparsanız yapın,  geleceğinizi  akıllıca düşünüp, iyice emin olduğunuzda yapmanız gerekir. Herşeye  uzun erimli olarak bakın, ufak şeylere odaklanmayın. Ayrılmadan önce de  birbirinize değişmek için son bir şans verin, öğrenmenin yaşı ve mekanı  yoktur,insan gelişen bir varlıktır, bir psikiyatr ile &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evlilik&lt;/span&gt; terapilerine  başlayın. Hepinize daha kaliteli birliktelikler ve bizden daha uygar çocuklar  yetiştirebilmeniz dileklerimle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-2550962881336697127?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/2550962881336697127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=2550962881336697127' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/2550962881336697127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/2550962881336697127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/evlilik-sorunlar.html' title='Evlilik sorunları'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-2189697855396927413</id><published>2008-09-28T23:29:00.002+03:00</published><updated>2008-09-28T23:34:35.897+03:00</updated><title type='text'>Ergenlerde Depresyon</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ergenlik&lt;/span&gt; dönemi, gelişimsel olarak tam bir geçiş dönemidir. Bu dönemde yaşanan fiziksel, duygusal, psiko-sosyal ve sosyal değişimler bireyi derin bir biçimde etkiler. Fiziksel değişimlere bağlı olarak kendi bedenini ve cinselliği keşfeden ergenler bu alanlarla ilgili sorunlar yaşayabilirler. Kişisel kimliğin kurulduğu bu dönemde birey, ‘ben kimim?”, “hayatın anlamı ve amacı ne?’ gibi kritik sorulara yanıt arar. Ergenlerde görülen bu değişimler onların sosyal etkileşimlerini ve kendilerini algılamasını etkiler. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ergenlik&lt;/span&gt;, kişisel kimliğin kurulmasıyla, toplumun bir üyesi olarak kendi rolünü belirginleştirme arasındaki dengeyi kurma mücadelesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt;, çok çeşitli durumlara ve stres yaratan faktörlere karşı verilen bir tepkidir. Ergenlerde depresif duygu durumu yaygın olarak görülebilmektedir, çünkü bu normal olgunlaşma/büyüme sürecinin, bu sürece eşlik eden stres faktörlerinin, seks hormonlarının ve bağımsızlığını elde etmek için anne-babayla çatışmanın bir parçası olabilmektedir. Depresif duygu durumu, bir arkadaşın ya da akrabanın ölümü, sevgiliden ayrılmak ya da okulda başarısız olmak gibi rahatsızlık verici olaylara ve durumlara karşı bir tepki de olabilir. Özgüvenleri düşük, kendilerini kıyasıya eleştiren, olumsuz olaylar ve durumlar üzerinde kontrol gücünün olmadığını düşünmeye eğilimli ergenlerde, stres yaratan olaylar ve durumlarla karşılaşma &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; riskini arttırabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 51, 153);"&gt;ERGENLERDE DEPRESYONUN BELİRTİLERİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenlerde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; tanısı koymak zor olabilmektedir, çünkü &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ergenlik&lt;/span&gt; döneminde duygusal iniş ve çıkışlar normal bir süreç de olabilmektedir. Bazen dünyanın harika bir yer olduğu düşüncesiyle kendini iyi hisseden ergen, bazen de hayatın berbat bir şey olduğunu düşünebilir. Bu düşünceler birkaç saat içinde değişebileceği gibi birkaç gün bile sürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresif duygu durumunun sürekli olması, okul başarısının düşmesi, aileyle ve arkadaşlarla ilişkilerde sorunlar yaşanması, madde bağımlılığı ve diğer olumsuz davranışlar depresif epizodu işaret ediyor olabilir. Bu dönemde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; riskini arttıran faktörleri şöyle sıralayabiliriz: ebeveynlerden birini ölüm ya da boşanma nedeniyle kaybetme, çocukluk döneminde fiziksel ve cinsel tacize maruz kalmak, sosyal beceri eksikliği, kronik hastalıklar ve aile bireylerinden birinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; hikayesinin olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda sıralanan belirtiler iki haftadan daha fazla sürerse &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; riskinden söz edilebilir:&lt;br /&gt;Okul başarısının düşmesi&lt;br /&gt;Arkadaşlardan ve sosyal etkinliklerden uzak durmak&lt;br /&gt;Üzüntülü ve umutsuz ruh hali&lt;br /&gt;Enerjinin ve motivasyonun düşük olması, hiçbir şeyden zevk alamama&lt;br /&gt;Öf keli olma&lt;br /&gt;Eleştirilere karşı aşırı tepkili olma&lt;br /&gt;İdeallerine ulaşamayacağını hissetme&lt;br /&gt;Özgüvenin düşük olması, suçluluk duyguları&lt;br /&gt;Kararsızlık, konsantre olamama, unutkanlık&lt;br /&gt;Huzursuzluk&lt;br /&gt;Yemek ve uyku örüntüsünde değişiklikler&lt;br /&gt;Madde bağımlılığı&lt;br /&gt;Otorite figürleriyle sorunlar&lt;br /&gt;İntihar düşüncesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenler, depresif duygu durumundan kaçınmak için uyuşturucu ya da alkol kullanabilir ya da rastgele cinsel ilişkiler kurabilir. Ergenler, düşmanca, saldırganca ve riskli davranışlarla da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;larını ortaya koyabilirler. Ancak bu davranışlar onların sadece yeni sorunlar yaşamalarına neden olur, depresif duygu durumları derinleşir ve arkadaşlarıyla, aileleriyle ve okul yönetimiyle ilişkilerine zarar verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 51, 153);"&gt;ERGENLERDE &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;DEPRESYON&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 51, 153);"&gt; TEDAVİSİ &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt; geçiren ergenlerin tedavi edilmesi son derece önemlidir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt; ciddi bir durumdur ve tedavi edilmezse ergen bireyin hayatını tehdit eder bir duruma gelebilir. Eğer ergen tedavi görmeyi reddederse, aile üyelerinin ya da ergenle ilgilenen diğer yetişkinlerin bir uzmandan yardım alması faydalı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt; tedavisinde ilaç ve psikoterapi kullanılmaktadır. İlaç &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;un semptomlarını gidermekte etkilidir. Özellikle ilaç tedavisiyle birlikte yürütülen psikoterapi etkili çözümler sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikoterapi, ergene neden &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;a girdiğini anlamasına ve stresli durumlarla nasıl baş edeceğini öğrenmesine yardımcı olur. Duruma bağlı olarak terapi, bireysel, grup ya da aile terapisi şeklinde yürütülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt;da olan ergenin yardıma ihtiyaç duyduğunu kabul etmesi iyileşme yönünde atılmış önemli bir adımdır. Ancak, yardıma ihtiyaç duyduğunu ve bunun için adım atması gerektiğini kabul eden ergenlerin sayısı görece az olabilmektedir. Bu nedenle arkadaşlarının ve ailesinin desteği, teşvik edici önerileri önemlidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-2189697855396927413?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/2189697855396927413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=2189697855396927413' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/2189697855396927413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/2189697855396927413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/ergenlerde-depresyon.html' title='Ergenlerde Depresyon'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-2781965647088321656</id><published>2008-09-28T21:16:00.003+03:00</published><updated>2008-09-28T21:29:50.472+03:00</updated><title type='text'>Altın fiyatları</title><content type='html'>Piyasaları günlük takip eden biri olarak internette gezinirken yeni bir siteye rastladım. Site &lt;a href="http://altindolarfiyatlar.blogspot.com/"&gt;Altın fiyatları&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://altindolarfiyatlar.blogspot.com/"&gt;Dolar fiyatları&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://altindolarfiyatlar.blogspot.com/"&gt;Euro fiyatları&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://altindolarfiyatlar.blogspot.com/"&gt;IMKB&lt;/a&gt; ve dünya borsaları hakkında geniş ve güncel bilgiler içeriyor. Anlık piyasa ve kur takibi yapılıyor. Piyasa ile ilgilenen arkadaşlara yardımı dokunacağından eminim. Öğrenmek isteğiniz bilgininin üzerine tıklayın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-2781965647088321656?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/2781965647088321656/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=2781965647088321656' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/2781965647088321656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/2781965647088321656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/altn-fiyatlar.html' title='Altın fiyatları'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-6406741622084046148</id><published>2008-09-28T16:03:00.002+03:00</published><updated>2008-09-28T16:04:32.597+03:00</updated><title type='text'>Karşılık beklemeden yapılan iyilikler ( Philemon ve Baucis in öyküsü )</title><content type='html'>Günlerden bir gün Zeus, oğlu Hermes ile kılık değiştirip, Olimpostan aşağı        inerek, ülkemiz topraklarında yer alan eski Frigya bölgesinde( Ege        bölgemizin iç kısımları,Güney Marmara ile İç Anadolu Bölgemizin batısı        arasında kalan eski yerleşim alanı) dolaşmaya çıkmışlar. Amaçları        insanları sınamak, birbirlerine karşı yaklaşımlarını ve sahip oldukları        zenginlikleri nasıl değerlendirdiklerini daha yakından görmekmiş. Bu iki        yolcuya kimse gereken ilgiyi göstermemiş, güleryüzle davranmamış, misafir        olarak kabul etmemiş, selam bile vermemişler. Sadece yaşlı Philemon ve        karısı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Baucis&lt;/span&gt; kıt kanaat geçinmelerine karşın onları evlerine davet        ederek, dostça karşılamışlar. Kim olduklarını bilmeden, bu değerli        misafirlerin önlerine sıcak çorbalarını getirmişler, sofralarını        paylaşmışlar. İki misafir zengin komşularının soğuk ve umursamaz        davranışlarına karşın, parasal açıdan yoksul, ancak sevgice varsıl bu iki        güzel insanın içten ve şirin davranışları karşısında çok etkilenmişler.        Zeus ve Hermes “ bizler ölümsüzlerdeniz, siz ölümlülerin arasına girerek        sizleri sınavdan geçirmek istemiştik. Bu sınavı sadece siz kazandınız.        Diğerleri ise bencillikleri, taşkalplilikleri ve saygısızlıkları nedeniyle        bu sınavı kaybettiler. Tabii ki sapla samanı ayıracağız. Biz şimdi        gidiyoruz , siz ikiniz de bizim ardımızdan gelin” demişler. İki yaşlı        insan bu sözler karşısında şaşkına dönmelerine rağmen, bu iki yabancıyı        izleyerek, düşe kalka dağ yolundan yukarıya çıkmaya başlamışlar. Bir parça        soluklanmak için durdukları anda,büyük bir gürültü ile yerlerinden        sıçramışlar. Sesin geldiği yöne baktıklarında daha önce evlerinin        bulunduğu toprakların su altında kaldığını, evlerin yıkıldığını,        insanların ne olduğunu anlayamadan boğulduğunu üzüntü içinde görmüşler.        Bir süre sonra baraka şeklindeki kendi evlerinin, mükemmel bir yapı haline        geldiğini görmüşler. Zeus bu yardımsever insanlara dileklerini sormuş.        Onlar da doğup büyüdükleri topraklardan uzaklaşmak istemediklerini, bu        kutsal yapının koruyuculuğundan başka bir şey istemediklerini ifade        etmişler. Zeus da bu dileklerini kabul etmiş. Aradan geçen yıllar boyunca        birbirine sevgi ile davranmaya devam eden bu iki insan doğal olarak daha        da yaşlanmış. Philemon gençliklerinden bu yana yaşadıkları tatlı anılardan        bahsederken, karısı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Baucis&lt;/span&gt;’in yüzü, elleri ve tüm vücudunun değişerek,        saçlarından yaprakların, parmaklarından dalların, ayaklarından da köklerin        çıktığını görerek hayrete düşmüş. Aynı görüntüyü &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Baucis&lt;/span&gt; de sevgiyle        bağlandığı kocası Philemon da görmüş. Birbirlerine gülümseyerek, veda        etmişler aynı anda , birbirlerinden ayrı kalmadan tam bir ağaca        dönüşmüşler. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Baucis&lt;/span&gt; sıcak kış günlerinde içimizi ısıtan ıhlamura; Philemon        ise gölgesinde sıcaktan korunduğumuz meşe ağacına dönüşmüş. Ve insanlara        faydalı olmaya devam etmişler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Sevgili dostlar, atalar “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;iyilik&lt;/span&gt; yap, denize at, balık bilmezse, halik        bilir” demişler. Aslına bakacak olursanız insanlar zayıf yaratıklardır.        Hepimiz bir başkasına çeşitli nedenlerle gereksinim duyarız. Her din        insanlara yardımlaşmayı ve sevgiyle yaklaşmayı öğütlemiştir. Başkalarına        yardım ederek kendinizle gurur duyabilir , onların gözlerindeki sevgi        ışıltılarını kendi gözlerinize de kopyalayarak, dünyaya daha farklı        bakmaya başlayabilirsiniz. Bu şekilde çevrenize yaydığınız pozitif enerji        ile hem daha çok sevilecek, hem de negatif enerji yükünden uzaklaştığınız        için daha genç kalacak ve sağlıklı olacaksınız.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Empati kişinin kendisini başkaları yerine koyabilmesi, onların neler        hissettiklerini anlayabilmesi ve ona uygun bir şekilde davranabilmesidir.        Kişilik bozuklukları durumunda empati sorunu yaşanmaktadır. Kişiler ne        olursa olsun, kendilerinin haklı olduklarını düşünür ve karşılarındakini        suçlu ya da hatalı bulurlar. Bu nedenlerle çevrelerindekileri incitir ya        da hoşgörü ile yaklaşamazlar. Çevrelerindeki maddi ve manevi her şey,        sadece kendileri içindir. Bu davranışlar aile içinde öğrenilerek, nesilden        nesile aşılanır. Arkadaşlar arasında benzer şekilde yerleşerek, ortak bir        bakış açısı halini alır. Sonuçta toplum kirlenir, çürümeye başlar.        Çocuklarınızın ve torunlarınızın daha sorunsuz yaşaması, mutlu ve onurlu        olması için herkes kendini düzeltsin, yarın artık bugündür. Hepimizin        empatimizi günden güne geliştirerek , daha sempatik bir toplum haline        gelebilmemiz dileklerimle, sevgiyle kalın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-6406741622084046148?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/6406741622084046148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=6406741622084046148' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/6406741622084046148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/6406741622084046148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/karlk-beklemeden-yaplan-iyilikler.html' title='Karşılık beklemeden yapılan iyilikler ( Philemon ve Baucis in öyküsü )'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-7263759239849522612</id><published>2008-09-28T16:03:00.001+03:00</published><updated>2008-09-28T16:03:34.029+03:00</updated><title type='text'>Mitolojide narsisizm</title><content type='html'>Eski Yunan mitolojisine göre, dünya üzerinde birçok tanrı bulunmaktaydı.        Bunlar çeşitli doğa olaylarından ya da canlı-cansız varlıkların        kontrolünden , davranışlarından sorumluydular. İnanışa göre bu tanrılar        insan şeklindeydi ve insanlarla ilişki içine de girerlerdi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Size &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;narsisizm&lt;/span&gt; sözcüğünün köken aldığı narkissos'un mitolojik öyküsünü        aktaracağız.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kendine aşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel        bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos        adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık        olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının        yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara        sevda ile içine kapanarak ölür . Bütün vücudundan arta kalan kemikleri        kayalara, sesi ise bu kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşür.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissosu        cezalandırmaya karar verirler. Gene günlerden bir gün av izindeki        Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan        su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun        güzelliğini görür. O da daha önce farkedemediği bu güzellik karşısında        adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. O ana dek        kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü . O şekilde orada ne        su içebilir, ne de yemek yiyebilir, ayni Ekho gibi Narkissos ta günden        güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir.        Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür. İşte narsisistik        kişilik bozukluğu olan kişiler de bu şekilde kendilerine aşık, hep önde        olmak, en gözde olmak isteyen, başkalarının düşünce ya da isteklerine        gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine        ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı Narkissos gibi        erirler, çökerler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-7263759239849522612?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/7263759239849522612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=7263759239849522612' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/7263759239849522612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/7263759239849522612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/mitolojide-narsisizm.html' title='Mitolojide narsisizm'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-1808095199192298304</id><published>2008-09-28T16:02:00.000+03:00</published><updated>2008-09-28T16:03:00.673+03:00</updated><title type='text'>Hiç bir şey göründüğü gibi değildir ( Europa ile Zeus un kavuşmasi )</title><content type='html'>Günümüzde olduğu gibi, o zamanlarda da bütün kadınlar güzel,duygusal ve        hassasmış. Hepsi bir yana, bunlardan bambaşka sevimlilikte bir Europa adlı        kız varmış. Ancak bu sevimliliğinin çevresindekileri etkileyip, boş yere        ümit vermemesi için erkeklerle arasına kabul edilebilir ölçüde mesafe        koyarak kendi dostları arasında mutlu bir şekilde yaşarmış. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zeus&lt;/span&gt; bu        sevimli kıza gönlünü kaptırmış. Gelin görün ki, mitolojik bir tanrı da        olsa Europa’nın yanına yaklaşması ile, Europa onun yanından uzaklaşırmış.        Fakat mitolojide çareler tükenmez. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zeus&lt;/span&gt; keskin zekasını konuşturarak,        kendini herkesin seveceği uysal bir boğa şekline sokmuş. Doğruca        Europa’nın yaşadığı yemyeşil kırlara gitmiş. Europa ve birbirinden sevimli        kız arkadaşlarının yanına yumuşakbaşlı bir şekilde yaklaşmış. Boğa        görünümündeki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zeus&lt;/span&gt; Europa’nın yanına gelince durmuş ve ona adeta beni sev        diye bakmış. Boğa şeklindeki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zeus&lt;/span&gt; adeta bir kedi gibi davranarak,        kuyruğunu neşe ile sallayıp, yere çökmüş. Europa da arkadaşlarına “ haydi        gelin, bu tatlı hayvanın sırtına binerek kırlarda gezelim, o kadar uysal        ki, sanki bir kuzu gibi , üstüne üstlük hepimizi sırtına alabilecek kadar        da güçlü” diyerek eğilmiş olan hayvanın sırtına binmiş. Arkadaşlarının        yanına gelmesini beklerken, az önceki o yumuşak boğa bir anda yerinden        fırlayarak, müthiş bir hızla koşmaya başlamış. Arkadaşlarının şaşkın        bakışları arasında, bir anda Europa korku ve hayret içinde boğanın        sırtında ne yapacağını şaşırmış, adeta dili tutulmuş. Kımıldayamaz halde,        ne bir şey söyleyebilmiş ne de ağlayabilmiş. İşin ilginç yanı boğa,        karanın bittiği yerde deniz üzerinde de koşmaya başlamış. Bir süre sonra        boğa görünümündeki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zeus&lt;/span&gt; ve güzel Europa tekrar bir adadan karaya        çıkmışlar. O zaman &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zeus&lt;/span&gt; gerçek görünümüne bürünmüş. Europa’ya sevgisini        açıklamış. Birlikte güzel günler yaşamışlar. Akıllı ve güzel çocuklar        dünyaya getirmişler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Başlangıçta bize soğuk gelen, ilginç gelmeyen nesneler, kişiler ve olaylar        eğer onlara farklı bir gözle bakarsanız güzel ve zevkli hale gelebilir. Bu        şekilde hayatımızı daha mutlu bir hale getirebiliriz. Tam tersi bazen de        olayların içine sonunu düşünmeden dalarız. Bize çok uygun ve karlı        görünür. Oysa bazen gerçekler göründüğünden farklıdır, gerçeklikten uzak ,        romantik, ayakları yere basmayan duygusal ya da maddi yatırımlar pahalıya        malolabilir. O yüzden önyargı ile hareket etmek ne denli uygunsuzsa, aşırı        beklentili olmak ve sınırsız davranışlar da o derece zarar verici        olabilir. Yani görünüşe aldanmamak gerekir. Bu nedenle hiçbir durum ya da        kişi hali ya da tavrı nedeniyle küçümsenmemelidir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir de tabii ki, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zeus&lt;/span&gt; gibi eğer bir hedefe kilitlenmişseniz o işi        başarırsınız. Karar verip başlamak, o işi yapmanın yarısıdır. Belli bir        süre bir işi yaptıktan sonra motivasyonunuz azalabilir. Motivasyonunuzu        yenileyip,kuvvetlendirmek için sık sık geleceğe yönelik hayaller        kurmalısınız. Kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapmalısınız. Tekdüzeliği        kıracak farklılıklar oluşturmalısınız kendinizde ve çevrenizde. Tabii gene        &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zeus&lt;/span&gt; gibi ne yaparsanız yapın aktif olacaksınız, oyuncu olmaya        çalışacaksınız olabildiğince, seyirci değil. Direksiyon sizde olacak. Ne        yaparsanız yapın sorumlusu siz olacaksınız. Kurda sormuşlar boynun niye        kalın diye, kendi işimi kendim görürüm demiş. Siz de hayatınızın dümencisi        olun ve kendinizi olayların akışına bırakmayın ki, hayatı onurla yaşayın.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Son söz olarak Europa’sına yani Avrupa’ya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zeus&lt;/span&gt; aklını kullanarak        kavuşuyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zeus&lt;/span&gt; kendisi ile barışık, çalışıyor, üretiyor, kendine        güveniyor. Biz de önce kendimizin daha insancıl, mutlu ve adaletli bir        toplum olmamız için kendimize çekidüzen vererek, kendimizden başlayarak        daha sağduyulu, ince, kendimizi başkalarının yerine koyabilir , kendimize,        çevremizdekilere, yasalara ve doğaya saygılı davranırsak, daha çok        üretirsek &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zeus&lt;/span&gt; haline gelebiliriz. Sadece kendimizin daha iyi ve üretken        bir toplum olmamız bizi doğrudan Avrupa’ya sokacaktır.. Tanzimat        fermanından beri peşinde koştuğumuz sevgiliye.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-1808095199192298304?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/1808095199192298304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=1808095199192298304' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/1808095199192298304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/1808095199192298304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/hi-bir-ey-grnd-gibi-deildir-europa-ile.html' title='Hiç bir şey göründüğü gibi değildir ( Europa ile Zeus un kavuşmasi )'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-4922521026154419329</id><published>2008-09-28T15:59:00.002+03:00</published><updated>2008-09-28T16:01:22.783+03:00</updated><title type='text'>Mantık ve sevgi birlikteliği- Psyche ve Eros:</title><content type='html'>Öykümüz şu anda Aydın ilimiz sınırlarında bulunan Milet antik kenti        krallığında geçmektedir. Milet kralının bir kızı o kadar güzeldir ki,        Afrodit onu çok kıskanarak, yok etmek istemiş. Oğlu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eros&lt;/span&gt;'a « benim gibi        bir tanrıça ile ölümlü bir kızın güzelliğini kıyaslıyorlar. Git ve o kızı        bir canavarla evlendir, öyle zorluklar çekip, yıpransın ki bana rakip        olamasın» demiş.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eros&lt;/span&gt; annesinin yanından Olimpos'tan inerken Psyche'nin kalbine atacağı ok        ile onu bu canavara aşık etme düşüncesindeymiş. Ancak evdeki hesap çarşıya        uymamış. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eros&lt;/span&gt; Psyche'ye aşık olmuş. Ancak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eros&lt;/span&gt; bir tanrı imiş ve tanrılara        göre ( Zeus hariç) ölümlüler ile ilişki kurmamalıymış. Buna çare olarak        &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eros&lt;/span&gt; kimsenin bilmediği , ıssız bir yerdeki mükemmel bir şatoda aşığı ile        buluşmaya başlamış. Kanatlı bir tanrı olduğundan , Psyche'nin fark        etmemesi için geceleri karanlıkta buluşup , Psyche'nin onun vücudunu        görmemesini sağlamaya çalışıyormuş. Ondan da kendisini görmemesini        istiyormuş. Bu arada Psyche'nin kardeşleri aslında onun aşığının çok        çirkin olduğu için böyle davrandığını ileri sürmüşler. Bunun üzerine        Psyche, eline aldığı bir kandille gece yarısı uyumakta olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eros&lt;/span&gt;'u görmeye        çalışmış. Onun yakışıklılığından çok etkilenen Psyche onu öpmek üzere        eğildiğinde kandildeki kızgın yağ &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eros&lt;/span&gt;'un omzunu yakmış. Bir anda uyanan        &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eros&lt;/span&gt; kanatlanarak oradan uzaklaşmış.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eros&lt;/span&gt; gidince aşk dolu günlerin bitişi ile Psyche’nin kendisi gibi şato da        yıkılmış. Psyche dualar ve yakarmalar sonrasında Afrodit’in karşısına        çıkıp, ondan kendisini &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eros&lt;/span&gt; ile bir araya getirmesini istemiş. Afrodit ise        ona karşı duyduğu kin nedeniyle ona kötü davranarak 'can sıkıntısı ve        hüzün' duygularını ona bağlamış. Ayrılıkları çok uzun sürmüş. Ancak        sonuçta her ikisinin de gayretleri ile kimine göre Afrodit’in yumuşaması,        kimine göre ise Zeus’un yardımı ile bir araya gelerek, mutluluk, başarı ve        incelik içinde yaşamışlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu mitolojik öyküden aslında birden çok sonuç çıkarılabilir. Bir tanesi el        elden üstündür. Her şeyin mutlaka daha iyisi vardır. Kişilerin kendilerini        devaynasında görmeleri kişilik sorunlarından ötürüdür. Bunu ancak aşağılık        duyguları olan insanlar yapar ve bu durum tedavi edilmezse kişilerin        başına olmadık işler açar ( kraliçenin çevresini küçümsemesi gibi). Bir        ikinci ders alınması gereken nokta kişilerin kendi sınırlarını        belirlemesidir. Eğer insanlarla aranızda belli bir takım sınırlar olmazsa        o ilişkilerden zarar görebilir ve sorunlarla karşılaşabilirsiniz (izin        verilmemesine rağmen Psyche’nin &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eros&lt;/span&gt;’u görmek istemesi gibi). Bir de tabii        unutmamak gerek, ailenizin evlendiğinizde ya da birlikteliklerinizde        müdahale etmemelerini sağlamalısınız. Bir benzetme yapacak olursak        kanserli hücrelerin temelinde var olan sorun, bu hücrelerin birbiri ile        olan belirli sınırlarının dikkate alınmayıp, sanki hiç sınırları yokmuş        gibi birbirlerine aşırı derecede yaslanıp, çoğalmalarıdır. O yüzden siz        siz olun kendi yağınızla kavrulun, evinize müdahale ettirmeyin. Ne        kendinizi, ne eşinizi ne de büyüklerinizi ezdirmeyin. Gelecek sizin        geleceğinizdir. Geleceğinizi kendiniz inşa etmelisiniz. Herkesin yeri        ayrıdır, annenin, eşin , çocukların vb. Sınırlarınız net olmalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      En son olarak da yapacağınız her işte mantık ve duygunuz birlikte hareket        etmelidir. Sadece mantığınızın sesi ya da sadece duygularınızın sesi ile        hareket etmeniz sizi sorunlarla baş başa bırakacaktır. Bu durum kurulacak        birliktelikler ve yapacağınız her iş için de geçerlidir.İkisinin        birlikteliğinde sonuçlar olumlu olacaktır (Psyche ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eros&lt;/span&gt;’un birlikteliği        gibi).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hepinize mantık ve duygularınızın bir arada olduğu, çevrenizle iyi        ilişkiler içinde olduğunuz nice mutlu günler dilerim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-4922521026154419329?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/4922521026154419329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=4922521026154419329' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4922521026154419329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4922521026154419329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/mantk-ve-sevgi-birliktelii-psyche-ve.html' title='Mantık ve sevgi birlikteliği- Psyche ve Eros:'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-2204165342710396462</id><published>2008-09-28T15:59:00.001+03:00</published><updated>2008-09-28T15:59:45.860+03:00</updated><title type='text'>Mitolojide kadının yaratılışı</title><content type='html'>Mitolojide ölümlüler ( yani insanlar) ve ölümsüzler ( yani tanrılar)        birarada yaşamaktaymış. Ancak insanlar o dönemde sadece erkeklerden        oluşmakta imiş. Tanrılarla o denli laubali olup, sınırsız olmuşlar ki Zeus        bu şımarık, ters, ahlaksız , kaba , kendini akıllı ve güçlü sanan aptallar        ordusuna, kendilerini hale yola soksun ve incelsinler diye az çok vücutça        kendilerine benzeyen ama aslında kendilerinden çok farklı, bir varlık        gönderdi"&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kadın&lt;/span&gt;lar".&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Zeus sanatkar bir tanrı olan ve dahice eşyalar yapan bir tanrı olan oğlu        Hephaistos 'a bu işi havale etti. O da toprak ve suyu çamur haline        getirerek, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kadın&lt;/span&gt; şeklini oluşturdu. Kalbine başkalarına uzaktan hoş ,        parıltılı, göz alıcı , büyüleyici romantik ; yakınına gidince ise "dışı        seni, içi beni yakar" türünden kor halinde ateş yerleştirmiş. Tüm tanrı ve        periler ona o kadar çok özellik, güzellik ve hediyeler vermişler ki adı        Pandora ( tümüyle armağan) olmuş. Afrodit ona vücut modelini ve        güzelliklerini , Athena ince ve süslü elbiseler ve bunları giyme hevesini,        Hermes ise onun kalbine ihanet , kıskançlık ve aldatıcılık tohumlarını        atmış. Zeus ise onu insanlar arasına göndermeden önce bir kutu vererek, bu        kutuyu kendisi izin vermeden açmamasını söylemiş. O yeryüzüne        gönderilirken ,ateşi dolayısı ile aklı tanrılardan çalarak, insanlara        kazandıran Prometheus'un kardeşine yollanmış. Bu sırada Prometheus        kardeşini uyararak, Zeus'un göndereceği hediyeyi almamasını, aksi takdirde        bu varlıklara uygun davranılmadığında ,yeryüzünde bu varlıkların        intiharlar, katliamlar ve savaşlara yol açacağını söylemiş. Ama        Prometheus' un kardeşi gördüğü güzellik karşısında her şeyi unutarak, onu        erkeklerin dünyasına götürmüş.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu güzellik abidesi de yeryüzüne indiğinde içindeki merağı yenememiş.        Açılması yasak olan kutuyu açıvermiş. Kutu açılır açılmaz içinden acı,        şehvet, yalan, ihanet vb. her türden dert bir anda tüm dünyaya        dağılıvermiş. Bu sırada olayın korkunç şokundan kurtulabilen Pandora hemen        kutunun kapağını kapatabilmiş , ancak kutunun içinde sadece ümit hissi        kalabilmiş.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Güzellikler kişiler kendi sınırlarını bilip, sevgi karşılıklı hissedilerek        olgunluk ve güven ile süslenirse , ayakları yere basar , gerçeklerle        bağdaşırsa anlam kazanır. Ancak bu güzelliklerin ardında başka olumlu        özellikler ve iç güzelliğin varlığına bakmadan dışsal görünümün büyüsüne        kapılmak kişinin kendi ve çevresi için sorunlara yol açabilir. Nice        beraberlik ve evlilikler kişilerin birbirlerini gerçek anlamda tanımadan        ya da birbirlerine gerçek yüzlerini göstermemeleri, maskeler taşımaları        nedeni ile çökmektedir. Kişiler gerçek yüzler ortaya çıktığında        aldatıldıklarını ve kullanıldıklarını düşünerek depresyonlara,        intiharlara, cinayetlere, evlilik dışı ilişkilere ya da alkolizme        yönelebilmektedirler.Önemli olan dıştaki cilaya aldanmayıp, içte durmakta        olan umudu, sevecenliği, manevi güzellikleri yakalayıp rezil olmadan        vezirliğin tadına varabilmektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-2204165342710396462?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/2204165342710396462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=2204165342710396462' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/2204165342710396462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/2204165342710396462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/mitolojide-kadnn-yaratl.html' title='Mitolojide kadının yaratılışı'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-4903591871823228085</id><published>2008-09-28T15:57:00.001+03:00</published><updated>2008-09-28T15:59:13.115+03:00</updated><title type='text'>Mitolojide Hypnos ve günümüzde hipnozun kullanımı</title><content type='html'>Hypnos uyku tanrısı olarak tanınmıştır. Kardeşi ölüm tanrısı olan        Thanatos’tur. Anneleri gece (nyx) dir. Uyku tanrısı çok eski dönemlerde        Anadolu'da da yaşadıkları düşünülen Kimmerler’in ( beyazperdede ve çizgi        romanlarda canlandırılan Conan'ın kavmi) yaşadıkları yerlerde ulu bir dağ        eteğindeki büyük bir mağarada yaşarmış. Burası loş, gürültüden uzak,        dinlendirici bir yermiş. Mağara çevresindeki bazı doğal bitkilerden        yayılan gevşetici, rahatlatıcı ve uyku getirici kokular geceleri buradan        tüm dünyaya yayılarak insanların uykusunu getirirmiş. İnsanlar da bu        durumun sonucunda, günlük stres ve yorgunluklarının vücutları üzerindeki        olumsuz etkisini gideren , vücut hücrelerini yenileyen , kendilerini güzel        diyarlara götüren rüyalara dalarlarmış. Bu mağaranın içinden akan bir yer        altı suyunun sesi de uyku tanrısını uyuturmuş. Mitolojiye göre tanrıça        Hera Zeus ile Çanakkale ili sınırlarımızda yer alan Kazdağı ( mitolojideki        İda dağı)nda aşk yapmak istemiş. Ancak Zeus Hera’ya karşı çok yakınlık        göstermemiş. Tanrılar arasında en kıdemlisi olup, sürekli olarak çalışma        temposu içinde olan Zeus ise Hera'yı pek dikkate almıyormuş. Bunun üzerine        Hera Hypnos'tan yardım istemiş. Hera Hypnos’a rüşvet vererek ( rüşvetin ne        olduğunu sormayın !) onu ikna etmiş. Hypnos Zeus'u uyutmuş ve uykulu iken        de Hera Zeusu ikna etmiş. O gün gönülsüz olarak Hera'yla birlikte olan        Zeus sonraları şiddetli geçimsizlik sonucu evini ihmal etmiş, mutluluğu        evi dışında aramaya başlamış. Sıkça yaşadıkları tartışmalar çevrelerinin        de huzurunu kaçırmış, Zeus başka kadınlarla zaman geçirmiş, Ares adlı (        savaş tanrısı) şiddet yanlısı bir çocukları olmuş ve dünya şiddetten,        savaştan kurtulamamış.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hera zoraki ve hile ile istediğini elde etmiş etmesine ama mutsuzluk        peşini bırakmamış. Tanrıça da olsa mutsuzluk sonucu sinir krizleri        geçirip, çevresinde sorunlar çıkararak yaşayıp, sevgiden nasibini        alamamış, eşini hep başkaları ile paylaşmak zorunda kalmış. Zeus ise bu        davranışlarının sonucunu savaşlar, rüşvetler, ihanetler içinde yüzen bir        dünyanın sorumlusu olarak ödemiş. Sizin mutluluğunuzun başkalarının        mutsuzluğu üzerine kurulmamış olmasına dikkat edin. Rüşvet , yalan dolan,        hile hurda ile yapılan işler elbet bir gün sahibini açığa çıkartır. Yanlış        hesap Bağdat’tan döner demişler. Rüşvet toplumu çürütür. Alınan çorba        paraları bir gün çocuklarının ilaç parası haline gelir. Kıssadan hisse,        sonuçta zorla güzellik olmaz, yaptığınız küçük gibi görünen hileler büyük        sorunlara yol açabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hipnoz&lt;/span&gt;un psikiyatride kullanımına gelince aslında her toplumda çok eski        çağlardan beri bilinmektedir. Dinsel ayin ve törenlerde grup &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hipnoz&lt;/span&gt;u        seklinde şaman törenlerinden , kızılderili büyücülerinin törenlerine dek        kullanılmıştır. Çizgi romanlarda (Mandrake) da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hipnoz&lt;/span&gt; konu edilmiştir.        &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hipnoz&lt;/span&gt; ile kişinin bilinçaltında bulunup, kişiyi rahatsız eden pek çok        sorun giderilebilmektedir. Kişi bu esnada yaptıklarının farkında        olabilmekte ve isteği dışında bir şey yaptırılamamaktadır. Psikiyatride        kullanım alanları dissosiyatif kimlik bozukluğu ( çoğul kişilik) ,        dissoyatif amneziler (büyük unutkanlıklar), fobiler , panik bozukluk, bazı        beğenilmeyen alışkanlıkların (sigara, aşırı yemek yeme gibi)        bırakılmasında kullanılmaktadır. Herkes &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hipnoz&lt;/span&gt; olamayabilir. Özellikle        geçmişlerinde fiziksel, duygusal ya da cinsel travmaların olduğu kişilerde        &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hipnoz&lt;/span&gt; kolay gerçekleşmektedir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hipnoz&lt;/span&gt; modern tıbbi anlamda ilk kez Jean        M. Charcot tarafından 1882 ‘de Fransız Bilimler Akademisinde yaptığı        bilimsel bir sunum ile dünyaya tanıtılmıştır. Onun öğrencisi olan Pierre        Janet ise, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hipnoz&lt;/span&gt; ile çoğul kişilik vakalarının tedavisindeki başarısı ile        psikiyatri dünyasına adını altın harflerle yazdırmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-4903591871823228085?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/4903591871823228085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=4903591871823228085' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4903591871823228085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4903591871823228085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/mitolojide-hypnos-ve-gnmzde-hipnozun.html' title='Mitolojide Hypnos ve günümüzde hipnozun kullanımı'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-5423182476632316543</id><published>2008-09-27T22:26:00.001+03:00</published><updated>2008-09-27T22:28:16.767+03:00</updated><title type='text'>Obsesif Kompulsif Bozukluk</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Saplantı zorlantı bozukluğu (SZB)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişinin önemli sayılabilecek sure vaktini oyalayan (günde 1 saatten daha        uzun sure tutan) , belirgin sıkıntıya veya işlevselliğinde önemli ölçüde        bozulmaya yol açan tekrarlayıcı obsesyon ya da kompulsiyonlarla suren bir        psikiyatri bozukluğudur&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Obsesyon Saplantı - Nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişinin isteği dışında gelen Kişinin kabul etmek istemediği uygunsuz        olarak düşünülen , belirgin sıkıntıya neden olan sürekli düşünceler ,        dürtüler ya da göz önüne getirilen görüntü seklinde düşlemlerdir.Bunlar        Kişinin kendi denetiminde değildir&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Kompulsiyon zorlantı Nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      tekrarlayıcı davranışlar ( el yıkama , sıraya koyma , kontrol etme gibi )        yada zihinsel ( dua etme , sayma , sözcükleri sesiz bir biçimde yineleme        gibi )eylemlerdir.&lt;br /&gt;      Kompulsiyonlar sıkıntıyı gidermek amacı ile yapılmaktadır , bunları        yapmaya adeta zorlanmış gibi hissetmektedir.Sıkıntıyı gidermek yada        önlemek , korku yaratan bir olayı , durumu etkisizleştirmek yada önlemek        üzere tasarlanır&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      En sik görülen depresyonlar pislik ve bulaşma korkularıdır (dokunulan yere        mikrop , hastalık bulaşacağı seklinde ) , yineleyen kuşkular ( elektriği        acık bırakılıp bırakılmadığı gibi bir eylemi yerine getirip getirmediği        konusunda tereddüt etmek gibi ) , bazı şeylerin belirli bir düzen içinde        olmasına gerek duyma , saldırgan korkunç dürtüler ( kendine veya çevresine        zarar verme , yaralama düşünceleri , çevresindekilerin basına bir kaza        geleceği çevresindekilere kotu , uygunsuz şeyler söylenebileceği        düşünceleri gibi ) ve cinsel düşüncelerdir ( gözünün önüne tekrarlayarak        gelen cinsel görüntülerdir).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişi mikrop bulaşmasın diye sık sık el yıkayabilir , ellerini , vücudunun        diğer bölgelerini deterjanlarla yıkayıp , cildine zarar verebilir , her        gün temizlik yapıp , herkesi kendi kurallarına uymaya zorlayabilir,        ibadetlerini tam olmuyor veya yanlış yapılıyor diyerek tekrar tekrar        yapabilir , belli yerlere basmadan yürümeye çalışıp , yolunu uzatabilir ,        yakınlarının veya kendisinin basına kotu bir şey geleceğini düşünerek ,        ilgisiz bir takım şeyleri yapmaya kendisini zorlayabilir ( terlikler düz        durmaz ise esinin öleceği , kapıdan dışarı çıkmadan 7 kez duvara dokunmaz        ise evde bir terslik olabileceği gibi ) , bir şeyi yapıp yapmadığını ,        olup olmadığını defalarca başkasına sorma gibi , kendini üzen bir        düşüncenin etkisini gidermek için ısrarla dua etme veya başka bir şey        düşünme ihtiyacı gibi durumlar gözlenebilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Ne sıklıkta görülür?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      %1-1,8 arasında görüldüğü saptanmıştır.Hafif şekilleri de dahil olmak        üzere hayat boyu rastlanma orani %5,9 olarak bulunmuştur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Obsesif kompulsif bozuklukta başlangıç yaşı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;      Genellikle ergenliğin başlangıç yaslarında baslarken çocukluk yaslarında        da başlayabilmektedir. Hastaların üçte ikisinde belirtiler 25 yasinden        önce baslar.% 15 ten az vakanın ise 35 yas sonrasında başladığı        saptanmıştır. Ortalama başlangıç yası 20 olup, erkeklerde ortalama 19,        kadınlarda ise ortalama başlangıç yaşı 22 olarak saptanmıştır&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Kalıtımın rolü var mıdır ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerin birinci derece yakınlarında % 35 oranında benzer bir        rahatsızlığa rastlanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Hastalık nasıl başlamakta ve sürmektedir ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      Yarıdan fazla kişide belirtilerin aniden başladığı gözlenmiştir. % 50-70        hastada yakınmaların gebelik, ev değiştirme, cinsel sorun, yakın bir        akrabanın kaybı gibi stresli olaylar sonrasında başladığı gözlenmiştir.        Zaman zaman artıp, azalmalar seklinde dalgalanmalar gösterdiği        gözlenmiştir. Alevlenmelerde stresin etkisinin olabildiğinden        bahsedilmektedir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Bu rahatsızlıga ait örnekler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#000000;"&gt;Temizleme seklinde zorlantılar kadınlarda, kontrol        etme seklinde olan zorlantılar erkeklerde daha çoğunluktadır. Kişiler        hastalıklarını gizlemeye, mantıklı açıklamalar yaparak önemsememeye        eğilimlidirler. Ancak temizlik zorlantları sebebiyle temizlik maddesi        harcamaları yüklü bir tutar oluşturmakta ,ayrıca komşuları ile hali        silkeleme, gece yarısı temizlik nedeni ile gurultu yapmaları sonrasında        tartışmalara neden olmaktadırlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Emin olamadığı için çok uzak yerlerden evine donup,kapısını, elektriğini,        tüpünü kontrol eden kişiler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;      Zarar verme zorlantısı olanlar çatal, makas, kibrit, bıçak,ip, hatta        tırnak makası gibi kesici ve cinayet filmlerinde rastlanabilecek sahneleri        anımsatacak araçlara dokunamazlar,bakamazlar. Çocuklar ve karşıt        cinsiyetteki kişilerle ayni ortamda kalamayabilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir diğer görünüm de istifleme ve zorlantılı satın almadır. Kişi çok ucuz        olduğu için ,elinde fazla olsa da ,gereksinimi olmasa da gördüğü bir mali        almadan edemez. Ev bir hurdacı dükkanına dönebilir. Kişiler tatile        giderken bir araba dolusu tamir malzemesini de beraber götürebilirler öyle        ki giyeceklere zor yer bulunur. Otomobili olmayan bir kişi otomobil        lastikleri alıp, bir kenara koyabilir, bir gün gelip araba alırsam,        lastiği patlarsa diye düşünebilir. Çok eski tarihe ait faturaları        biriktirir, bir gün gelir de bana milyarlık borç çıkarırlar diye 20 yıllık        senetleri atamazlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      İçinden dine yönelik küfürler geçmesi seklinde zorlantıları olan kişiler        toplu olarak dinsel ibadetlerden kaçınabilirler. Tekrar tekrar abdest        alma,namaz kılma ,tövbe etme gibi girişimlerde bulunabilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Günlük hayatta nasıl adlandırılmaktadır?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;      Halk arasında vesvese olarak bilinmektedir. Dinle ve temizlikle aşırı        uğraşıların olduğu ve sözcüğün kökenini Kuran dan aldığı waswasa (beynin        şeytani düşünce ve kararsızlıklarla haşir nesir olup, ibadetleri        yapamamak) tan gelmektedir.&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;       &lt;/span&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;SZB (OKB) neden oluşmaktadır ?&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Beyinde bazı bölgelerden salgılanan serotonin ve dopamin denen kimyasal        maddelerin rol aldığı sistemlerin aşırı çalışması ile ilişkili bulunsa da        başka maddelerin de etkili olduğu düşünülmektedir. Gene bu kişilerin        beyinlerinin bazı bölgelerinde kan akimi ve metabolizmada artışların        olduğu görülmüştür&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;SZB olan hastaların kişilik yapıları&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu hastaların % 25 inde obsesif kompulsif kişilik bozukluğu özellikleri        bulunmaktadır. Bu kişiler çevreleri üzerinde denetim oluşturmaya        eğilimlidirler. Daima olculu,tedbirli olup dışarıdan soğuk ve sert olarak        nitelenebilirler. Temizliğe düşkün,dakik ve düzenlidirler. Çok        tutumludurlar ve başkalarına hediye vermeleri, paylaşmaları çok        kısıtlıdır. Kendi istedikleri yapılmayıp, karsı çıkıldığında inatçı ve        sinirli olabilmektedirler. Konuşmalarını uzatmaya bazen de gereksiz        ayrıntılara dalmaya ve dinleyen Kişinin rahatsız olmasına yol açabilirler&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Bu rahatsızlıga ait örnekler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;       &lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;       Hastalığın gidisini kotu etkileyen belirleyiciler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#000000;"&gt;zorlanıların ileri derecede anlamsız olması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      beraberinde majör depresyonun bulunması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      eslik eden bir kişilik bozukluğunun bulunması.&lt;br /&gt;      hastalığın çocuklukta başlaması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Saplantılara direnememe (bir zorlantıya yol açması)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastalığın gidisini iyi etkileyen belirleyiciler&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      bir stres sonrası başlaması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişinin çevresi ile sağlam ,iyi ilişkiler içinde olması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      yakınmalarında artıp,azalma ve yoklamalar seklinde dalgalanmaların olması      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;SZB ve diğer psikiyatrik rahatsızlıklar&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hastalık en çok depresyon ile bir arada bulunmaktadır. Yaklaşık üçte bir        hastada SZB ile birlikte majör depresyon bulunmaktadır&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;       &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;SZB niçin önemlidir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;      Aşırı temizlik nedeniyle ciltlerinde bozukluklar,yaralar açılabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      depresyondaki gibi SZB da da intihar riski vardır&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      ileri dönemlerde çevreleri ile iletişimleri bozulur,eve kapanıp, çevreden        uzaklaşabilirler, evde de hep ayni şeylerle vakit geçirmekten başka is        yapamayabilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      cinsel ilişkiden kaçınabilir, olabilecekse bile bunu bir kurallar        silsilesi haline getirip, ayrılık ve boşanmalara zemin hazırlayabilirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      islerini çok yavaş yaptığından ve belirli kalıpların dışına çıkamadığından        is verimi düşüp,mesleki sorunlar yasayabilir çevrelerini etkileyip        ,çocukları ve esinin hayatlarını kısıtlayabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;SZB tedavisi :&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-)İlaç tedavisi: Depresyonda da kullanılan ve antidepresan denen ve        serotonin sistemine etkili ilaçlarla tedavi,psikiyatrist kontrolünde        yapılmalıdır. İlaçların bağımlılık potansiyeli yoktur.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2-)Davranışçı tedavi: Kişiye saplantılarının miktar ve şiddetine göre        verilen ödevlerle zorlantılarını yerine getirmeleri engellenir. % 60-75        hastada basarili sonuçlar vermektedir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-5423182476632316543?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/5423182476632316543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=5423182476632316543' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5423182476632316543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5423182476632316543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/obsesif-kompulsif-bozukluk.html' title='Obsesif Kompulsif Bozukluk'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-7094064556532355718</id><published>2008-09-26T21:28:00.000+03:00</published><updated>2008-09-26T21:29:07.399+03:00</updated><title type='text'>Otizm ve çocuk ( otistik )</title><content type='html'>Sosyal ilişki, iletişim kurma ve davranış tarzı anormalliklerinin 3 yaş  öncesinde başlamış olması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Toplumdaki yaygınlığı : &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On bin kişide 4 oranında görülmektedir. Erkeklerde kızlara oranla 4 kat daha çok  rastlanmaktadır.Rahatsızlık kızlarda erkeklere göre daha ağır seyretmekte, zeka  testleri daha düşük bir değeri göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Otistik bozukluk ölçütleri: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A-Aşağıdaki dört belirtiden en az ikisinin varolması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Konuşma dışı iletişim (göz göze gelme, yüz ifadesi ile anlatım, mimikler ve  vücut dili ile kendini ifade gibi ) ile karşılıklı ilişkiyi sağlamada belirgin  bozukluğun olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Kendi yaş dönemi ile uyumlu olacak şekilde, yaşıtları ile arkadaşlık ilişkisi  kuramamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Diğer insanlarla birlikte kendiliğinden , doğal bir şekilde hoşlanılabilecek,  ilgi alanları ya da beceri ve başarıları paylaşamama durumu ( ilgisini çeken  nesneleri başkalarına gösterememe, onları işaret edememe , onları  çevresindekilere verememe gibi davranışlar) .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Toplumsal ya da duygusal yanıt vermede eksiklik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B-Aşağıdakilerden en az birinin varolması gerekmektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Konuşulan anadilin ya hiç becerilememesi ya da bunun gecikmesi durumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Yeterli konuşmanın varolduğu durumlarda, başkaları ile konuşmayı başlatmak ya  da sürdürmekte belirgin bozukluk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Sözcük ya da cümleleri arka arkaya tekrarlayarak ya da anlamsız şekilde  kullanarak konuşma durumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Doğaçlama bir şekilde , yaş ve gelişim düzeyine uyan evcilik, hırsız-polis,  doktor-hasta vb. oyunları oynayamama durumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C- Aşağıdaki tekrarlayıcı ilgi, aktivite ve davranışlardan en az birinin  varolması durumu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Hem miktar olarak sıklık, hem de yoğunluk açısından belli bir nesne ya da  konu ile tekrarlayıcı bir şekilde uğraşarak, kısıtlı kalmış ilgi odaklarının  bulunması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- İşlevsel olmayıp, belli bir amaca hizmet etmeyen birbirini izleyen , sıradan  belli bir aktiviteyle durdurulamaz derecede uğraşı durumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Herhangi bir hareketi tekrarlayıcı ya da başkasının yaptığı bir hareketin  aynısını yapar bir şekilde vücut hareketleri ( parmak şıklatma , parmakları  açıp-kapama, omuz oynatma ya da tüm gövdeyi bükme, yumak gibi olma seklinde  davranışlar).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Tekrarlayıcı bir şekilde bazı nesnelerin belirli parçaları ile aşırı uğraşı  durumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yukarıdaki yazılmış olan tüm maddelerden toplam olarak en az altı adedinin  varolması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal ilişki ya da dil becerisi konularından en az birisinin, çocuk 3 yaş  başlangıcına dek gecikmesi veya normal dışı bir şekilde olması durumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahatsızlığın başka bir hastalığa bağlı olmaması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Otistik Çocukların Özellikleri: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görünümleri yaşıtlarından daha ve kardeşlerinden daha kısa boylu olup, çok  sevimli bir görünümleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çocukların bebekliklerinde bakımı kolay , bırakıldıklarında yerinde duran,  çok fazla ağlamayan çocuklar oldukları gözlenmiştir. Bazı hallerde çocukların  konuşma ve davranışları normalken, bunların birden bire sonradan sosyal  ilişkiden kopup, dil becerilerini kaybettikleri gözlenmiştir. Aileler  çocuklarının seslenince yanıt vermemeleri nedeniyle, sağır olduklarını  düşünebilmektedirler. Çocuklar gelişimleri esnasında belirli davranış ya da  sesleri taklit edemez, nesneleri başkalarına gösteremez, kucaklanmak  istendiklerinde kollarını kucaklamayı karşılamak için kaldıramazlar. Tek  başlarına oynamayı yeğlerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çocuklar insanlara cansız varlıklar gibi tepki verirler. Toplumsal durumlarda  garip yüz ifadeleri ve uygun olmayan hareketlerle karşılık verebilirler. Sosyal  ilişkilerden çok memnun olmazlar. Arkadaş edinemezler.dil gelişimlerinde gecikme  olabilir. Konuşabiliyorlarsa konuşmaları tekrarlamalar ya da ses melodisindeki  bozukluklar ( tekdüze , mekanik tonlama bozuklukları şeklinde) ile birliktedir.  Uygunsuz fiil ya da sözcük kullanımları olabilir. Olmayan sözcükleri  uydurabilirler, kendi kendilerine konuşabilir, kendilerinden kendi isimlerini  söyleyerek ya da başkası gibi bahsedebilirler. Belirli davranış ( el çırpma,  dönen nesneler gibi)ya da bilgilere (çok gerekli olmasa da) eğilimleri vardır (  hava durumu, tv. Program zamanları ve reklamlar gibi). Yeni oyuncakları kolay  kabul edip, oynayamazlar, ortam değişikliklerine aşırı duyarlıdırlar,  değişikliklerde aşırı tepkisel olabilirler. Bazı nesnelere aşırı bağımlı olup,  onları kullanmasalar da onlar olmadan dışarı çıkamayabilirler. Sese aşırı tepki  vererek, kulaklarını kaparlar. Ağrıya karşı duyarsız olabilirlerken dokunmaya  karşı aşırı tepki gösterebilirler. Zaman zaman aşırı hareketli zaman zaman da  aşırı hareketsiz olabilirler. Sebepsiz gülme ve ağlamaları olabilmektedir.  Ailelerinin yanlarından uzaklaşmalarına aşırı tepki gösterebilmektedirler.  Sadece belirli besinleri yemeye eğilimlidirler. Kendi ellerini ısırabilir,  başlarını duvara vurabilir, saçlarını çekebilir ve kendilerine zarar  verebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Oluş Sebepleri: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otistik çocukların % 75’inde zekada gerilik gözlenmektedir. % 25 kadar bir  kısmında ileri dönemlerde havaleler görülmektedir. Otizm ile birlikte  görülebilen nörolojik bozukluklar arasında tuberoz skleroz, frajil X sendromu,  doğumsal kızamıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Duygusal açıdan çocuğa uzak duran ya da obsesif kişilik yapıları nedeniyle  aşırı titiz ve kısıtlayıcı bir şekilde eğitim veren ailelerin çocuklarında bu  durumun varolduğu ileri sürülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Rahatsızlığın genetik temeline yönelik çalışmalar devam etmektedir.Bazı  kişilerde bu rahatsızlıkla birlikte epileptik bozukluklar, doğumsal rubella ve  fenilketonüri gibi rahatsızlıkların bulunması bu olasılığı düşündürmektedir.  Rahatsızlığın X kromozomuna bağlı olarak ya da otozomal resesif geçiş ile  aktarıldığı düşünülmektedir. Etkilenen çocuğun kardeşlerinde de rahatsızlığın  görülme riski toplum ortalamasına göre çok daha yüksek olup, % 3 e dek  çıkabilmektedir. Bu kişilerin ailelerinde duygu durum ve kaygı bozuklukları daha  yüksek oranda saptanmış olup, toplumsal ilişki sorunlarının daha yüksek olduğu  gözlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum öncesi ya da doğum sırasında yaşanan tıbbi sorunlar olası nedenler  arasındadır. Özellikle annenin hamileliğinin ilk üç ayında genital kanama  yaşaması, bebeğin içinde bulunduğu amnios sıvısının çocuk dışkısı ile boyanması,  annenin hamileliğinde bazı ilaçları kullanımı önemli sebepler arasında  sayılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin yapısında çeşitli bozukluklar bulunmaktadır. Serotonin düzeyleri  hastaların 1/3 ünde gözlenmektedir. Otistik çocukların çoğunda gözlenen bahar  aylarındaki doğum oranları, annenin kış aylarında doğum öncesi kızamık geçirmesi  ile bağlantılı bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Tedavi: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavide ailenin eğitimi önemlidir. Saldırgan ve kendine zarar verme  davranışlarına karşı ilaç tedavisi kullanılabilir. Davranış tedavisi  kullanılmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-7094064556532355718?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/7094064556532355718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=7094064556532355718' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/7094064556532355718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/7094064556532355718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/otizm-ve-ocuk-otistik.html' title='Otizm ve çocuk ( otistik )'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-1949805058671440390</id><published>2008-09-26T21:26:00.000+03:00</published><updated>2008-09-26T21:27:48.961+03:00</updated><title type='text'>Psikiyatrist ve Psikolog Arasındaki Farklar</title><content type='html'>Ülkemizde insanlar genelde ruhsal sorunlarla uğraşan insanların tanımlamasını  yaparken psikolog yada psikiyatristi aynı anlamda kullanmaktalar. Bu kullanım  aslında aldıkları eğitim olarak çok farklı olan iki grubu birbirine  karıştırmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikiyatrist tıp fakültesinden mezun olmuş ve ondan sonra 4 yıl psikiyatri  ihtisası yapmış hekimlere denir. Böylece aldığı eğitimle insanın hem genel  hastalıkları hakkında bilgi sahibi olan hem de ruhsal yapısını tanımlama ve  gerektiğinde tedavi etme yetki ve bilgisine sahip bir insan ortaya çıkmaktadır.  Hem hekim hem de üstüne ruh sağlığı uzmanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa psikologlar edebiyat fakültesinin psikoloji bölümünden mezun insanlardır.  Normalde psikiyatristler ile birlikte çalışırlar gerekli testleri hastalara  uygularlar ve sonuçta psikiyatristin tanı koymasına ve tedavi etmesine yardımcı  olurlar. Bazı özel eğitimlerden sonra psikoterapi yapmaya hak kazanırlar Bu  işlev küçümsenemez. Hatta çok faydalı olduğunu da inkar edemeyiz. Ancak  psikologların tek başlarına tanı koyma ve tedavi etme yetkisi yoktur. Hele ilaç  yazma yetkileri hiç yoktur. Bu yapılmaya başladığı andan itibaren hastaya zarar  verme başlamış olur. Bu yüzden müracaat ettiğiniz insan bir psikiyatrist mi  yoksa bir psikolog mu iyi ayırım yapın. Hatta mümkünse diplomasını görün. Ve bir  sorununuz varsa güvendiğiniz başka bir hekimden referansla gidin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-1949805058671440390?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/1949805058671440390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=1949805058671440390' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/1949805058671440390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/1949805058671440390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/psikiyatrist-ve-psikolog-arasndaki.html' title='Psikiyatrist ve Psikolog Arasındaki Farklar'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-4787447643974759405</id><published>2008-09-25T15:30:00.000+03:00</published><updated>2008-09-25T15:34:59.448+03:00</updated><title type='text'>Panik Atak ve Panik</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Panik atağı nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     Yoğun korku ve huzursuzluk durumunun olduğu, aniden başlayıp,        rahatsızlığın en geç 10 dakika içinde en üst düzeye ulaştığı ve 13 adet        vücutsal ve düşüncesel belirtiden, en az 4 unun varolduğu bir kaygı        nöbetidir. Bu 13 belirti şunlardan oluşmaktadır:&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     1- çarpıntı,kalp hızında artış,kalp seslerini duyuyor gibi hissetme&lt;br /&gt;     2- terleme&lt;br /&gt;     3- titreme ve ya sarsılma hissi&lt;br /&gt;     4- boğulma ya da nefes alamama, nefesinin yetmediği hisleri&lt;br /&gt;     5- tıkanma ,soluğun kesilmesi hisleri&lt;br /&gt;     6- göğüste ağrı veya göğüste bir rahatsızlık hissi&lt;br /&gt;     7- bulantı ya da karında ağrı ya da karında bir rahatsızlık hissi&lt;br /&gt;     8- bas dönmesi, dengesizlik , basta sersemlik hissi ,bayılma hissi ,yere        düşecek gibi olma&lt;br /&gt;     9- çevreyi olduğundan farklı ,sanki gerçek değil gibi hissetme ya da        kendini çevredekilerden ayrılmış,olağandışı ,farklı bir şekilde algılama        hali&lt;br /&gt;     10- kontrolünü kaybetme, delireceğini düşünme seklinde bir korku&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     11- o anda ,kalp krizi geçireceği ya da öleceği korkusu&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     12- uyuşma, hissizlik,yanma, karıncalanma hisleri&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     13- üşüme, ürperme ,soğuk ya da sıcak basmaları, basından aşağı kaynar su        dökülmüş veya hamama girmiş gibi olma&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Panik atak&lt;/span&gt; hangi bozukluklarda görülebilir ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Panik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, sosyal fobi ve diğer        fobiler, saplantı-zorlantı bozukluğu, madde kullanımına ya da vücutsal bir        hastalığa bağlı kaygı bozukluklarında görülebilir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;panik atak&lt;/span&gt; sebepsiz olarak aniden başlayabileceği gibi, belli bazı        durum ya da ortamlarla ilişkili de olabilir. Örnek olarak korkulan bir        hayvan (örümcek, kedi,köpek,fare,yılan görmek gibi), kalabalık bir ortamda        bir faaliyet (konuşma, yemek yeme gibi) bir durumu takiben de        başlayabilir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Panik bozukluğu :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Yukarıda belirtilmiş olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;panik atak&lt;/span&gt;larının aniden,beklenmedik zamanlarda        ve tekrarlayarak oluşması ve en az 1 ay sureyle bu atakların        tekrarlayacağı yönünde sürekli bir kaygı, atağın sonunda olabileceğini        düşündüğü şeyler (ölmek, delirmek, kalp krizi geçirmek seklinde ) ile        ilgili kaygı duyma ya da bu ataklarla ilgili olarak bazı davranışlarında        değişiklikler yapma seklindeki bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık başka        bir madde kullanımı ya da başka bir vücut ya da psikiyatrik bir        rahatsızlığa bağlı değildir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Agorafobi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Panik bozukluğu agorafobili ya da agorafobisiz olabilmektedir. Agorafobi        sözcüğü eski Yunanca dan köken almaktadır. Agora pazar yeri, toplantı yeri        ,geniş meydan anlamına ,fobi ise korku anlamına gelmektedir. Kişi yalnız        kalmaktan, kaçmanın ,o ortamdan uzaklaşmanın kolay olmayacağı ya da her        hangi bir rahatsızlık hissetme anında yardim alamayacağı topluma acık        yerlerde olmaktan korku duymaktadır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bu kişilerde gördüğümüz bazı ortak özellikler arasında, tek başına        dışarıya çıkamama ve yanlarına başka bir kişiyi de alma , kalabalık        caddelerden geçememe,kalabalık mağaza,marketlere girememe, kapalı ortamlar        (tünel, köprü ve asansörler gibi) ve kapalı araçlar (metro,otobüs, uçak        gibi) dan kaçınma sayılabilir. İleri aşamalarda kişiler evlerinden çıkmayı        reddedip, çevrelerindekileri de kendileri gibi evde tutmaya        zorlayabilirler. Sosyal ilişkiler bozulup, boşanmalara yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Panik Bozukluğu , Toplum ve Tedavi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Toplumda hastalığın hayat boyu görülme yaygınlığı % 1.5-3 arasında        değişmekte olup, hastaların ¾ ‘unu kadınlar oluşturmaktadır. Kadınlarda %        2.1 ,erkeklerde % 0.6 oranında görülmektedir. Kişilerin 1/10’u hayatları        boyunca en az bir kez &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;panik atak&lt;/span&gt; geçirmekte ve bunların yaklaşık olarak        1/6’si panik bozukluğa dönüşmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Kalıtımın etkisi var midir ? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Panik bozukluğu vakalarının birinci derece yakınlarında bu hastalığın        görülme olasılığı ,diğer kişilere göre 4-7 kat daha çoktur (normsalda 2-4        iken ,panik bozukluklu kişilerin yakınlarında % 2-21 oranında ). Bu        hastalığı olanların yaklaşık % 50 ‘sinin, yakınlarında bu hastalık        gözlenmekte olup, %15 vakada bu yakınlık birinci derecedendir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Panik bozukluğunun oluşumunda gelişimsel ve çevresel        faktörler: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Çocuklukta yaşanan “seperasyon (çocukluk döneminde anne-baba sevgisinin        kaybı,yaptıklarının anne ve babanın kalıpları ile uygunluk göstermemesi        halinde terkedilecegi korkusu) anksiyetesi”nin panik bozukluk ve agorafobi        ile ilişkisi olduğu iddia edilmektedir. Panik bozukluğu hastaları        ailelerinin“kendilerine düşük derecede bakim verdikleri ancak çok fazla        koruyucu olduklarını “ söylemektedirler. Boşanma, olum sebebiyle daha        çocukken anne-babadan ayrılma yaşantıları olanlarda da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;panik atak&lt;/span&gt;ları        fazla görülmektedir.&lt;br /&gt;     Yapılan bazı araştırmalara göre, panik bozukluğu başlamadan yaklaşık iki        ay kadar önce, kişi için önemli bir takım olaylar belirtilmiştir (önemli        bir kişinin kaybı gibi&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Panik bozukluğunda beyindeki değişimler: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     “Hipokampal girus” denen bölgede metabolik asimetri gözlenmiş olup, ‘her        an olacak’ seklindeki beklenti anında beyin temposal bölgesinde kan        akımında artış saptanmıştır. Karbon di okside aşırı duyarlılık,noradrenerjik        sistemin aşırı aktivitesi ve serotonin yapımındaki bozuklukların        hastalıkta rol aldığı düşünülmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Panik bozukluğu ile karışabilen diğer hastalıklar:       &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Kansızlık, kalp krizi (angina pectoris ve myokard enfarktüsü), kalp        yetmezliği, yüksek tansiyon, astım, akciğer ambolisi, beyin-damar        hastalıkları (enfarktlar-beyin kanamaları), epilepsi (sara hastalığı),        migren, multipl skleroz, beyin tümörleri, diabet (seker hastalığı),        hipertiroidi (tiroid bezlerinin çok çalışması), hipoglisemi (kan sekeri        düşüklüğü),hipoparatiroidi (paratiroid bezlerinin az çalışması), bazı        maddelerle zehirlenme (amfetamin, kokain, marihuana, nikotin, teofilin,antikolinerjik        dediğimiz maddeler), bazı maddelerin kullanımının aniden kesilmesi (        alkol, tansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, uyku getirici        ilaçlar),üremi,vücut su-tuz dengesi bozuklukları, yaygın enfeksiyonlar,        lupus hastalığı panik bozukluk tabloları ile karışabilmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Hastalığın gidisi nasıldır?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Genellikle yetişkinliğe geçiş ya da erken yetişkinlik dönemlerinde        başlamakta ancak çocukluk cağında da başlayabilmektedir. Hastalığın        görülme olasılığı, ek olarak otuzlu yasların ortalarında gene artmaktadır.     &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Tedavi yöntemleri : &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     1-İlaç tedavisi: En az 2-3 ay olmak üzere ,doz yavaşça yükseltilmek üzere        kullanılmalıdır. 2- Bilişsel-davranışçı tedavi: Kişiye &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;panik atak&lt;/span&gt;ları ile        ilgili olan yanlış bilgileri ve inançları gösterilir. Vücudundaki yanlış        anlayıp,algıladığı ufak hislerin kendini ölüme götürmediği ,bunların kısa        sureli olduğu belirlenir. Böyle bir şey olduğunda durumu geçirmek için        yapacağı şeyler gösterilir.&lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Hastalığın tedavisi neden önemlidir? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Vakaların % 40-80’inde majör &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; dediğimiz tablo hastalığa        eklenip,durumu ağırlaştırmaktadır. Kişilerin bahsetmemesine karsın intihar        riski yüksektir. Hastaların % 20-40’inda alkol ve madde bağımlılığı        görülmektedir. Kişi ilerleyen donemde eve bağımlı hale gelebilmekte ya da        hastane,eczane gibi yerlere yakın olmayı yeğlemektedir. Hasta bu konuya        yakın olmayan doktorları bir dolaşıp,gereksiz ya da yanlış tedaviler        almaktadır. Çevresi ile iletişimi bozulan kişinin mesleki,sosyal,ailesel        işlevselliği azalmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Ne oranda görülmektedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Toplumda görülme oranı %3 olup, hayat boyu rastlanabilme oranı % 5        civarında saptanabilmiştir. Tüm kaygı bozuklukluklarının %12 sini        oluşturduğu belirlenmiştir&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Kimlerde daha çok görülmektedir ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha yaygın görülmektedir. Vakaların        yarısından çoğu çocukluk ve erişkinliğe geçiş döneminde başlamaktadır        ancak yirmili yaslardan sonra da başlayabilmektedir. Yaslılıkta en çok        görülen kaygı bozukluğudur ( yaşlılıkta görülen kaygı bozukluklarının %        60’ini oluşturur).&lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Nasıl bir kişilik yapısına sahiptirler ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Çekingen ve bağımlı bir yapıları olup, kendilerine güvenleri azdır. Çoğu        vakada toplusal ili?kilerinde arka planda durmak yeğleyip, aşırı kırılgan,        utangaç, eleştiriye çok duyarlı, çabuk yıkılan kişiler oldukları        görülmüştür&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Hastalıkta rolü olabileceği düşünülen ortak ailesel        ,gelişimsel özellikler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Annenin sureciden gerilim ve kaygısının önemli olduğu düşünülmektedir.        Ana-babanın çocuğu aşırı derecede koruyup, kollaması seklinde bir ortamın        rolü olabildiği gibi bunun tam tersi çocuğun bakımının ihmal edilmesi ve        ilgi gösterilmemesi de etken olabilmektedir. Hastalarımızın        çocukluklarında yüksek bir oranda anne baba ayrılığı (ya da vefatı) olduğu        belirlenmiştir. Fırtınalı bir çocukluk donemi geçirmişlerdir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Kalıtımın rolü var midir ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Hastalığın birinci derece akrabalarda görülme oranı, normallere kıyasla 5        kat daha yüksek bulunmuştur.&lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Stresli olayların hastalığa etkileri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Yapılan bir çalışmaya göre hastaların % 30’unda, hastalığın stresli bir        olayla başladığı belirlenmiştir. Hastalığın stresli olaylarla        alevlenebilecegi unutulmamalıdır&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Tedavi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     En az 1 yıl sure ile ilaç tedavisi yanında , kişinin beklentileri, düşünüş        biçimini değiştirme, gevşeme eğitimi, belli durumlardan kaçınma gelişmiş        ise kaygıya yol açan etkenlerle yüzleştirme gibi yaklaşımların olduğu        bilişsel tedavi uygulanmalıdır&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Yaygın anksiyete bozukluğu neden önemlidir ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Hastalık yüksek bir oranda alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ile        gitmektedir. Kişiler başlangıçta kaygılarını azaltmak için bu maddeleri        kullanmakta, ancak sonra bunlar hastalığın gidisini daha kotu bir şekilde        etkilemektedir.&lt;br /&gt;     Başka ruhsal hastalıklarla birlikte bulunma oranı yüksektir (saplantı-zorlantı        bozukluğu, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;,sosyal fobi,panik bozukluk gibi). Bu hastalıklara        ilerleyen dönemlerde dönüşebilme olasılığı bulunmaktadır.&lt;br /&gt;     Stresle bağlantılı başka hastalıklar (gastrit, irritabl kolon, gerilim        tipi bas ağrıları gibi) da buhastalığa eslik edebilmektedir.&lt;br /&gt;     Kişinin endişeleri nedeniyle çevresindekileri kısıtlaması sonrasında        ailesel ve mesleki sorunlar oluşabilmekte ,kişi sosyal ortamlardan        uzaklaşabilmekte ve ayrılıklar,boşanmalar ,erişkin-çocuk uyuşmazlıkları        oluşabilmektedir.&lt;br /&gt;     İntihar riski her zaman akılda tutulmalıdır. Bu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; gelişimi ile        ilgili olabileceği gibi, çıkabilecek ailesel sorunlar nedeniyle ve kişinin        kendini güçsüz ve çaresiz hissetmesi ile ilgili olabilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-4787447643974759405?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/4787447643974759405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=4787447643974759405' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4787447643974759405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4787447643974759405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/panik-atak-ve-panik.html' title='Panik Atak ve Panik'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-427763905283615423</id><published>2008-09-24T21:51:00.000+03:00</published><updated>2008-09-24T21:55:11.933+03:00</updated><title type='text'>Travma Stres Bozukluğu ( yeme bozukluğu )</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Anoreksiya Nervosa:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Aşağıdakilerin varlığı halinde bu        rahatsızlıktan bahsedilmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     1-Bulunduğu yas grubu ve boy uzunluğu acısından normal kabul edilen en az        kilo ya da bu ağırlığın üzerindeki bir kiloyu kendisi için uygun        bulmayıp,kabul etmeme.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     2-Yas ve boy göz önüne alındığında beklenenden daha düşük bir kilosu        olmasına rağmen kilo almak veya şişmanlamaktan aşırı derecede korkma.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     3-Kişinin kilosu ya da vücut şeklini algılayışında bozukluk vardır.        Kişinin kendini değerlendirişinde kilo ya da vücut seklinin ,olağandan çok        daha fazla ve anlamsız ölçüde bir yer kaplaması veya o anki kilosunun        düşük olmasının öneminin farkına varmama.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     4-Bayanlarda birbirini izlemesi gereken en az 3 adet döneminin olmaması&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bu rahatsızlığın kısıtlı ( bu durum yaşanırken kişide bir anda        "patlayıncaya dek" yeme ya da kendini kusmaya ya da lavman- idrar        söktürücüler ile yediklerini çıkarma davranışının olmadığı) tip ya da bu        sayılan davranışların olduğu tiksinircesine yeme/ çıkartma tipi olarak 2        şekli vardır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Hastaların çoğunun düşünce içeriği yemek ile ilişkilidir. Kimileri kalan,        artan, yiyemedikleri yiyecekleri bırakamayıp, biriktirir, bazıları da hiç        yapamayacağı yemek tariflerini edinmeye çalışabilir. Topluluk içinde yemek        yeme konusunda isteksiz davranabilirler. Başlangıç ta çevrelerinden ilgi        ve beğeni görmek için , kendileri üzerinde kontrol sağladıklarını görmek        amacıyla alınan besinleri kısıtlamaya başlarlar. Eski kilolarına ya da        çevrelerinde görünüm olarak beğeni kazanan kişilerin kilosuna inmek için        hedef belirler. Kendileri gün içinde farklı zamanlarda tekrar tekrar        tartar&lt;br /&gt;     Tıkınırcasına yeme-çıkartma tipine ait grubun alkol-madde kötüye        kullanımı, daha çok duygusal durumda dalgalanmalar ve cinsel aktivitelere        sahip olup, dürtülerini kontrollerinin daha zor olduğu gözlenmiştir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Kişiler kilo kayıplarını arttırmak için fiziksel egzersizler yapar ya da        yorucu fiziksel uğraşılar içine girerler. Öyle ki kişi daha çok enerji        harcayıp, kilo verebilmek için oturmayıp, ayakta durmayı yeğleyebilir ya        da durduğu yerde el ve ayaklarını hareket ettirebilir. Kişinin toplumsal        ilişkileri azalabilir. Sadece is, fiziksel egzersiz ve kilo düşünceleri        ile ilgilidir. Bir deri bir kemik kalsa bile kilolu olduğu        düşüncesindedir. Kişiler kendilerine listeler hazırlayarak kendilerine        yasakladıkları yiyecekleri belirterek, bunları yemeyeceklerine yeminler        ederler. Yarim kilo bile almaları onları zayıflıktan şişmanlığa geçtikleri        seklinde düşündürür. Uzun sure bir konuya dikkatlerini veremezler .        Kendilerine güvensizlik yoğun bir şekilde kendini hissettirmektedir.        Gitgide sosyal çevrelerini kısıtlarlar.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Çocuk gelişiminin erken evrelerinde, anne-çocuk iletişiminde çocuğun kendi        başına,özgür davranışları üzerine yapılan müdahalelerin önemine dikkat        çekilmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Anoreksia başlangıcı sonrasında genellikle obsesif- kompulsif davranışlar        başlayabilir. Özellikle temizlik saplantıları ( ev temizliğine yönelik        aşırı aktiviteler gibi) ve ders çalışma ile ilgili saplantılara        rastlanabilir. Cinsel gelişimlerinde sorun olduğu gibi , cinsel        isteksizlik ve diğer cinsel sorunlar da beraberindedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Bu kişilerde hastalığın yol açtığı vücutsal        değişimler: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Hastalarda kansızlık, vücut su- tuz dengesinin bozulması, kanda kolesterol        ve üre düzeylerinin artışı, karaciğer enzimlerinin yükselmesi, tiroid bezi        hormonlarının düşmesi, kadınlarda ostrojen dediğimiz kadınlık hormonu        ,erkeklerde testesteron denen erkeklik hormonu düzeylerinde düşme sonucu        cinsel işlevlerde azalma, kalp atımında azalma ve düzensizlikler, beyin        boşluklarının beyin dokusuna oranla kapladığı hacmin artışı        oluşabilmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Kimlerde görülmektedir: &lt;/span&gt;       &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bu rahatsızlık düzenli ve bol çeşitli yemek yeme olanaklarının olup, göze        hoş görünmenin zayıf bir vücut yapısı ile paralel düşünüldüğü bati        toplumlarında, kentsel alanlarda daha çok gözlenmektedir. Hastaların %        90-95 i kadındır. Anoreksia nervosa genç kızlarda % 0,5 oranında        saptanmakta, genellikle 12-25 yas arasında rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Son yıllarda yurt dışında yapılan çalışmalara göre hastalığın yüz bin        kişide 15-20 arasında görüldüğü saptanmıştır.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;Rahatsızlığın oluşumunda etkili risk        faktörleri: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     - Yaşanılan sosyo-kültürel çevrenin etkisi ile zayıflığın kesin güzellik        ölçütü olması durumu yaygınlaştırmaktadır. Bazı mesleki alanlar (        hosteslik, modellik, dans ve müzikle uğraşanlarda) bu yüzden özellikle        risk altındadır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     -Bu rahatsızlığı olanların ailelerinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;, alkolizm, şişmanlık ve        gene bir yeme bozukluğuna daha çok rastlanmaktadır. Bu kişilerin        annelerinin daha çok diyet yapıp,yeme bozukluğunun olduğu, sürekli diyet        yapma düşünceleri ile haşır nesir oldukları, kızlarının da diyetleri        konusunda yoğun düşünceler içinde olabildikleri gözlenmiştir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     - Aile yapıları itibariyle, bağımsız hareket serbestisinin verilmediği ve        aile işleyişi açısından yeterli keyif alınmayan doyum sağlanamayan        ilişkilerin varlığı.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     -Öncesinde var olan aşırı şişman beden yapısı&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     -Çocukluk cağı başlangıçlı diabet ( seker hastalığı) varlığı&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     - Geçmişte yaşanan cinsel, fiziksel tacizler.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Rahatsızlıktaki kişisel düşünce yapıları:       &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     - Kişisel açıdan kendilerini yardıma muhtaç ama yardim edilemez görürler&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     - Kendi ve çevreleri üzerindeki denetimi kaybetme korkuları vardır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     - Aşırı bir şekilde başkalarının görüşlerine bağımlı olarak özgüvenlerini        koruyabilen, onların yeterli ya da olumlu desteği olmadığında kendilerini        bir hiç olarak görürler&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     - Bir şey ya tam olmalı ya da hiç olmamalı seklinde bir düşünce yapısı        olan kişilerdir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Hastalığın seyri: &lt;/span&gt;       &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Hastaların yarısının ilerleyen donemde iyileştiği, dörtte bir oranında        hastanın kısmen iyileştiği, ancak bir miktar yakınmalarının sürdüğü        belirlenmiştir. Hastalık sonucu olum oranının % 5 civarında olduğu        gözlenmiştir.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;       &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Hastalığın gidisine olumsuz etki yapan        faktörler: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     -Ailede aşırı geçimsizlik, tartışmalı ortam&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     -bulimianın hastalığa eslik etmesi&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     -Kusma, dışkılamayı arttırıcı ilaç kullanımları&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     -Obsesif-kompulsif, histerik, depresif, nörotik davranış yapıları, zeminde        bulunan psikiyatrik sorunlar nedeniyle, kişide vücutsal yakınmaların        fazlaca gündeme gelmesi (gastrit, kolit vb.)&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     -Hastalığı inkar eden davranışlar içine girilmesi.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Hastalığın gidisini olumlu etkileyen etmenler arasında ise erken başlangıç        yaşı, hastalığı kabul etmek ve kendine güvenen bir kişilik yapısının        bulunması sayılmaktadır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;p align="justify"&gt;       &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Psikoterapide hastanın kendi duygularını uygun bir        şekilde ifade edebilmesi, yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce        tarzının değiştirilmesi, vücuduna yönelik olumsuz algılamaların        düzeltilmesi, özgüvenin oluşturulması, kişilerarası sorunların belirlenip,        çözümüne yönelen bir yaklaşımın oluşturulmasına çalışılır.Tedavide        davranışçı terapi, aile terapisi ve grup terapisi kullanılabilir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Bulimia Nervosa: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;/span&gt;       &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;       Aşırı ölçüde , adeta " aksırıncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya dek"        krizler halinde tekrarlayan yemek yeme nöbetlerinin olduğu bir        rahatsızlıktır. Aşağıdaki iki belirti bu duruma eslik etmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     1-Belirli bir sure içinde , benzer durumdaki pek çok kişinin yiyebileceği        besin miktarının çok daha fazlasının tüketilmesi&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     2- Bu durum yaşanırken yemek yeme üzerine kişide kontrolün kaybı hissi        olur (yemeği sonlandıramayacağı , miktarında aşırıya kaçıp, kontrol        sağlayamayacağı hissi).&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Kişi kilo almamak için isteyerek kusma, dışkılamayı arttırıcı ya da idrar        sokturucu ,yan etki olarak zayıflama yapabilecek ilaçları kullanır. Yemek        yemeyi kendine yasaklayıcı tutumlar ya da normalden daha çok fiziksel        aktivite ya da yoğun kültür fizik hareketleri gibi uygun olmayan telafi        edici, kompanse edici davranışlar içine girer.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Tıkınırcasına yemek yeme ve uygun olmayan telafi davranışları en az 3 ay        sure ile en az haftada 2 kez görülmektedir.Kişinin kendine bakışında vücut        sekli ve kilosu önemli bir yer işgal edip, sahip olunan özellikler        normalden çok daha fazla etkili olmaktadır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Rahatsızlığın 2 tipi vardır. Birincisinde düzenli olarak kusma, idrar        sokturucu ve dışkılamayı arttırıcı ilaçlar kullanılmaktadır. İkinci        şekilde ise kişide bunun yerine yemek yememe ya da anormal derecede        fiziksel aktivite ya da vücut egzersizleri gibi alınan kalorileri telafi        edici davranışlar görülmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Patlarcasına yeme süreçleri çoğunlukla 2 saatten kısa sure içinde        olmaktadır. Bu arada daha çok karbonhidrat içeriği fazla olan tatlılar,        pastalar gibi kalorice zengin besinler tüketilmektedir. Kişiler bu        davranışlarını gizlemeye çalışır ve bu davranışlarını kıyıda, köşede        sergilerler. Bu yeme davranışları planlı olabileceği gibi, aniden bir anda        da başlayabilir. Yeme davranışı çok hızlıdır. Bu durum çevresel stres        etkenleri ile tetiklenir. Atıştırma atakları alışılan aralıklarda ya da        öfke, gerilim, yalnızlık ya da depresif duygulanımın olduğu dönemlerde        tetiklenebilir. Yemek yenirken geçici bir sure gerilim duserse de        sonrasında bunu cokkunluk ve pişmanlık düşünceleri izler. Ya kendisi kusar        ya da kusmaya veya dışkılamaya yardımcı olabilecek ilaçlara yönelir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bu kişilerde ilerleyen dönemlerde alkol-madde bozuklukları , depresif        durumlar görülebilmektedir. Bu kişilerin daha çok kişilik bozukluklarına        sahip olduğu ( daha çok sınırda kişilik bozukluğu) gözlenmiştir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Toplumda kadınlar arasında % 1-3 oranında görülmekte, daha çok erişkinliğe        geçiş döneminde başlamaktadır. Ailelerinde de bu rahatsızlığa ya da madde        kötüye kullanımı ya da depresif rahatsızlıklara daha yüksek oranda        rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bulimia çoklukla önceden şişman olan kişilerde görülse de madde kullanımı        ya da anoreksiayi takiben de gelişebilmektedir. Kişinin vücuduna yönelik        olumsuz değerlendirmeleri anoreksiaya göre daha fazladır. Bazı durumlarda        kişi yiyecek maddeleri çalar ya da para çalarak gıda maddelerini bu amaçla        elde etmeye çalışır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt; genellikle hastalığa eşlik eder. Bu kişilerde madde kullanımları        özellikle yoğun alkol kullanımı da görülebilmektedir. Kadınlarda        çoğunlukla adet düzensizlikleri oluşmakta, bazı hastalarda tansiyon        düşüklüğü ve kalp atım sayısında azalmaya rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Kusmalar nedeniyle hastanın su-tuz dengesi bozulabilir. Yemek borusu        hasarları, tükürük bezlerinde büyüme ve diş çürümeleri görülebilir.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;       Tedavi:       &lt;/span&gt;       &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;     &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Hastalarda ilaç tedavisi yanında psikoterapi de etkilidir. Psikoterapide        hedeflenenler anoreksiada bahsedilenler gibidir       &lt;/span&gt;     &lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;       &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Orthoreksia Nervosa: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;/span&gt;       &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;       Son zamanlarda doğal hayatın bozulması, hava kirliliği,artan kanser        vakaları, kalp hastalıkları vb. nedenlerle herkes yedikleri,içtikleri        besinler üzerinde daha titizlikle durmaya başlamış durumdadır. Ailesi        Istanbul dışından gelmiş olanlar kendi yörelerinin ürünlerini bulmaya        çalışmakta, konuşmalarında o günlerin meyva, sebze yada etlerinden        nostaljik bir tad alarak bahsetmektedirler. Bu durum tabii ki ailesi        İstanbul kökenli olanlar içinde geçerlidir. Onlar da Çengelköy        salatalıkları, Yalova elmaları, Kanlıca yoğurtlarından benzer bir şekilde        bahsetmektedirler. O dönemlerde yapay gübreler yoktu, toprağın özelliği de        doğal olarak farklıydı. O koşulları aynı şekilde tekrar oluşturamayız.        Fakat bir an için düşünün ki, sadece en katkısız, en doğal, en temiz , en        taze besini almak için seferber olmuşsunuz. Hatta tazelik öyle bir        düzeydeki sizin için topraktan çıkartılan sebze 15 dakika geçmeden sizce        yenilmeli, hiç buzdolabına girmemeli, hiçbir şekilde endüstri ortamından        geçmemeli . Bunun için her defasında üreticinin bulunduğu ortama bile        gitmeniz gerekebilir. Belli miktarda suyla haşlamanız ya da belli sürede        haşlamanız, kızartmamanız gerektiğine inanıyorsunuz ve bunu ancak evinizde        sağlayabilirsiniz, çünkü diğer insanlar sizin gibi yemek yemiyorlar. Ne        kadar zor bir durum değil mi?&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Henüz tüm dünya psikiyatristlerinin ortaklaşa bir şekilde oluşturdukları        geçerli tanısal sınıflandırmalarına girmemiş olsa da günümüz dünyasında        sık olarak bu durumdaki kişilerle karşılaşmaktayız.Rahatsızlık ismini Eski        Yunancada saf, doğru ve gerçek anlamındaki ‘ortho’ sözcüğü ile besinlerini        kısıtlama ile karakterize bir yeme bozukluğu olan ‘anoreksia nervosa’ adlı        rahatsızlığın bileşiminden almaktadır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bu kişiler sadece doğadan geldiği gibi saf besinlerle beslenmeyi        hedefleyip, onun haricindekilerden kaçınan kişilerdir. Bu gıdalardan ne        kadar yiyecekleri, bunların nereden ,ne koşullarda geldiği ile aşırı        ilgilidirler. Bu turden gıdaları hangi mekanlarda bulabileceklerini        araştırıp, buralara yönelirler. Hayatları neredeyse tükettikleri        besinlerin sağlıklılığı üzerine kurulmuştur. Besinleri bozan nedenler ya        da bozulmayı önleyecek katkı maddeleri üzerine yoğun bir şekilde        odaklanmışlardır. Kişiler uzun süreli olarak mükemmel ,en saf diyet        peşindedirler. Genellikle vegeteryan bir beslenme düzenine sahiptirler.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Orthoreksia , anoreksia nervosa’ya ( kişinin kendine göre aşırı kilolu        olduğu düşüncesiyle, bazen çok zayıf olmasına rağmen yemek yemeyi kesmesi        durumudur) besinlerin kısıtlanması yönünden benzemektedir. Ancak        anoreksiada alınan besin miktarı ve tipi kısıtlanırken, ortorekside        besinin kalitesi üzerine odaklanılmaktadır. Ayrıca alınan besinlerden en        iyi şekilde yararlanmak için uzun süre,aşırı bir şekilde ağız içinde        çiğneme gibi davranışlar gözlenmektedir. Katkı maddeli gıdalardan , şeker        ve tuzdan kaçınılır, sadece çiğ sebze ve meyve ya da sadece pişirilmiş        gıdaların tüketimine yönelinmektedir. Bunun sonucunda kişinin alması        gereken protein,vitamin, mineral ve yağlar alınamadığından kişide        kansızlık, kemik erimesi, hatta ileri durumlarda ölümlerle        karşılaşılabilmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Kişi bu durum nedeniyle hayatını olduğu gibi ,dolu dolu ve rahat bir        şekilde yaşayamamaktadır. Bireyler aşırı kaygılı bir duruma gelmekte,        etraflarındaki kişilerin de beslenmesine bu şekilde yön vermeye        çalışmaktadırlar.Kişinin geçmişinde yaşadığı ağır sorunlar nedeniyle ,        çevresi ve dış dünya ile olan sorunları ile aktif bir şekilde        başaçıkamaması ya da gereken tepkileri verememesi nedeniyle, varolan        kaygısını yenebilmek için bilinçaltı bir savunma mekanizmalarıyla        düşüncelerini başka bir konuya odaklaması sonucunda gerçekleşmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Burada önemli olan nokta normal ve anormali ayırmaktır.Kısa süreli olarak        kişilerin doğal besinlere önem vermesi, bazı besinleri geçici olarak        terketmesi bu rahatsızlığın kapsamına girmemektedir. Rahatsızlığı olan        kişiler normalden farklı olarak sosyal,mesleki işlevselliklerinde        bozulmalar gösterirler. Günlük hayatları besinlerin niteliğini düşünmekle        geçmektedir. Bunun altında günlük yaşam olayları ile başedemeyip,günlük        streslerden kaçınma çabaları yatabilmektedir. Kişilerin çevreye ve        kendileri dışındakilerin hazırladıkları gıdalara olan güvensizliklerinin        temelinde kendilerine olan güvensizlikler, yetersizlik duyguları        yatabilmektedir. Bu şekildeki davranışları ile çevrelerin karşı        kendilerini daha güçlü, çevrelerini etkileyebilecek, doğruyu gösterecek        bir öğretmen gibi hissedebilirler. Yaşanan çaresizlikleri ya da sorunları        zihinlerinden bu şekilde uzaklaştırarak, tutunacakları, söz sahibi        olacakları bir durum oluşturmuş olurlar. Bu durumdaki bireyler genel        olarak dış dünya hakkında olumsuz düşünmekte, ancak bu düşüncelerden        kaçabilmek için bu duygularını sadece besinlerin olumsuz bir şekilde        hazırlandıkları yönünde bir düşünceye çevirmektedirler. Sürekli olarak        mükemmellik peşinde koştukları için , bunu gerçekleştirememeleri        kendilerinden, çevrelerinden memnun olmamaları bu alana yansımış ve        mükemmel gıdalara yönelerek, bu amaçlarını dolaylı olarak        gerçekleştirmelerine hizmet etmiştir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bu kişilerde sıklıkla evlilik , cinsellik, mesleki ortam, ailesel        ilişkiler ve kendilerini algılayışları ile ilgili sorunlara        rastlanmaktadır. Daha çok 20-40 yaş grubu arasında ,genellikle kadınlarda,        sosyoekonomik ve kültürel düzeyi yüksek kişiler arasında görülmektedir. Bu        durumdaki kişilerin daha çok kentsel alanlarda yaşadıkları        düşünülmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bu durumdaki kişiler günde en az 3 saatlerini besinleri düşünerek        geçirmektedirler. Ertesi gün yiyecekleri besinleri bugünden        planlamaktadırlar. Yediklerinden zevk almak yerine ,bunu bir erdem olarak        görürler. Bu konuda çok katıdırlar, bu alışkanlıklarından taviz vermezler.        Bu şekilde yediklerinden dolayı kendilerine verdikleri değeri artmış        hissederler,özgüvenlerini arttırırlar. Bu şekilde beslenemeyenleri        küçümserler. Bu kişilerin bu şekilde besinleri bulma ve hazırlamaları        kendi evleri dışında mümkün olmadığından dışarıda bir şey yemez ve        içmezler, başka şehirlere ya da misafirliğe gitmemeye ya da gitseler bile        orada yememeye özen gösterirler. Genellikle bu sebeplerden yalnız yemek        yemeyi yeğlerler, zaman içinde toplumdan uzaklaşmaya başlarlar. Nadiren bu        tür besinler dışında yemek zorunda kaldıklarında , bundan dolayı büyük bir        suçluluk, pişmanlık içine girerek üzüntü duyarlar. Bu şekilde        beslendiklerinde kendi üzerlerinde kontrol sağladıklarını hissederek daha        rahat olduklarını varsayarlar.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Tedavilerinin psikiyatristlerce bireysel ya da grup terapileri ile        yapılmaları uygundur. Bireysel terapilerde kişinin geçmiş yaşantı öyküsü        alınarak, yaşadıkları zorluklar karşısında kullandıkları uygunsuz başetme        mekanizmalarının gösterilerek, uygun savunma mekanizmaları geliştirilmesi,        kendilerine, çevrelerindekilere ve dış dünyaya karşı olan olumsuz bakış        açılarının düzeltilmesi sonucunda bunların uzantısı olan bu tür davranış        ve düşünce yapılarının düzeltilmesi amaçlanır. Tedavi edilmediği takdirde        kansızlık, kemik erimesi gibi vücutsal rahatsızlıkların görülmesi yanında,        genelleşmiş kaygı bozukluğu, panik ataklar ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; gibi ruhsal        hastalıklara da yol açabilmektedir&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bu durumda olan kişilerin tedavi için psikiyatristlere yönelmesi        gerekmektedir. Çünkü sadece bu rahatsızlık bir buzdağının su yüzünde        görülen kısmını oluşturmaktadır. Daha derinlerde kişilik sorunları, kaygı        bozuklukları, saplantı-zorlantı bozukluğu bulunabilmektedir. Unutulmaması        gerekli olan gıdalarımızı en uygun ve faydalı bir şekilde almaya        çalışırken, ruhsal dünyamızı uygunsuz, sağlıksız duruma getirmemektir.       &lt;/span&gt;       &lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;       &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-427763905283615423?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/427763905283615423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=427763905283615423' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/427763905283615423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/427763905283615423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/travma-stres-bozukluu-yeme-bozukluu.html' title='Travma Stres Bozukluğu ( yeme bozukluğu )'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-4118108086521005358</id><published>2008-09-24T15:26:00.000+03:00</published><updated>2008-09-24T15:32:17.589+03:00</updated><title type='text'>Cinsel İşlev Bozuklukları</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma;"&gt;Cinsel aktivite aşamalarındaki ( isteğin        başlaması, uyarılma, orgazm ve rezolusyon ) sorunlar veya cinsel ilişki        ile birlikte ağrı yakınmaları bu bozukluğun konusudur. Bu durumlar cinsel        olgunlaşmanın başlamasından beri varolabilir ya da cinsel hayatin belli        bir sure sonrasında başlayabilir. Belli bir takım durumlar ve cinsel        ilişkideki eslere bağlı (durumsal tip) olan ya da bağlı olmayan (yaygın        tip) şekillerde görülebileceği gibi; bozukluğun başlamasında asal etkenin        psikolojik etkenlere bağlı ya da psikolojik etkenlerin de rol oynadığı ama        asal rol almadığı, başka bir tıbbi durum ya da madde kullanımının da rol        aldığı şekiller de söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Kişinin maruz kaldığı cinsel uyarının kaynağı, uyarının şiddeti ya da        uyarı süresi yetersizse bir cinsel işlev bozukluğu tanısı uygun değildir.     &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bu teşhisi koymadan önce kişinin istek, hedefler ve davranım şekillerini        yönlendirebilecek dinsel ve diğer sosyokültürel zeminler dikkate alınır (        Örneğin kişilerde cinsellik sadece çocuk sahibi olmak olarak gözlenebilir,        sadece karşı tarafın rahatlamasına hizmet amacını güdüyor olabilir ya da        belli bir yastan sonra kabul edilemez olarak düşünülebilir gibi düşünce        tarzları) .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);font-family:Tahoma;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;1-Cinsel Ağrı        Bozukluğu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;a-) Disparoni: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Kadın ya da erkekte cinsel ilişki esnasında devamlı ya da tekrarlayıcı bir        şekilde cinsel organ bölgelerinde ağrının olması durumudur. Bu durum        kişide önemli bir gerilime ve karşısındakilerle ilişkilerinde güçlüklere        yol açar. Bu sorun başka bir psikiyatrik, vücutsal hastalık ya da maddenin        etkilerine bağlı olarak gelişmemiş olmalıdır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bu sorun daha çok ilişki sırasında olsa da bazı kişilerde ilişki öncesi ya        da sonrasında da görülebilmektedir. Ağrının derecesi ve niteliği kişiden        kişiye değişebilmektedir. Bu durum nedeniyle kişiler cinsel ilişkilerini        kısıtlayabilir, içe kapanabilir, evlilik yaşantılarında sorunlarla        karşılaşabilirler.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Disparoniye yol açan psikolojik etkenler: &lt;/span&gt;     &lt;br /&gt;     Cinsel tecavüz travması ya da çocukluk çağında cinsel tacizler        yaşayanlarda devamlı suretle cinsel bölgede ağrı daha çok gözlenmiştir.        Kişide cinsel ilişki ile ilgili gerilim ve endişe var ise bu da vajina        kaslarında kasılmaya neden olarak ağrıya yol açmaktadır. Ağrı oluştuğunda        esin cinsel aktiviteye ısrarla devam etmesi ya da esin cinsel ilişkiye        hazır olmadığı durumlarda cinsel ilişki için ısrar durumlarında ağrı        durumu artma göstermektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Disparoniye yol açan vücutsal hastalıklar: &lt;/span&gt;     &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Kadınlarda cinsel bölge çevresine yönelik ameliyatlar sonrasında % 30        oranında ,geçici bir sure için bu sorunun oluşabildiği gözlenmiştir.        İltihaplanmış ya da zarar görmüş kızlık zarı artıkları, doğum kesikleri        izleri, cinsel bölgeye salgı yapan bezlerin hastalıkları, vajina ve civarı        dokuların enfeksiyonları, endometriozis ve pelvis (alt karin bölgesi)        bozuklukları sayılabilir. Ayrıca menapoz sonrasında da vajina yüzey        dokusunun incelmesi ve ıslanmanın azalması nedeniyle disparoni        oluşmaktadır. Erkeklerde ise daha nadir olup, prostat bezi iltihapları,        peyroni hastalığı, gonore ya da herpes hastalıkları sonrasında        oluşabilmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Vaginismus: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Vajinanın kas dokusunun 1/3 dış kısmına ait kas grubunun cinsel birleşmeyi        önleyecek düzeyde devamlı olarak ya da belli aralıklarla tekrarlayarak ,        kişinin isteği dışında kasılması durumudur. Bu durum kişide önemli bir        gerilime ya da karşısındakilerle ilişkilerinde güçlüklere yol açar. Bu        durumun başka bir psikiyatrik ya da vücutsal hastalığa bağlı olmaması        gerekmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bazı kişilerde cinsel birleşme olmadan, cinsel aktivite olacağı düşüncesi        bile bu durumu oluşturabilmektedir. Kişide cinsel birleşme olmadan cinsel        istek ve orgazm yetileri normal durumda devam edebilir. Bu durumda bazı        kişilerde cinsel ilişkiden kaçınma ve evlilik sorunları        gözlenebilmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Kimlerde görülür? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Daha çok genç kadınlarda görülmektedir. Cinsel taciz yaşantısı olanlarda ,        cinsellik konusunun tabu olarak kabul edildiği ailelerden gelenlerde        gözlenmektedir. Evlilik öncesi, ilk gece hakkında çevreden duyulan        abartılı korkutucu sözlerin etkisi olduğu düşünülmektedir. Daha çok        eğitimli ve sosyoekonomik düzeyi yüksek kişilerde görüldüğü yolunda        yayınlar bulunmaktadır. Daha önce herhangi bir sebeple ameliyat        edilenlerde ya da vücutsal travma geçirip, yaralananlarda daha sonraları        cinsel ilişki ile bu durumun oluşabildiği gözlenmiştir. Ayrıca kişi        duygusal olarak karşısındaki kişi tarafından baskılandığını, kötü        davranıldığını düşünüyorsa bu da bir şekilde vücudun kendini savunması        seklinde kendini gösterebilmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Tedavi: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Davranışçı tedavi ve psikoterapi ile rahatsızlık normale dönmektedir.        Başlangıçta kişinin kendi başına yapacağı ev ödevleri , daha sonra eşi        birlikteliğinde devam ederek, eşler arasında karşılıklı güven ortamının        sağlanması ile düzelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);font-family:Tahoma;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;2-Azalmış Cinsel        İşlev Bozukluğu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;Bireyde        devamlı olarak ya da ara ara tekrarlayan dönemler halinde cinsel fantezi        kurmak ve cinsel eylemde bulunmak yolunda isteğin az ya da hiç olmaması        halidir. Bu durum kişide önemli bir miktarda gerilim, sorun ya da kişiler        arası ilişkilerde güçlüklere yol açar. Bu sorun başka bir psikiyatrik        hastalığın etkisine bağlı olmayıp,  asal olarak bir madde, ilaç ya da         başka bir vücutsal hastalığın doğal etkilerine bağlı olmamalıdır.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:9;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;Bu        durumdan etkilenen kişiler genellikle cinsel aktiviteyi kendileri        başlatmazlar, karşı tarafın başlatması halinde ise isteksizce eşlik        edebilirler. Eşlerinin baskısı ile cinsel eylemin miktarını , başka        nedenlerle ( eslerinin kendilerini terk etmemesi, hediyeler alınması,        kendilerine değer verilmesi gibi amaçlarla) arttırabilirler. Bu kişilerin        düzenli cinsel aktivitelere isteksizlikleri nedeniyle evlilik ya da        arkadaşlıklarında bozulmalar, boşanmalar görülebilmektedir. Bu bireylerde        eşini  görünüm ve duygusal olarak itici olarak algılama da        görülebilmektedir .&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:9;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;Cinsel        istekteki azalma uyarılma ya da orgazm sorunları tarafından oluşturulmuş        da olabilir. Bazı kişilerde istek aşamasında bozukluk varken, diğer        aşamalar normal de olabilir.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:9;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;Bu durumu        olan erkeklerde bir araştırma sonucuna göre daha düşük testesteron        düzeylerine rastlanmıştır. Araştırmalara göre beş kişiden birinde bu durum        mevcut olup, kadınlarda daha çok rastlanmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:9;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;İstek        azlığı kişinin cinsellik hakkındaki bilinç dışı korkularından kendini        korumak üzere geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Bu durum uzun suren        stres, kaygı ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;a başka vücutsal hastalıklara bağlı olarak ta        gelişebilmektedir. Uzun sure cinsel aktivitenin olmaması da cinsel istek        bozukluğuna yol açabilir. Ayrıca bozulan bir ilişkiye karşılık olarak ve        bir öfke- düşmanlık ifadesi olarak ta karşılaşılabilir.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:9;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;Cinsel        istek azlığının gelişmesine yol açabilecek etkenler arasında biyolojik        dürtünün olmaması, yeterli özgüvenin yokluğu, cinsel acıdan geçmişteki        kötü deneyimler, tacizlerin varlığı,uygun bir esin olmaması, es ile        cinsellik dişi alanlarda iyi bir iletişimin olmaması sayılabilir.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:9;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;Rahatsızlık genellikle erişkinliğe geçiş döneminde başlar&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:9;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;Tedavide        bilişsel, davranışçı tedavi ve aile terapisi kullanılır.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:9;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel Tiksinti Nedir?&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);font-family:Arial;font-size:9;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;Devamlı        olarak veya tekrarlayıcı olarak cinsel birleşmeden çok fazla miktarda        tiksinti duyarak, cinsel ilişkiden kaçınma halidir. Bu durum kişide yoğun        bir gerilim ya da sosyal ilişkilerde güçlüklere yol açar. Bu  teşhisin        konması için bu durumun başka bir psikiyatrik bozuklukla net bir        ilişkişinin olmaması gerekir.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:9;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;Kişi        cinsel ilişki söz konusu olduğunda kaygılanır, tiksinir ya da korku duyar.        Bu iğrenme hali cinsel birleşmenin herhangi bir anına ilişkin olabilir.        Bunlar sperma ( cinsel birleşme sırasında boşalan sıvı materyal ) ile        ilgili ya da cinsel kasılmalar ve cinsel organların temas etmesi gibi        farklı durumlara yönelik olabilir. Bazı vakalarda öpüşmek ve ten teması        dahi bu durumu oluşturabilir.  &lt;/span&gt;       &lt;span style=";font-family:Arial;font-size:9;color:black;"   &gt;       &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;Bu        rahatsızlığı olan kişiler o anda bas dönmesi, mide bulantısı, sıcak        basması, terleme, çarpıntı, nefes darlığı, baygınlık  gibi yakınmalarla        panik nöbetleri yaşayabilirler. Bu durumdaki kişiler durumdan kaçınmak        için eslerinden çeşitli bahanelerle uzak durarak, erken yatabilir, aşırı        bir çalışma temposu içine girebilir, evde kalma surelerini kısıtlayabilir        ya da alkol-madde kullanımına başlayabilirler.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:9;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;Tedavide        başlangıçta imajinasyon yöntemleri ve  bazen ilaç tedavileri ile kaygının        azaltılması ile psikoterapi sürdürülür.&lt;/span&gt;&lt;p style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;&lt;span style=";font-family:Tahoma;font-size:85%;"  &gt;3-Cinsel Orgazm        Bozukluğu&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;       &lt;p align="justify"&gt;Cinsel uyarılma sonrası orgazmın devamlı bir şekilde ya        da tekrarlayıcı olarak çok geç olması veya hiç olmaması halidir. Her kadın        için cinsel uyaranın turu ve yoğunluğu farklıdır. Bunun için cinsel        uyarının iyi tetkik edilmesi gereklidir. Bu durum kişide belirgin bir        gerilime ve sosyal ilişkilerde güçlüklere yol açar. Bu sorun asal olarak        başka bir psikiyatrik bozukluk, ilaç,madde ya da başka bir hastalık        nedeniyle oluşmamalıdır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Hekimin kişide yas, cinsel deneyimlerin öyküsü ve gelen cinsel uyarının        yeterli düzeyde olup olmamasını değerlendirerek bu tanıyı koyması        gerekmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Kadınlarda orgazma ulaşma durumu yasin ilerlemesi ile artmaktadır. Daha        çok genç yasta rastlanmaktadır. Eğer kişide bu durumun nasıl        yaşanabileceği öğrenilirse , cinsel travmatik yaşantılar, evlilik        sorunları, depresif durumlar ya da başka vücutsal hastalıklarla        karşılaşılmadığı surece bu halin uzun sureli olarak kaybolması nadirdir.        Beraberinde cinsel istek ve uyarılma bozukluğu da bulunabilir. Kadınlar        kendi bedenlerin, haz noktalarını ve özelliklerini daha iyi tanıyıp,        eslerine tanıttıkça bu durumu daha yoğun yaşayabilirler. Yurt dışında        yapılan bir çalışmaya göre (Kinsey) 35 yas üzerinde evli kadınlar arasında        hiç orgazm yaşamayanlar % 5 oranında bulunmuştur. Başka bir çalışmada ise        kadınların % 46 si orgazma ulaşmakta güçlük çekerken, % 15 oranında orgazm        olamamaya rastlanmıştır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bu duruma yol açabilecek diğer faktörler arasında hamile kalma korkusu,        esi tarafından reddedilme korkuları, vaginaya zarar gelebileceği endişesi,        erkeklere karşı düşmanca tavırlar, cinsel dürtülere karşı kendini suçlu        hissetme sayılabilir. Bu durumdaki bazı kadınlarda karin alt bölgelerinde        ağrı, cinsel bölgelerde kaşınma ve akıntı, gerginlik, bitkinlik        yakınmaları bulunabilir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Orgazm bozukluğu (erkeklerde): &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     Orgazm bozukluğunun kadınlar için belirtilen şartlari erkekler için de        geçerlidir. Erkeklerde en yaygın olarak görülen şekli eşin el ya da oral        uyarısı ile cinsel boşalma sağlanabilmesine karşın , cinsel ilişki        sırasında orgazmın olmaması durumudur. Bazı durumlarda sadece mastürbasyon        ya da sadece cinsel düşlemler ile orgazma ulaşılabilmekte, ilişki        sırasında bu gerçekleşmeyebilmektedir. Orgazmın sağlanması için yeterli        düzeyde cinsel uyarının olması ve yaş artışı ile uyarı yoğunluğunun        artması gerekmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Neden olabilecek vücutsal hastalıklar: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Prostat operasyonları sonrası, “Parkinson” hastalığı, omurilik kanalında        bozukluklara yol açan nörolojik hastalıklar, bazı tansiyon ilaçları, bazı        anti psikotik ilaçlar da bu durumu oluşturabilmektedir. Geçici olarak        yoğun alkol alimi , kandaki seker düzeyinin çok yükselmesi , bazı hipofiz        bezi tümörleri varlığında da görülebilmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Psikiyatrik kökenli olan şekil kimlerde        görülmektedir: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Etkilenen kişilerin daha çok Bu rahatsızlığın “obsesif-kompulsif”        bozukluğu olanlarda daha çok görüldüğüne dair araştırmalar bulunmaktadır.        Baskı altında ve katı kuralların olduğu ailelerden gelen kişilerde ,        cinsel konuların tabu olduğu ailelerde bu duruma daha çok rastlanmaktadır.        Bazı kişilerde de kadınlara veya ilişki kurulan kişiye yönelik düşmanlık        hislerinin sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir. Karşısın da kinin kendi        gözünde cinsel çekiciliğinin kalmaması durumunda böyle bir sonuç ile        karşılaşılabilmektedir&lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(30, 135, 251);"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Tedavi: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Eşle birlikte yapılan cinsel tedaviler başarılı sonuçlar vermektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Erkek cinsel organı sertleşme (ereksiyon )        bozukluğu: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     Devamlı olarak ya da tekrarlayan bir şekilde , erkek cinsel organında        (penis) cinsel ilişki için gereken düzeyde sertleşmenin elde edilememesi        ya da cinsel ilişki sonuna dek bu düzeyin korunamaması durumudur. Bu durum        kişide önemli derecede gerilime ya da sosyal ilişkilerde güçlüklere yol        açar. Bu teşhisin konması için başka bir psikiyatrik hastalık, bir        ilaç,madde ya da bir vücutsal hastalığa bağlı olmaması gerekmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bazı durumlarda cinsel yaşantının hiç bir döneminde ereksiyon        sağlanamamışken, bazı kişilerde başlangıçta bu durum varken, cinsel        birleşme anında bu kaybolabilir. Bazen de sadece mastürbasyon esnasında ya        da uykudan uyanırken ereksiyon oluşur, cinsel birleşmelerde oluşmayabilir.     &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bu durum kişide bir cinsel kaygı, gerekli performansı gösteremeyeceği        endişeleri ya da cinsel uyarıma ve zevk alma hislerinde azalma ile        ilişkilidir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt; geçirmekte olan ya da madde kullanım bozukluğu        olanlarda bu soruna rastlanabilmektedir. Bu durum tedavi edilmezse ne        yazık ki evlilik sorunları, boşanmalara , alkol-madde kullanım        bozukluklarına, diğer esin evlilik dişi ilişkilerine yol açabilmekte, bu        nedenle intihar ya da cinayetlerle sonuçlanabilmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Yasin ilerlemesiyle birlikte görülme oranı artmaktadır. Yurt dışında        yapılan çalışmalara göre ( Kinsey) rahatsızlığın 35 yas civarındakilerde %        2-4 oranında ;80 yas civarında ise % 77 oranında görüldüğü saptanmıştır.        Ancak eğer kişinin sağlık durumu yerinde ve uygun cinsel esi varsa ileri        yaslarda bu durum görülmeyebilir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Bu duruma yol açabilen vücutsal hastalıklar: &lt;/span&gt;       &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kabakulak ve fil hastalığı, kalp yetmezliği, damar        sertliği, aort anevrizmaları, böbrek yetmezliği, hidrosel ve varikosel        gibi ürolojik hastalıklar, siroz, solunum yetmezlikleri, penis damar ve        yapı bozuklukları, Klinefelter gibi genetik hastalıklar, vitamin        eksiklikleri, seker hastalığı, hipertiroidi, Addison hastalığı ve        böbreküstü bezi tümörleri gibi endokrin sistem hastalıkları, MS, Parkinson        , ALS, bazı sara hastalığı tipleri, sinir sistemini tutan tümörler,        omurilik kanalını etkileyen travmalar ya da burayı tutan tümörler,        alkol-madde bağımlılıkları, kursun ve bitki oldurucu ilaçlarla zehirlenme        durumları, bazı ilaçlar ( östrojen, bazı tansiyon ilaçları, bazı        antipsikotik ilaçlar) , isin tedavisi, pelvis kemiği kırıkları, ağır        düşkünlük hallerine yol açan hastalıklar ve o bölge veya o bölgeye yakın        sinir ve damarlarına yönelik ameliyatlar ( prostat , kalın bağırsak,        mesane , iliak damar operasyonları gibi) sayılabilir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Tedavi: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Esler birlikte tedaviye alınır. Bu tedavi için düzenli bir cinsel es        gereklidir. Cinsel tedavide eşlerde bu duruma yol açabilecek başka bir        vücutsal hastalık yoksa başarılı sonuçlar alınmaktadır&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Erken boşalma (Prematur ejekulasyon) : &lt;/span&gt;       &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Devamlı olarak ya da ara ara tekrarlayan bir şekilde        boşalma için yetersiz bir cinsel uyarılma ile, kişinin isteği dışında ,        penisin vaginaya girişi öncesi ya da hemen sonrasında boşalmanın (ejekulasyon)        gerçekleşmesi durumudur. Bu durum kişide önemli derecede gerilime yol        açarak, karşısındakilerle ilişkilerinde güçlüklere yol açmaktadır. Bu        teşhisin konması için oluşan durumun başka bir maddenin etkilerine bağlı        olmaması gerekmektedir. Bu tanıyı koyarken kişinin yaşı, eşin ya da cinsel        aktivite durumu ve yerinin özellikleri, yakın zamandaki cinsel        girişimlerin miktarı gibi etkenler dikkate alınır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Kimlerde daha çok görülmektedir: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Genellikle genç yastakilerde ve cinsel ilişkilere yeni başlayanlarda        görülür. Bazı kişilerde de , devamlı alışılmış eşle değil de ek olarak        başka bir ilişkiye başlayınca oluşabilmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Daha çok eğitim düzeyi yüksek kişilerde rastlanmaktadır. Erkeklerin % 30        unda olduğu düşünülmektedir. Daha önceki cinsel girişimleri hayat        kadınları ile alelacele bir şekilde olan kişilerde, fark edilmeleri        halinde rezaletler çıkacağı olası yerlerde bu girişimlerde bulunanlarda        çok kısa sürede orgazm sağlama alışkanlığı nedeniyle oluşmaktadır.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Erken boşalma nedenleri : &lt;/span&gt;       &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;İlişkide bulunan kişi ile ilgili sorunlar, evlilik        sorunları bu duruma yol açabileceğinden, hem bozuk giden evlilikler bu        soruna yol açmakta, hem bu sorun evliliklerde zorluklara yol açmaktadır.     &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Başlangıçta olmayan, ancak devam eden ilişkilerde ortaya çıkan erken        boşalmaya cinsel ilişki yoğunluğunun azalması , sertleşme bozukluğu        olacağı endişesi sebep olabilmektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Bazı kişilerde bilinçaltında yatan cinsel ilişki ile ilgili düşünceler bu        duruma sebep olmaktadır. Sertleşme bozuklukları konusunda belirtilmiş olan        ailesel yapı ve bu durumun gelişmesindeki etkenler bu konuda da söz        konusudur.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Tedavi: &lt;/span&gt;       &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Eş birlikteliğinde ya da essiz olarak yapılan boşalma        suresini uzatıcı cinsel tedaviler başarılı olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;&lt;span style=";font-family:Tahoma;font-size:85%;"  &gt;4-Cinsel Uyarılma        Bozukluğu&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;       Devamlı olarak veya ara ara tekrarlayıcı olarak oluşan        ve cinsel uyarılma sonucu olması gereken düzeyde bir ıslanma ve kabarma        tepkisinin olmaması ya da bunun çok kısa sürüp, cinsel işlev bitene dek bu        durumun korunamaması halidir. Bu durum belirgin bir gerilim ve kişiler        arası ilişkilerde güçlüklere yol açar. Bu durumun oluşumuna başka bir        psikiyatrik hastalık, ilaç, madde ya da vücutsal hastalık asal sebep        teşkil etmemektedir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     Kadınlarda cinsel uyarı ile o bölge damarlarında kanlanmada artış        nedeniyle dolgunlaşma, vajinada ıslanma ve genişleme ile vücut dışındaki        cinsiyet organlarında kabarma oluşmaktadır. Bunların oluşmadığı durumlarda        cinsel ilişki ile ağrı ve bu nedenle cinsel ilişkiden kaçınma ve evlilik        sorunları oluşabilmektedir. Bazı araştırmalara göre testesteron, ostrojen,        prolaktin ve tiroid hormon düzeylerinde farklılıklar saptanmıştır. Menapoz        sonrası ıslanma için daha uzun sureli uyarı gerekir. Islanmada azalma        ayrıca seker hastalığı, o bölgeye yönelik isin tedavisi, atrofik vajinit,        emzirme donemi sırasında da olabilmektedir. Bazı grip ve alerji ilaçları        ve eski nesil anti depresif ilaçlarda benzer bir duruma yol        açabilmektedir.       Bu rahatsızlığa cinsel istek ve orgazm bozuklukları da eşlik        edebilmektedir.       &lt;p style="margin-left: 12px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-family:Tahoma;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-4118108086521005358?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/4118108086521005358/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=4118108086521005358' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4118108086521005358'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4118108086521005358'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/cinsel-ilev-bozukluklar.html' title='Cinsel İşlev Bozuklukları'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-7171589389172185635</id><published>2008-09-23T22:34:00.000+03:00</published><updated>2008-09-23T22:35:12.494+03:00</updated><title type='text'>Sosyal Fobi</title><content type='html'>Bu kişiler çevrelerindeki kişilerin kendileri hakkında gergin, güçsüz,        beceriksiz, aptal, yetersiz seklinde düşünceler içine gireceklerinden        endişe ederler. Çevrelerindekilerin kendi ellerinin titrediğini,        yüzlerinin kızardığını, seslerinin titrediğini, bozuk bir üslup ile        şaşırarak konuşup rezil olacakları ve gerilimlerinin anlaşılacağı        düşünceleri ile topluluk önünde konuşamaz, başkaları yanında yemek        yiyemez, orta yerde yazı yazamaz hale gelebilirler. Bu durumlardan çeşitli        bahanelerle kaçınır, böyle bir durumla mecburen karsılaşırlarsa yoğun        gerilim, çarpıntı, terleme, sıcak basması, fenalık hissi, mide bulantısı,        ishal gibi yakınmalar gösterirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Eğer bu tur bir olay önceden belirlenmiş ise olayın çok öncesinden        itibaren bu yakınmalar olacak seklinde bir beklenti içine girerler ve olay        öncesi her günü kaygı ile geçirirler. Bunun sonucunda kişinin toplumsal        işlevselliği kısıtlanır ya da bozulur. Eğer korkulan durumlar ve ortamlar        çok sayıda ise yaygın sosyal fobiden bahsedilir. Bu durumda da daha çok        yanlış ve kusurlu durumlar sergileyip, daha çok sosyal becerilerde kayıp        gösterirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu durumdaki kişilerde başkalarınca eleştirilme, olumsuz bir bakış acısı        ile değerlendirilme ya da çevrelerince reddedilmeye karsı aşırı bir        hassasiyet vardır. Kendi hakların savunmada çok yetersizdirler ve bunu        başkalarının kendi adlarına yapmalarını beklerler. Kendilerini hafife        alır, yeterince önemsemezler, kendilik saygilari düşük olup, bu durum halk        arasında ‘aşağılık duygusu’ olarak bilinmektedir. Kişilerde        değerlendirmeye tabi tutulacakları için sınav korkuları da on planda        gelmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Karsılarındakiler ile göz göze gelmemeye , on sırada bulunmamaya        çalışırlar . öğrenciler bildikleri halde parmak kaldıramaz, sözlülerde        basarisiz olur, etkinliklere katılmaktan kaçınırlar. Is sahipleri gerekli        atılımları yapamaz, çalışanlar kendilerini ortaya koyamaz ve fikirler        ileri süremez, ilerleyemezler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Is kayıpları ve okul başarıları azalır ve akademik gelişmeleri kısıtlı        kalır. Bazıları karsı cins ile ilişkilerinde benzer durumlar        yasadıklarından kendi baslarına arkadaş sahibi olamaz , bekar        kalabilirler. Bunun önüne geçmek için başkalarının önayak olmasını bekler        ve görücü usulü ile evlenme yoluna gidebilirler. Bulundukları ve        yetiştikleri ortamı değiştirmek istemez, yakın aile dışındaki kişiler        haricindekiler ile iletişimlerini sınırlarlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Sosyal Fobi Beraberinde Görülen Psikiyatrik durumlar:&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -panik bozukluğu -obsesif kompulsif bozukluk -somatoform bozukluklar -depresif        bozukluklar -alkol-madde kullanım bozuklukları. -çekingen kişilik        bozukluğu.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Sosyal fobinin çocuklardaki görünümü :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Çocuklar tanıdık olmadıkları ortamlarda aşırı ürkek, sessiz, hareketsiz,        utangaç bir tavır sergileyebilirler. Bazen de böyle bir durumda ağlama,        anne-babaya yapışırcasına sarılma, onlara dokunma, yanlarından ayrılamama,        huysuzca davranışlar içine girebilirler. Toplulukla oynanan oyunlara        katılmaz, uzaktan bakmakla yetinir hatta bir köseye sinip, kendilerini        gizleyerek olanları izlerler. Oyunlara katılsalar bile diğerlerinin        sözleri doğrultusunda ve önemli roller almadan hareket eder , oyun        kuruculuk yapamazlar. Oynanan oyunlarda geri planda kalırlar. Okula gitmek        istemeyip, turlu yakınmalarla evde kalmak isterler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Toplumda % 2-3 oranında görülmektedir. 20 yas öncesi başlamakta olup, daha        çok 11-15 yas arasında ilk belirtilerini göstermektedir. Kadınlarda daha        çok görülmekte, ancak erkekler daha çok meslek sahibi olduklarından daha        çok belirti göstermekte ve daha fazla tedaviye başvurmaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Çocukluk öykülerinde utangaçlıkları olan, sosyal acıdan baskılanmış        yaşantıları olanlarda görüldüğü gözlenmiştir. Arkadaşları ya da        büyüklerince küçük düşürülme ya da çok üzücü, gerilimli bir olayı        izleyerek de gelişebildiği saptanmıştır. Kişi bu tur üzücü deneyimlerle        karsılaştıkça sosyal fobiyi geliştirebilir. Bazı kişilerde de varolan bazı        sosyal beceri eksiklikçikleri bu türden olumsuz eleştirilere yol açıp,        ilerleyen donemde sosyal fobiye yol açabilir. Kişinin yetiştiği çevreden        aldığı eğitim ve göreneklerle, hissettiği gerilimi katalize ediş sekli        önemlidir. Bazı kişilerde az miktardaki gerilim kişiyi daha çok bir        aktiviteye yöneltip, kamcılarken, yeterli güven ilişkisinin kurulmadığı ,        düşünce ve hareket serbestisinin verilmediği ailelerde bu durum geri        çekilmeye ve aktivitelerde bozulmaya yol acar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yapılan araştırmalara göre sosyal fobim davranışların sinir sisteminin        dopamin ve serotonin sistemleri ile de ilişkili olduğu görülmüştür.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bir araştırmaya göre sosyal fobim kişiler ailelerini daha az ihtimam        gösteren, daha reddedici ve anormal derecede fazla koruyucu, kollayıcı        olarak algıladıklarını belirtmişlerdir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu kişilerin 1. Derece yakınlarında toplum ortalamasına göre 3 kat daha        çok sosyal fobiye rastlanmıştır. Ayrıca yakın akrabalarda majör &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyona&lt;/span&gt;        da daha fazla rastlanmıştır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Tedavi &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      İlaç tedavisi yanında bilimsel- davranışçı tedavi uygulanır. Psikoterapide        daha aktif bahsetme mekanizmalarının kazandırılması ve kişinin kendine        bakısındaki olumsuz düşünce yapılarının düzeltilmesi üzerine çalışılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-7171589389172185635?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/7171589389172185635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=7171589389172185635' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/7171589389172185635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/7171589389172185635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/sosyal-fobi.html' title='Sosyal Fobi'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-1332221181048648862</id><published>2008-09-23T22:32:00.000+03:00</published><updated>2008-09-23T22:33:52.430+03:00</updated><title type='text'>Korkularımız ve Fobiler</title><content type='html'>Çoğumuz çeşitli şeylerden korkarız. Bu korkularımız hayatımızın çeşitli        dönemlerinde değişiklikler gösterebilmektedir. Çocukluk döneminde        özellikle anne-baba ya da diğer bakım veren kişiler yanımızda olmadığında        , onları göremediğimizde korku duyarız, onların bizi terk ettiğini        düşünerek, korkar, ağlarız. Yaşımız 1.5-2 yi aşınca artık anne babamız        yanımızda olmayınca onların bizi terk ettiği düşüncesi, yerini onların        sevgisini kaybedebileceğimiz düşüncesi almaya başlar. İlerleyen günlerde        ailemizle yaşantılarımızdan kazandığımız, onlarla olan ilişkimizin bize        kazandırdığı güven hissi ile artık kendi kendimize kararlar verir,        hareketlerimizi kendi hedeflerimiz doğrultusunda planlar ve yürütürüz.        Ancak ailede eğer anne baba geçimsizliği, şiddet ortamı, çocuklara gerekli        sevgi ve ilginin gösterilememesi, onlara taşıyabilecekleri yeterli        sorumluluklar verilmez, arkadaş ilişkileri için gereken oyun ve yaşıt        desteği sağlanamaz, iyi örnek olunamazsa o durumda özgüven eksikliği ve        korkuların oluşumuna yol açılabilir. Korkuların daha ileri şekli ise        fobilerdir. Fobileri alelade korkulardan ayıran özellikler, korkuyla        oluşan sıkıntı ve gerilimin belli bir nesne ya da duruma bağlı olması;        korkunun boyutunun olayı tetikleyen korku objesi ya da duruma kıyasla        orantısız ve abartılı bir düzeyde olması; kişinin kendi verdiği tepkisinin        anlamsız ve aşırı olduğunun tümüyle farkında olması; o korku nesnesi ya da        durum ile karşılaşmaktan ısrarla kaçınması ve eğer karşılaşırsa aşırı        düzeyde çarpıntı, nefes alamama, ter leme, sıcak basması, mide bulantısı        hatta bayılma gibi durumlara yolaçarak, kişinin hayatını kısıtlamasına        sebep olmasıdır. Kişi o hale gelir ki, sokağa çıkamaz, ya da tek başına        kalamaz, bazı yerlerden geçemez, bu durum kişinin yakın çevresindekileri        de olumsuz etkileyerek, onların da durumun getirdiği sıkıntılı durumları        yaşamasına sebep olur ve kişinin çevresi ile sorunlar yaşamasına, sosyal        ya da mesleki işlevselliğinde bozulmalara yol açabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Psikanalitik görüşe göre fobiler çocuklukta 3-5 yaş arası yaşanan ödipal        dönemde yaşanan sorunların çözümlenememesi ile ilişkilidir. Bu dönemde        çocuğun cinsel organlarina yonelik korkular hissetmesi ( söz dinlemezse        sünnet edilme ile ilişkili olarak korkutulması ya da yaramazlık yaparsa        cinsel bölgesine yönelik zarar geleceği şeklinde) fobilerin gelişimine yol        açmaktadır. Gene bu dönemde egonun kişiyi korumak amacıyla ‘yer        değiştirme’ (displacement) olarak adlandırdığımız bir savunma mekanizması        ile kişinin hissettiği tehlikeli bir dürtüsünü, bu dürtü ile az ya da çok        benzerliği olan dışarıdaki bir objeye yansıtarak, çözmeye çalıştığı,fobi        oluşumuna yol açtığı düşünülmektedir. Bir diğer kurama göre ise kişinin        belli bir olay karşısında verdiği korku yanıtına kişinin koşullanması ya        da yakınlarından küçük yaşlarda bu tür korkuları öğrenmesi de korku        davranışının başlamasında etkili olabilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Vücudun biyolojik yapısındaki bir takım değişiklikler de bu durumlarda        etkili olabilmektedir. Özellikle hipofiz-hipotalamus ve böbreküstü bezleri        ile ilgili hormonlarda değişmeler saptanmıştır ve bu değişimler kişinin        korku etkeni ile karşılaşması sonrası verdiği tepkilerden sorumludur. Bu        tepkiler bir panik atağı oluşturacak denli büyük boyutlara varabilir.        Kişiler bu durumları kendi kendilerine tedavi yoluna gitmeye çalışarak        alkol ve madde bağımlılığı tabloları içine girebilmektedirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      En sık görülen fobiler arasında hayvan fobileri ( kedi, köpek, fare, kuş        gibi), yükseklik, şimşek, gök gürültüsü,karanlık ve kapalı alan, uçak,kan-        enjeksiyon, dişçi korkuları gelebilmektedir. Klastrofobi dediğimiz kapalı        yer korkusu özellikle kendini asansör, yollardaki tüneller, sıkışan        trafikte arabada kalmak, banyo ve duş kabinleri, havasız basık odalar ve        MR görüntüleme cihazlarında kendini hissettirmektedir. Agorafobi ( açık        alan korkusu)toplu bulunulan yerlerden korkma olup, pazarlar, alışveriş        merkezleri, kalabalık caddelerde , sinema ve tiyatrolarda, yabancı        mekanlarda kendini gösterebilmektedir. Agorafobi genellikle birikim yapan        stresli koşulların sonucunda oluşabilmektedir. Hayvan fobisi olanların        dörtte bir kadarı korkularının başlangıcı için kendileri için travmatik        bir olayı hatırlayabilmişlerdir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Toplumun % 5-10 kadarında rastlanmaktadır.Kadınlarda erkeklere göre 2 kat        daha sık görülmektedir.hayvan fobileri ortalama 7 yaşında, kan görme        korkusu 9 yaşta, dişçi fobisi ise 12 yaşta başlamaktadır. Klastrofobi ve        agorafobi 20 yaş civarı zirve yapmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda bu        kişilerin yaklaşık % 70’ inde ebeveynlerden birinde bu tür bir fobi olduğu        gözlenmiştir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Korkuların üstüne gidilmesi gerekir. Bu tıpkı karanlıkta bir kedinin        gölgesini, aslan olarak büyük bir şekilde görmek şeklindedir. Korkuların        belli bir düzen içinde üzerine gidilmeli, korkulan nesne ya da durumdan        uzak durma durumundan kaçınılmalıdır&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tedavi edilmediği takdirde ömür boyu sürebilen korkuların tedavisi ilaç,        bilişsel-davranışçı tedaviler ve gerekirse hipnoz ile yapılabilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-1332221181048648862?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/1332221181048648862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=1332221181048648862' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/1332221181048648862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/1332221181048648862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/korkularmz-ve-fobiler.html' title='Korkularımız ve Fobiler'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-6490489433340647046</id><published>2008-09-22T23:24:00.001+03:00</published><updated>2008-09-22T23:24:46.795+03:00</updated><title type='text'>Çocuklarda Dikkat Eksikliği</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Dikkat eksikligi ve hiperaktivite bozuklugu (DEHB)        için teshis ölçütleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Aşağıdaki (1) veya (2) maddelerinden en az birinin karşılanması gerekir.      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      1-Aşağıdaki dikkatsizlikle ilgili maddelerden en az altısının , en az 6 ay        boyunca, çocuğun gelişim düzeyiyle uyumlu olmayarak ve çocuğun uyumunu        bozacak şekilde varolması gerekmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      a- Genellikle ayrıntılara dikkat edemeyip, iş, okul ve diğer aktivitelerde        dikkatsizce hatalar yapmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      b- Genellikle oyunlarda ya da verilen görevlerde dikkati sürdürmekte        zorlluk çekmek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      c- Kendisiyle karşılıklı olarak konuşulduğunda, dinliyor izlenimi        alınmaması .&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      d- Genellikle kendisine öğretilip,gösterilmesine karşın, bunlları        uygulayamayıp, okul ödevleri, işyerindeki görevler ve ev işlerini        tamamlayamamak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      e- Çoğunlukla yapacağı aktiviteler ve planları sıralayıp, düzene        koyamamak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      f- Beyin gücü gerektiren görevlerden ( ders yapmak gibi) kaçınma,        hoşlanmama , ya da bunları yapmaya isteksiz olma.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      g- Çeşitli aktiviteler için gerekli oyuncak, ders araç ve gereçleri gibi        şeyleri sıkça kaybetmek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      h- Konu dışı çevresel bir uyaran tarafından kolayca dikkatin dağılması.      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      i- Günlük olağan aktivitelere karşı da unutkanlık hali.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      2-Aşağıdaki aşırı haraket ve dürtüsellik belirtilerinden en az altısının,        en az 6 ay boyunca , çocuğun gelişim düzeyiyle uyumlu olmayarak ve çocuğun        uyumunu bozacak şekilde varolması gerekmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Aşırı hareketlilik ile ilgili özellikler: &lt;/span&gt;      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      a-Sürekli olarak el ya da ayaklarını hareket ettirmek, yerinde        oturamayıp,oturduğu yerde kıpırdanmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      b-Oturmasının beklendiği ve gerekli olduğu ortamlarda (sınıfta ders        esnasında olduğu gibi) yerini terkedip dolaşmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      c-Uygunsuz olmayan ortamlarda ( sınıf, kalabalık mekanlar gibi) koşmak,        bir yerlere tırmanmaya çalışmak gibi davranışlar sergilemek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      d- Oyun oynarken ya da boş vakit aktivitelerinde sessiz bir şekilde        davranamama, gürültü çıkararak birşeylerle oyalanabilmek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      e-Daima ‘sanki bir motor tarafından çalıştırılıyor’ şeklinde hareket        halinde bulunmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      f-Sıklıkla aşırı ölçüde konuşmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Dürtüsellikle ilgili özellikler: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      g-Kendisine sorulmakta olan soru tam olarak tamamlanmadan, yanıtlamaya        çalışmak.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      h-kendisine herhangi bir şey için sıra gelmesini bekleyememek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      i-Çevresindekilerinin iznini almadan , aniden konuşma ya da oyunlarına        katılımak, müdahale etmek.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      B-Bu şekilde kişide sorunlara yol açan yakınmaların 7 yaş öncesinde        başlaması gerekmektdir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      C-Sorunlara yolaçan yakınmaların en az 2 farklı alanda kendini göstermesi        gerkmektedir ( okulda, işte ya da evde gibi).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      D-Toplumsal alan, okul hayatı ya da iş ortamında kişinin işlevselliğinde        belirgin bozulmanin varlığı.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      E- Rahatsızlığa ait yakınmalar başka bir psikiyatrik bozukluğa bağlı        olmamalıdır.      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, aşırı hareketlilik, dikkat        eksikliği ve impulsivite olarak sınıflandırılabilen üç temel belirti        kümesinden oluşur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-6490489433340647046?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/6490489433340647046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=6490489433340647046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/6490489433340647046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/6490489433340647046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/ocuklarda-dikkat-eksiklii.html' title='Çocuklarda Dikkat Eksikliği'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-3099641678409657041</id><published>2008-09-22T14:54:00.001+03:00</published><updated>2008-09-22T14:54:55.694+03:00</updated><title type='text'>İntihar</title><content type='html'>Tüm ölümlerin % 0.4-0.9 unu oluşturan intihar (öz kıyım) davranışı kişiyi        ve çevresini etkilemesi yanında , sonraki nesiller ve toplum üzerindeki        etkileri nedeniyle büyük bir toplumsal sorundur. Tüm dünya çapında her gün        yaklaşık bin kişi öz kıyım gerçekleştirmektedir. Erkeklerin kadınlardan        daha çok intiharı gerçekleştirdiği saptanmıştır. Sonuçlara göre erkeklerde        2-7 kat daha fazla öz kıyıma rastlanmıştır. Erkekler daha şiddetli        metotlar (asılma, kendini silahla vurma gibi) yeğlerken, kadınların ilaç        ve boğulmayı seçtikleri gözlenmiştir. Etnik gruplar ve azınlık konumunda        olanlar birbirlerine daha bağlı olduklarından daha az öz kıyıma        yönelirken, göçmenler henüz ortama alışamadıkları için daha yüksek        oranlara sahiptirler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Acı ve düşündürücü olan şey, kişinin bu eylem öncesinde kendisi için olası        ağırlaşan tehlikeyi fark etmesi ve bunu kendi beden dili ya da sözel        ifadesiyle açıklamasıdır. Bazı vakalarda birey ‘ beni tek başıma        bırakmayın, çocuklarıma ya da kendime bir şey yapmaktan korkuyorum’        seklinde uyarı mesajları verebilmekte, pencere kenarları, ecza        dolaplarının bulunduğu mekanlara yakın durabilmekte, değerli ve kendince        manevi değeri olan şeyleri çevresindekilere verebilmekte, artan yoğunlukta        hayatın anlamsızlığından bahsedebilmekte ve tehlikeli eylemleri birer        birer deneyebilmektedir. ‘ Selvi gibi ümitler birer iğdeye dönmüş’,        intihar dışında yapacak hiçbir şey kalmadığı düşüncesi bilince hakim        olmuş, yaşanan her saatin acı , günah ve sorunları arttırmaktan başka bir        işe yaramayacağı şeklindeki yaklaşımlar çoğu öz kıyım durumunda        görülebilmektedir. Ancak buna rağmen bazı durumlarda gereken adımlar        atılamayabilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişi intiharı sorunlarını giderici, çare bulamadığı acılarını dindirmeye        yarayan, katlanamayacağı sonuçları yaşamamasını sağlayıp, daha önce        bulamadığı huzur ortamını getirecek bir çözüm olarak görür. Bireyde olum,        mezara konmak ve hayata son vermenin sonrasına ait düşünceler        bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      İntihar girişimlerinde bulunan kişilerin kendilerini ezen, görmemezlikten        gelen, kendileri ile ilgili istek, karar ve seçimlerine kulak vermeyen        ebeveynlerden; güvenlerini sarsan, kendilerini yüzüstü bırakan        arkadaşlardan bahsettikleri gözlenmiştir. Bu durumdaki kişiler kendilerini        işe yaramaz, kullanılmış, günahkar , cezalandırılmayı hak etmiş kişiler        olarak görebilmektedirler. Bireyler kendilerinin görüş ve duygularının        ,daha doğrusu kişiliklerinin değiştiğini görebilmekte ve aklini kaybetme,        kendi denetimlerini kaybetme gibi korkular yasayabilmekte ‘o ben gitti        ,başka bir ben geldi kendimi tanıyamıyorum’ seklinde konuşabilmektedirler.      &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genel olarak intihar davranışlarında ölmek düşüncesi yanında daha iyi        şartlarda yasamak yolunda bir kararsızlık ta bulunabilmektedir. Bu nedenle        yüksek bir yerden atlamadan önce beklenmekte olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Kişinin kendini topluma ait , onun bir parçası olarak görmesi, çevresinin        kendinin arkasında olduğu, sorumluluğu altında onun yardımına muhtaç        kişilerin olduğu , bu eylemin günah olduğu düşüncesi, kendine maddi ya da        manevi olarak destekçi güçlerin bulunduğu inancı öz kıyımların önüne        geçebilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-3099641678409657041?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/3099641678409657041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=3099641678409657041' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/3099641678409657041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/3099641678409657041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/intihar.html' title='İntihar'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-506583348568712678</id><published>2008-09-22T14:52:00.000+03:00</published><updated>2008-09-22T14:54:03.907+03:00</updated><title type='text'>Depremin Ruh dsğlığıns etkileri</title><content type='html'>Büyük Marmara Depreminin üzerinden bir yıl geçmiş bulunmakta. O gece İstanbul’  da olanlarda olmayanlarda, ertesi geceler ev dışında kalan ya da kalmayanlar da  ne koşullarda olursa olsunlar zor günler yaşadılar ve yasamaktalar. Tabii ki  depremde ailesi ya da yakınlarını kaybedenler, islerini, evlerini kaybedenler bu  durumu diğer kişilerden çok daha yoğun olarak yasadılar. Bu satırların yazarının  aile büyüklerinin tümünün Yalova’da yasıyor olması ve Yalova’nın çaresizliğine  ve hüznüne şahit olması, bir turlu bu yazıya daha önce başlayamamasına yol  açmıştır. Modern , konforlu ve pahalı binaların domino taşları gibi birbirinin  üzerine yığılması, o unutulması olanaksız koku, çadırlarda oturan insanlar,  yardim kuyruklarında toplanan çok sayıda kişinin görüntüleri ve çaresizlik,  tükenmişlik, gözlerdeki korku ifadeleri, sinir krizleri , siren sesleri ...  Unutulacak şeyler değiller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depremden hemen sonra Avcılar / İstanbul deprem bölgesinde İstanbul Sağlık  Müdürlüğü’nün deprem sonrası görülen psikiyatrik sorunların çözümüne yönelik  oluşturduğu iki ayrı merkezde dört psikiyatrisi , bir hemşire ve bir personel  ile ücretsiz hizmet vermeye başladık. Mart 2000 itibariyle tek merkezde ama bu  kez toplam iki psikiyatrisi (Uz. Dr. Bahadır Bakim ve Uz. Dr. Mustafa Güveli)  olarak çalışmaya devam ettik. Size yaklaşık bir yıldır suren ve büyük olasılıkla  bir yıl daha sürecek olan çalışmalarımızdan edindiğim bir takım düşüncelerimi ve  gördüklerimi aktarmaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişiler depremi takiben ilk olarak çocuklarının yanına koşmuşlardı. Ancak bu  onların yanlarına gidiş sekli o denli kendini kaybetmişçesine olmuştu ki,  çığlıklar atarak,yoğun korku ile dolu bir şekilde olmuş, çocuklar depremin  kendisinden çok, ailelerinin bu aşırı tepkileri ile olaydan etkilenmişlerdi.  Kimisi o an kıyametin koptuğunu zannetmişti. Bazı kişiler o an donup, kalmış, ne  konuşabilmiş, ne de herhangi bir eylemde bulunabilmişlerdi. Çoğu kişi en yakın  akrabalarının yanına koşup, onların sağlık haberlerini almak için zamanla  yarışmışlardı. Bayılanlar ve sinir krizleri geçirenler oldu. İnsanlar enkaz  çalışmalarına katılamamanın , yakınları olup de sağ kalanlar ise yasadıkları  için suçluluk duyguları içine girdiler. Bazı kişiler bu afetin isledikleri  günahlar ve kotu alışkanlıkları nedeniyle kendi baslarına geldiği düşüncesi  içindeydiler. Bazı kişiler o anda ne yaptıklarını daha sonra hatırlamıyorlardı.  Yattıkları odalara, evlerine hatta kimisi İstanbul il sınırlarına girerken bile  yoğun gerilim yasadılar. Bu nedenle geçici bir sure şehri terlettiler. Ancak bu  onların rahatsızlıklarını dindiremedi. Çünkü olayı de kafalarında götürmüşlerdi,  doğal olarak. Gece rüyalarında yasadılar, en ufak sesten irkildiler. Olay  gözleri önünden gitmedi. TV yi seyrederken sanki depremi en canlı hali ile  tekrar yasıyor hissettiler. Bu nedenle kişiler haberlerden ve deprem  konuşmalarından kaçındılar. Enkazlı yerlerden geçmemek için yollarını  değiştirdiler, oralara bakmamaya çalıştılar. Dikkatleri dağıldı, dalgınlık,  kendine ise verememe gözlendi. Deprem olmasa bile sallanıyor hissettiler.  Bazıları evlerine sallanan şeyler astı, gözleri hep avizelerdeydi. Uykuları  bozuldu, çoğu, depremin olduğu saat olan gece 03 e dek uyuyamadı. Anne ve  babalar dönüşümlü olarak geceleri nöbet tuttu. Annelerdeki en büyük kaygı,  kendilerinden çok çocuklarına bir şey olacağı yönündeydi. Her gece deprem  kabusları ve uykuda sıçramalarla uyandı. Eskiden zevk aldıkları şeylere bile  ilgisiz kaldılar,hayattan beklentileri kalmadı ve her şey birden anlamsız ve bos  geldi. Geleceğe yönelik plan yapmaz oldular. İçlerine kapandılar. Ağlamak  isteyip ağlayamadılar. Kısaca robot gibi hissiz ve hareketsiz kaldılar belli bir  sure. Bu donem psikiyatride akut stres bozukluğu olarak adlandırılır ve suresi 1  aya dek uzayabilir.  Bu donemi takiben bazı kişilerde yakınmalar daha da uzadı. Kişiler yoğun bir  çaresizlik, korku içine girmişlerdi. Depremle ilgili her söylenene inanıyor,  hatta bazıları deprem otoritesi konumundaki jeolog ve diğer bilim adamlarına  karsı kızgın bir tavır aldılar. Bunlardan bir kısmı seviliyor , bir kısmi  sevilmiyor konuma geldiler. Söyledikleri olumlu ya da olumsuz şeyler bunda  etkili olmuştu. Çocuklar oyunlarında kurtarma timi rollerini üstlendi,  çizdikleri resimler yıkıntıları, çadırları konu alıyor ve önceden çizdikleri  renkli resimler , yerlerini daha soluk renklerle yapılmış daha özensiz çizimlere  bırakıyordu. Çocuklar daha kavgacı, daha ürkek oldular. Tek baslarına  yatamamaya, kekelemeye, idrar kaçırmaya, karanlıkta kalamamaya başladılar. Okul  başarıları duştu. Evlerine girmek istemediler, tek baslarına tuvalete gidemez  oldular. Tik davranışları ortaya çıktı, yemek yemeye ilgileri azaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüklerse ise deprem anıları, en ufak hatırlatıcı olayda göz önüne geldi. Gece  03 uykusuzluğu devam ediyor, kişiler denizin renginin değişmesi, havanın  sıcaklığı, köpek sesleri, kuşların kanat çırpmalarını tehlike işareti olarak  algıladılar ve söylentiler ağızdan ağıza yayıldı. Kişiler pek çok şeye karsı  ilgisiz oldular. Cinsel isteksizlik de önemli boyutlara varmıştı. Özellikle  kadınlarda o esnada deprem olur da günahkar olarak oluruz seklinde düşünceler  nedeniyle eslerinden ayrı, çocukları ile yatmalar başladı. Bazı kişilerde deprem  gerilimini asmak için alkol kullanımı çoğaldı. Akla gelebilecek herselden  kaçınmalar görüldü. Tuvalette ve banyoda çok kısa sure kalma, deniz kenarına  inmek istememe, yüksek binalara, kalabalık yerlere girmeme gazete, radyo, TV  haberlerinden kaçınma gibi. Çok çabuk ve aşırı tepki verir hale gelindi. Mutfak  tüplerinin sürünerek taşınması bile insanları çılgına çeviriyor, hızlı gecen  arabalar nedeniyle çıkan tozlar kişilerde deprem anındaki toz bulutunu  hatırlatıp, sinirliliğe yol acıyordu. Bazı kişilerde ise konuşma içeriği sadece  depremle ilgili oluyor ve bu kişiler çevrelerindeki kişilerin tepkileri ile  karsılaşıyorlardı. İşlerini kaybeden, işleri azalan, komşuları semtten uzaklaşıp  yalnız kalan insanlar daha bir içlerine kapanıyor ve hayata kusuyorlardı. Olum  hiç onlara bu kadar yakın olmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu belirtiler travma sonrası stres bozukluğu olarak adlandırılıyordu.  Bazılarında bu belirtiler depremden 6 ay kadar sonra başladı. Bu geç başlangıçlı  tipi oluşturuyordu. Bazı kişilerde bu tabloya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;panik ataklar&lt;/span&gt;  eklendi. Bazı kişiler ise dağıtılan bu durumla ilgili anketlere biz hekimlere,  belediyeye, hükümete yönelik öfke içeren mesajlarla karşılık verdiler. Aslında  bu da yüksek düzeyde olan kaygı ve gerilimlerinden ötürüdür. Bir kısım kişiler  psikiyatriste gittiklerinde çevrelerince ‘deli’ olarak damgalanacaklarından  korktular ve yardım almadılar. Kimisi psikiyatriste gitmenin bir zayıflık  olacağını düşünerek gelmek istemedi, kimisi de ilaçların kendilerini  uyuşturduğunu düşünerek ilaç almadı. Ancak tedaviye düzenli gelenler fayda  gördü. Bu tedavi çalışması T.C.Sağlık Bakanlığı İstanbul il sağlık Müdürlüğünce  halen devam etmektedir. Bu tetkik ve tedavi çalışması sonrası sağlanan bilgi  birikimi bundan sonra olmasını hiç temenni etmediğimiz başka felaketlerde daha  etkili ve uygun tedaviler yapabilmemize olanak sağlayacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-506583348568712678?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/506583348568712678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=506583348568712678' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/506583348568712678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/506583348568712678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/depremin-ruh-dslns-etkileri.html' title='Depremin Ruh dsğlığıns etkileri'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-5562204250909816680</id><published>2008-09-21T17:14:00.000+03:00</published><updated>2008-09-21T17:15:52.996+03:00</updated><title type='text'>Büyüdüğünü ispat edememek</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_OGyPGLJF12A/SNWSsGoEJUI/AAAAAAAAAS4/mpHfZnS35xc/s400/IMG_0450.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_OGyPGLJF12A/SNWSsGoEJUI/AAAAAAAAAS4/mpHfZnS35xc/s400/IMG_0450.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman yazsam diye düşünürken babam sayesinde fırsat buldum.&lt;br /&gt;Evet benim sorunum bu, ben büyüdüğümü ispat edemiyorum..&lt;br /&gt;Arkadaş, okulum bitti ailem hâlâ peşimde. Oysa ne hayallerim vardı, mezun oldum artık, atanırım, kendi paramı kendim kazanırım, annemlere de bir güzel kafa tutarım, hesap sorma devri biter diyordum. Aha sen misin öyle diyen..&lt;br /&gt;Son durumum şu:&lt;br /&gt;KPSS denilen zımbırtı neticesinde hiçbir şey olmadı, olamadım. Okulu bitirmiş ve bir balta ile iletişime geçememiş ceset..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailecek yemek yeme merasimlerine hiçbir zaman önem vermedim çünkü ne zaman böyle bir durumla karşılaşsam başıma bir şey gelir.. Nitekim son yemekte de böyle bir durum oldu.. Büyüyemediğim suratıma çarpıldı şu şekilde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kızım, sen şimdi ne iş yapmayı düşünüyorsun, planın ne?&lt;br /&gt;- Hiç baba, ders çalışacağım işte, seneye tekrar gireceğim sınava.&lt;br /&gt;- Dur ben dersanelerle görüşeyim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyeceğimi şaşırdım sadece yaşımı söyledim usulca, "Kendim halledebilirim" dedim.. O an aklımdan bin tane şey geçti ama sustum. Susarım zaten mütemadiyen.&lt;br /&gt;İlk hatayı nerede yaptığımı düşünüyorum. Acep fazla mı uyumlu davrandım, asi olsam bunlar olmaz mıydı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-5562204250909816680?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/5562204250909816680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=5562204250909816680' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5562204250909816680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5562204250909816680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/bydn-ispat-edememek.html' title='Büyüdüğünü ispat edememek'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_OGyPGLJF12A/SNWSsGoEJUI/AAAAAAAAAS4/mpHfZnS35xc/s72-c/IMG_0450.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-6241516750234078344</id><published>2008-09-21T15:25:00.000+03:00</published><updated>2008-09-21T15:26:34.269+03:00</updated><title type='text'>Tik bozuklukları</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Tik bozuklukları: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum istemsiz, belirli bir tarzda,hızlı ve tekrarlayıcı hareket ya da ses  çıkarma durumudur. Süresi genellikle 1 saniyeyi geçmemektedir. Bu duruma direnç  gösterilemez gibi hissedilir. Tik davranışının vücutta görülen yeri ( kaş, göz,  omuzda oluşması gibi) , sıklığı ve zorlayıcılığı, çeşitli zamanlarda  değişebildiği gibi, topluluk içinde olma ya da tek başına bulunmaya göre  değişebilmektedir. Tikler tek bir bölgede veya birden fazla bölgede ya da  organda hissedilebilir. Tik davranışının yapılması ile birlikte geçici bir  rahatlama elde edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Tik davranışlarını arttıran etmenler: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun stres durumları, kaygı düzeyinin arttığı haller, bitkin düşmek, can  sıkıntısı hissetmek, kişi için önemli bir olaya katılmak , başkaları önünde  aktif bir eylemde bulunmak( söz almak, bir toplantıya katılmak gibi)  durumlarında artış gösterebilmektedir. Alkol alımı, kişiyi keyifle oyalayabilen  bir aktivite ( kitap okumak, tv. seyretmek gibi) dinlenme esnasında  azalabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Tik bozukluğuna yol açabilen diğer durumlar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tik bozukluğuna neden olan kalıtsal hastalıklar arasında Tourette sendromu,  Huntington hastalığı, torsiyon distonisi, ve nöroakantozis sayılabilir. Ayrıca  ensefalit, Sydenham koresi, ilerleyici bir hastalık olan Creutzfeldt-Jacob  sendromu da tik sebepleri arasındadır. Epilepsi (sara) hastalığı tedavisinde  kullanılan ilaçlar, L-dopa, bazı stimulan ilaçlar da bu tür bir duruma yol  açabilirler. Karbon monoksit zehirlenmeleri, kafa travmaları, bazı kromozom  bozuklukları, zeka geriliği de tik davranışlarını oluşturabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basit hareketsel tikler: Bazı kas gruplarının hızlı, belli bir anlam içermeyen  ve tekrarlayıcı bir şekilde kasılması durumudur. En çok sırasıyla gözde,  kafagenelinde, omuz , ağız ve el bölgesinde görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmaşık hareketsel tikler: basit şekle göre daha yavaş, daha amaçlı gibi  görünen ve daha çok kas grubunu içine alan tiklerdir. En çok kendi vücuduna veya  başkasına dokunma ya da vurma, zıplama, kendi ellerini ya da nesneleri koklama  şeklindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hareketsel tikler işlev açısından birbiri ile zıt etkili kasların aynı anda  birlikte kasılması ile oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basit sese dayalı tikler: Hece şeklinde olmayan sesler çıkartmaktır. Boğazını  ısrarla temizleme, burun çekme, öksürme, bağırma, havlar gibi ses çıkarma  bunlara örnektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmaşık sese dayalı tikler: Daha anlaşılabilir,hecelere dayanan sözcükler,  cümleler i tekrarlamak şeklindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Tik bozukluğunun başlangıç ve ilerleyen dönem özellikleri: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalara göre, toplumda bin kişide 2-6 arasında görülmektedir.  Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla görülmektedir. Genellikle 7 yaş  civarında başlamaktadır. İlk oluşan tik genellikle göz kırpmadır. Onu izleyerek  kol ve bacakta yerleşik tikler ,daha nadiren de sese dayalı tikler başlangıç  tikleri olmaktadır. Küfür etme şeklindeki tikler (koprolali) de daha nadir  başlangıç yakınmasıdır. Başlangıçta % 2-3 oranında görülen koprolali ilerleyen  dönemlerde % 2-30’lara dek çıkabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tik bozukluğu kişilerin yaklaşık % 40 kadarında ergenliğin başlangıç evrelerinde  tamamen düzelmektedir. % 30 kadar hastada bir miktar düzelme ile hafiflemiş  olarak devam eder. Geri kalan % 30 kadar hasta erişkinlik hayatında da tik  bozukluğu belirtilerini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tik bozukluğu obsesif kompulsif bozukluk ile sıklıkla bir arada  görülebilmektedir. Sıklıkla kontrol etmeye,saymaya ve düzenleme ve  benzerleştirmeye yönelik davranışlar şeklindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığa sebep olan geni saptama çalışmaları sürmektedir. Bu rahatsızlığı olan  kişilerin bazı beyin bölgelerinde metabolizma hızı artmış, bazı bölgelerde ise  azalmış bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Tedavi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç tedavileri yanında terapi ile başarı sağlanmaktadır..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-6241516750234078344?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/6241516750234078344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=6241516750234078344' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/6241516750234078344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/6241516750234078344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/tik-bozukluklar.html' title='Tik bozuklukları'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-7190921289371677343</id><published>2008-09-20T16:35:00.000+03:00</published><updated>2008-09-20T16:37:58.812+03:00</updated><title type='text'>Doğum Sonrası Rastlanan Duygular...</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(102, 0, 204);" &gt;Doğum Sonrası Rastlanan        Duygular... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Ey erkekler öncelikle sözümüz size. Düşünün ki eşiniz size dünyanın en        güzel armağanını veriyor. O armağanda sizin kanınız,hormonlarınız,        genleriniz kısaca sizin pek çok özellikleriniz var. Çocuğunuzun en azından        daha mutlu, daha rahat beslenmesini ve büyümesini istiyorsanız ve ileride        başarılı ve sağlıklı olmasını istiyorsanız size de düşen görevler var. Bu        görevler aslında annenin hamileliği ile birlikte başlıyor. Eşiniz o        hayatınızın en güzel hediyesini size ulaştırmak ve onu sizin kollarınıza        vermek için vücutça, hormonel olarak ve duygusal açıdan çok yıprandı.        Annenin hiçbir zaman olmadığı kadar sizin ve yakınlarının desteğine        ihtiyacı var. Sağlıklı, akıllı, iyi huylu bir çocuğunuzun olmasını        istiyorsanız, eşinizi anlamaya çalışıp, ona yardım etmeniz gerekmektedir.        Ataların dediği gibi ‘anasına bak, kızını al’. İleride çocuğunuzla dost        olmak istiyorsanız bunun temelini daha hamilelikte anne karnında iken onu        severek, annenin moralini yüksek tutarak yapabilirsiniz. Çünkü bebeğiniz        annenin göbek bağından geçen hormonlarla içeriden dışarıyı hissederek,        adeta anahtar deliğinden gözler gibi aile çevresini ve dış dünyayı        izlemektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Size de sözümüz var anneanne ,babaanne ve görümceler. İşte ailenize yeni        bir kişi daha katılıyor. Bakın kızınız size tekrar gençlik anılarınızı        yaşatacak, neslinizi devam ettirecek, kendiniz ve yakınlarınızdan göz,        kaş, burun vb. özellikler bulabileceğiniz, bir yumurcak, cimcime, ufaklık,        altıntop ne derseniz deyin bir yavru dünyaya getirdi. İleride onun ailesi,        vatanı ve hatta tüm dünya için hayırlı ,iyi bir insan olup , onunla gurur        duymak istiyorsanız annesini hamileliği ve sonrasını rahat, huzurlu        geçirmesi şart. Siz büyükler olarak bu yazıyı okuyun ve gereken durumlarda        gerekli tedavi için tedbirinizi alın. Atalar gene diyor ki ‘ Yaşlılar        yapabilse, gençler bilebilse’. Siz tecrübelerinize burada yazılan        bilgileri de katarak, gerekli durumlarda gençleri psikiyatrik tehlikelere        karşı uyarıp, tedbirinizi vakit geç olmadan alın.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Gebelikte kusma:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Ailenin bir numaralı ufaklığı banyodaki annesinin yanından babasına        seslenmektedir “Baba , annem gene çok dondurma yedi herhalde midesi        bulanıyor, bugün benimde midem bulanıyor, okula gitmeyip, annemin yanında        kalabilir miyim? Üstelik annemin karnındaki kardeşimle de konuşayım,        bakalım onun da midesi bulanıyor mu”&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Gebelik annelerin vücut yapısında, hormonal ve ruhsal yapıda yaptığı        değişimler sonucu hayatı az ya da çok etkileyen bir dönemdir. Annedeki bu        vücutsal değişimler sadece annenin kendisini değil ailenin tümünü        etkilemektedir.Bu etkiler kişilerin aile yapıları, kültürel düzeyleri,        kişilik yapıları, yaş grupları vb gibi çok çeşitli faktörlerle        değişiklikler göstermektedir. Bu dönemde görülebilen bulantı ve kusmalar        da anne ve bebekte kilo kayıpları hatta, tedavisiz kalındığında bebek        ölümü riski taşıması nedeniyle hayati önemdedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Normal gebelik bulantı ve kusmaları: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Gebeliğin başlangıç dönemlerinde ve özellikle sabah saatlerinde        görülürler. Hamileliğin ikinci yarısından sonra görülmezler. Bu bulantı ve        kusmalar vücutta su ve tuz denge bozukluğuna ve çok büyük sorunlara yol        açmazlar.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Hiperemezis gravidarum: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu tip kusmaların özelliği normal gebelik bulantı ve kusmalarından daha        aşırı düzeyde olmalarıdır. Toplam vücut ağırlığının en az % 5 kadarının        (60 kg ağırlığında bir anne adayının en az 3 kg kaybetmesi gibi) azalması        ve idrara keton cisimleri dediğimiz maddelerin çıkması ile karakterizedir.        Bu durum sonucunda vücutta sıvı eksikliği, su ve tuz dengesinde bozulma,        idrara vücut için çok gerekli olan proteinlerin geçmesi, kalp atım ve        nabız sayısında değişimler, karaciğer ve böbreklerde yapı ve işlev        bozuklukları, gözün retina katmanında değişiklikler ve sarılık        görülebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Genellikle hamileliğin 5.ayından itibaren azalmakla birlikte normal        kusmalardan farklı olarak, daha ileri dönemlere de uzayabilmekte ve        hastanede belli bir süre yataklı tedaviye gerek duyulabilmektedir. 1000        anne adayından 1-10 kadarında gözlenebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Anormal gebelik kusmaları (hiperemezis gravidarum) riskini arttıran        durumlar:&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      *Tiroid bezlerinin, Karaciğer bozukluklarının varlığı, şişmanlık, daha        önce hiç doğum yapmamış olması ya da ileri annelik yaşı, o andaki        ikiz-üçüz gibi çoğul gebelikler, annenin sigara içmesi&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Anormal kusmalara yol açan ruhsal etkenler:&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      *&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt;, histrionik kişilik bozukluğu ve kaygı bozuklukları ( panik        bozukluk, genelleşmiş kaygı boz. ve obsesif-kompülsif boz. gibi)&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      *Aileler arası ve eşler arasındaki sorunlar&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      *Hamileliğin ya da kadınlık özelliklerinin birey tarafından olumsuz olarak        algılanması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      *Hamilelikle ilgili bilgi düzeyinin yetersizliği, kadın-doğum uzmanı ile        olan sorunlar&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      *Anne adayının uygun bir çevresel desteğinin (anne, kardeş,eş, kayınvalide        ve komşuların ) olmaması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      *Uygunsuz diyetler yapma, geçmişinde anoreksia ve bulimia gibi yeme        bozukluklarının bulunması.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Psikiyatrik tedavi: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tedavide hipnoz ve psikoterapiden faydalanılabilir. Hipnozda benzer duruma        sahip bireylerin katıldığı grup hipnozlarının daha etkin olduğu        gözlenmiştir. Psikoterapide destekleyici ve davranışçı terapi kullanılır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color:#1e87fb;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;Doğum sonrası rastlanan duygu-durum bozuklukları:       &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;1-Doğum sonrası hüzün yaşantısı: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Doğumu izleyen 2-4. gün oluşabilmektedir. Hafif düzeyde de olsa        gerginlik,yorgunluk, çocuğunun ya da kendisinin sağlığını konu edinen        endişeler, ağlama, sıkıntı, dikkati odaklayamama ve uykuya dalmada sorun        ya da sık uyanma görülebilmektedir. Bu durum en yoğun olarak iki gün kadar        yaşandıktan sonra, iki hafta kadar sonra düzelir. Doğum yapan kadınların        en az yarısında görülmektedir. Belirtiler herhangi bir tedavi uygulanmadan        kendiliğinden geçmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Doğum sonrası hüzünde risk etmenleri:&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      *Kişinin kanında bulunan kortizol düzeyinin yüksek olması&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      *Kişinin ilk adetinin yaşıtlarına göre daha küçük bir yaşta gerçekleşmesi&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      * Bireyinin adetlerinin yaşıtlarına göre daha kısa sürmesi.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Çevredekilerce yapılabilecekler: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Bu dönemde çevredekiler anneyi rahat ettirmeye çalışmalı, bebek bakımına        yardım etmeli, anneye çocuğa çok iyi bakabileceği şeklinde destekleyici        yaklaşımları olmalıdır. Eğer annenin rahat ve huzurlu, umutlu, güvenli        olması sağlanamazsa, kişide daha ileri bir durum olarak "doğum sonrası &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;       depresyon&lt;/span&gt;u" oluşabilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;2- Doğum sonrası depresyonu: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Doğum yapan kadınlarda % 10-15 arasında görülmektedir. Mutsuzluk, ağlamaya        hazır bir görünüm, gelecek için umutsuzluk, karamsarlık, kendini anne        olarak yeterli görememe, iştahta azalma, duygusal durumda neşesizlik,        sinirlilik şeklinde aniden değişmelerin olması, dikkatini bir konuşma ya        da konuya odaklayamama, kendini geçmiş ya da bugün için suçlama,        unutkanlık, yorgunluk, cinsel isteksizlik, başka bir vücutsal hastalığı        olduğu şeklinde "hipokondriyak" düşünceler,intihar düşünceleri        bulunabilmektedir. Doğum öncesinden doğumdan bir yıl sonrasına dek olan        dönemde kadınların % 15 inde görülebilen bir rahatsızlıktır. Daha önceki        hamileliklerinden sonra, bu şekilde bir dönem yaşayanlarda yarı yarıya        risk vardır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Hamilelikte &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresyon&lt;/span&gt; riskinin en fazla 32 gebelik haftasında olduğu ve        riskin doğum sonrasında sekizinci ayda en düşük düzeye indiği        saptanmıştır. Kişilerin % 60-70 i bir yıl içinde iyileşir. Bireyler        kendilerini akşamları daha kötü hissederler.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tedavide ilaç tedavisi ile sonuç alınamazsa elektroşok tedavisi        kullanılabilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;Doğum sonrası depresyonunda riski arttıran etmenler:       &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Sorunlu evlilikler, sorunlu birliktelikler, kişinin çocukluğunda ya da        gençliğinde ağır sorunlar yaşaması, doğumun uzun sürmesi, çocuğun doğumu,        öncesi ve sonrasında mutluluk veren bir ortamın olmaması, annenin yakın        çevresinin kişiye destek olmaması, adet sorunları, kişinin kadınlığa        bakışı, algılayışı ile ilgili sorunlar önemli risk etmenleridir.&lt;br /&gt;      &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);" &gt;&lt;br /&gt;      3- Doğum sonrası psikozu: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Yaklaşık olarak 500 kişide 1 oranında görülmektedir. Önceki        hamileliklerinde psikoz tablosu görülenlerde risk 3 kişide 1 e        yükselmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Uykusuzluk , gerginlik, baş ağrıları, duygusal açıdan aşırı tepkisellik,        huzursuzluk ve gün içinde sıkça dalgalanan bir ruh hali ile başlayabilen        bu durum kendini her tür kötü olayın sorumlusu olarak görme, doğan çocuğun        aslında kendi çocuğu olmadığını , hatta doğumu bile kendisinin yapmadığı,        bebekte bir sağlık sorunu olduğu, ona yeterince bakamayacağı ve acı        çektirebileceği için onu ya da kendini öldürerek acılara son verme        düşünceleri, bebeğini öldürmesi, kurban etmesi yolunda olmayan sesler        duyma gözlenmektedir . Kendilerine zarar verileceği, çevrelerinde olan        olayların kendilerine yönelik olup, özel anlamları olduğu, haklarında        konuşulduğu şeklinde düşüncelerle birlikte olabileceği gibi aşırı neşe ya        da öfke, yerinde duramama, uyumaya gereksinim duymama, kendini çok büyük,        her türlü güce sahip ve önemli bir kişi olarak algılama ve bu yönde sesler        duyup,ona göre davranma gibi varsanı ve sanrı dediğimiz belirtilerle de        seyredebilir. Bazen de nerede olup, ne yaptığını bilememe, yaptıkları ve        yaşadıklarını unutma, hatırlayamadığı kısımları kendine göre uydurarak        doldurma gibi belirtiler konuşulan konu ya da içinde yaşanan durumlara        uygun olmayan yüz ya da diğer vücut dili ile yanıt verme, davranışlarda        yavaşlama veya saldırganlaşma şeklinde olan değişimler gözlenmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Doğumu izleyen ilk iki hafta içinde başlayabilen bu durum erken dönemde ve        yeterince tedavi edilmezse yıllarca sürebilen, tedavisi zor bir hale        dönüşebilmektedir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Rahatsızlığın en üzücü tarafı bu rahatsızlıkta hastaların % 4’ünde        rastlanabilen bebeği öldürme davranışıdır. Bu nedenle hastalık kişinin        çevresince önemsenmeli ve dikkatli olunmalıdır.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      Tedavide anne ve bebeğin güvenliği açısından hastaneye yatırılma,        emzirmenin kesilmesi ve ilaç tedavisi, tedaviye yanıtsızlık ve ölüm        düşünceleri halinde elektroşok tedavisi düşünülmelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-7190921289371677343?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/7190921289371677343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=7190921289371677343' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/7190921289371677343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/7190921289371677343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/doum-sonras-rastlanan-duygular.html' title='Doğum Sonrası Rastlanan Duygular...'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-4186226393472119401</id><published>2008-09-19T20:15:00.001+03:00</published><updated>2008-09-19T20:15:53.901+03:00</updated><title type='text'>Çocuklarda Depresyon</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt; sadece yetişkinlerde görülmez. Çocuklar ve ergenler de depresyona girebilir. Çocukların yaklaşık % 5'inin, ergenlerin ise % 5-10'unun depresyona maruz kaldığı biliniyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;     Depresyon, depresyon duygularının kalıcılık gösterdiği ve çocuğun ya da ergenin çeşitli işlevleri yerine getirme yeteneğini engelleyen bir hastalık olarak tanımlanır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;     Çocukların yaklaşık % 5'inin, ergenlerin ise % 5-10'unun depresyona maruz kaldığı biliniyor. Stres altında bulunan çocuklar, kayıp yaşayan çocuklar veya dikkat, öğrenme, davranış veya anksiyete bozukluğu olan çocukların depresyona yakalanma riski daha fazla. Ailesel yatkınlıkta çocukta depresyon gelişmesinde çok etkili...&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(153, 51, 153);" align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;BELİRTİLER&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;     Depresyondaki çocuk ve ergenlerin belirtileri depresyon geçiren yetişkinlerden daha farklı olabiliyor. Çocuğunuzda aşağıdaki depresyon belirtilerinden biri veya daha fazlası uzun bir süredir mevcutsa, uzman yardımı almanız tavsiye edilir.&lt;/p&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sık sık üzüntülü olma ve ağlama,&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Umutsuzluk;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Olağan aktivitelere ilginin azalması veya daha önce severek yaptığı aktivitelerden zevk alamama;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sürekli bir can sıkılması, enerji eksikliği;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sosyal soyutlanma, iletişim eksikliği;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Öz saygı eksikliği ve suçluluk duygusu;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Reddedilme veya başarısızlık konusunda aşırı hassasiyet;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Alınganlık, öfke veya düşmanlık davranışlarında artma;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;İlişkiler sorunlar yaşama;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sık sık baş ağrısı, karın ağrısı gibi fiziksel şikayetler;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Okul devamı veya okul başarısında düşüklük;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Konsantrasyon eksikliği;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yeme ve/veya uyuma alışkanlıklarında büyük değişiklik;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;Evden kaçmakla ilgili sözler veya teşebbüsler;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="justify"&gt;İntihar veya kendine zarar verici davranış düşünceleri veya ifadeleri.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p align="justify"&gt;     Arkadaşlarıyla oynamayı seven bir çocuk artık yalnız vakit geçirmeye ve hiçbir şeyle ilgilenmemeye başlayabilir. Eskiden kendisine eğlendiren şeyler depresyon geçiren çocuk için artık hiç veya pek az eğlendirici bir hal almış olabilir. Kendilerinin sevilmediği, kötü çocuk olduğu şeklindeki söylemlerde bulunabilirler, olaylardan sıklıkla kendilerini suçlarlar. Benlik saygısında düşme nedeni ile kendilerine güvensiz ve çekingen olabilirler. Depresyondaki çocuk veya ergenler ölmek isteyebilir veya intihardan bahsedebilir. Depresyondaki çocuk ve ergenlerin intihar riski artar. Depresyondaki ergenler kendilerini daha iyi hissetmek için sigara, alkol veya başka uyuşturuculardan medet umabilirler. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;     Okul veya evde sorunlara neden olan çocuk ve ergenler depresyon geçiriyor olabilir. Küçük çocuklar her zaman çok üzüntülü görünmeyeceği için anne-babalar ve öğretmenler sorunlu davranışların depresyon belirtisi olduğunu anlamayabilir. Aşırı hareketlilik hırçınlık, sık ağlama küçük çocuklarda depresyonun belirtisi olabilir. Direkt olarak sorulduğunda bazı çocuklar mutsuz veya üzgün olduklarını ifade edebilirler. Küçük çocuklarda ve ergenlik dönemindeki kız çocuklarında depresyonun belirtisi sıklıkla karın ağrısı, baş ağrısı vucüt ağrısı gibi bedensel yakınmalarla kendini gösterebilir. Okulla ilgili kendine güvensizlik, arkadaş ilişkileri kurmada yetersizlik ve anne-baba ile ilgili bağımsızlaşma sorunları olan çocuklarda yine bedensel belirtiler sık görülür. Sabah okula giderken karın ağrısı, baş ağrısı gibi belirtiler yoğunlaşabilir.&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(153, 51, 153);" align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;ERKEN TEŞHİS VE TEDAVİ ÖNEMLİ&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;strong style="font-weight: normal; color: rgb(153, 51, 153);"&gt;&lt;/strong&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Depresyon&lt;/span&gt; geçiren çocuklarda erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Depresyon profesyonel yardım gerektiren gerçek bir hastalıktır. Kapsamlı bir tedavi genellikle hem bireye, hem de aileye terapi uygulanmasını içerir. Örneğin kognitif (bilişsel) davranış terapisi ve kişisel psikoterapi özellikle çocuklarda depresyon tedavisinde etkili kişisel terapi yöntemleri olmaktadır. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;     Tedavi antidepresan ilaç kullanımını da gerektirebilir. Son yıllarda çıkan yeni antidepresan ilaçlar küçük çocuklarda da güvenle kullanılabilmekte, alışkanlık, bağımlılık özellikleri de bulunmamaktadır. Yardım için çocuk ve ergenlerde depresyonu teşhis ve tedavi edebilecek bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulması şarttır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-4186226393472119401?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/4186226393472119401/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=4186226393472119401' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4186226393472119401'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4186226393472119401'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/ocuklarda-depresyon.html' title='Çocuklarda Depresyon'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-4007403681418991519</id><published>2008-09-18T18:43:00.000+03:00</published><updated>2008-09-18T18:48:14.423+03:00</updated><title type='text'>Depresyona girdim...</title><content type='html'>Hayatta sadece aile, sevgili veya bu tip şeyler yüzünden depresyona girilmez.Kaç gündür uğraşıyorum siteyi yapmak için ama google sağolsun daha ana sayfayı bile indexlemedi.Kardeşim ben emek harcıyosam sende bunu görmek zorundasın, hala tek bir satırı bile kayıtlara girmedi, acaba ne yapmam gerekiyo googlenin beni görmesi için... Yaklaşık 4 yıldır site açıyorum ama en uzun beklediğim bu oldu.Alttarafı 4 sayfa yazı var neyini indexlemiyosun ki.Bu yazıyı site güncel görünsün diye yazdım aldırış etmeyin :D&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-4007403681418991519?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/4007403681418991519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=4007403681418991519' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4007403681418991519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4007403681418991519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/depresyona-girdim.html' title='Depresyona girdim...'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-8931698661465250929</id><published>2008-09-15T15:14:00.000+03:00</published><updated>2008-09-15T15:25:41.118+03:00</updated><title type='text'>Sitenin mahayetine uygun güzel resimler...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img90.imageshack.us/img90/1928/askkatlgm6yi4.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://img90.imageshack.us/img90/1928/askkatlgm6yi4.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img255.imageshack.us/img255/1143/10090106200761811779br9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://img255.imageshack.us/img255/1143/10090106200761811779br9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img293.imageshack.us/img293/7757/dreamtravelerhf3dd8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://img293.imageshack.us/img293/7757/dreamtravelerhf3dd8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img293.imageshack.us/img293/9899/healyourselfvx3tf3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://img293.imageshack.us/img293/9899/healyourselfvx3tf3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img242.imageshack.us/img242/1038/7ss3qf1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://img242.imageshack.us/img242/1038/7ss3qf1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Akşam gene oturdum herzamanki gibi düşünüyorum.Dedim daha google indexlemedi konu anlatsam da kimse göremiyor.Bari resim koyayım da site azıcık renklensin dedim.Bu arada google artık indexle siteyi böle kendim çalıyom kendim oynuyorum gibi oluyo :D&lt;br /&gt;Bu arada, beyendiğiniz resimleri yayınlanması için bana gönderebilirsiniz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-8931698661465250929?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/8931698661465250929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=8931698661465250929' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/8931698661465250929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/8931698661465250929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/sitenin-mahayetine-uygun-gzel-resimler.html' title='Sitenin mahayetine uygun güzel resimler...'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-5075828314240270778</id><published>2008-09-13T18:54:00.000+03:00</published><updated>2008-09-13T22:22:56.972+03:00</updated><title type='text'>Depresyona neden olan etmenleri inceleyelim...</title><content type='html'>Maddeler halinde ele alacak olursak:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1-&lt;/span&gt;Aile kaynaklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2-&lt;/span&gt;Toplum(yaşanılan çevre) kaynaklı.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;3-&lt;/span&gt;Kişisel kaynaklı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;Maddeleleri açalım...&lt;br /&gt;1-Aile kaynaklı:&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Aile; kişinin tüm hayatının gelişimini belirleyen en önemli faktördür. Kişi birey olmayı aile yapısının doğrultusunda öğrenir; kişiliği, topluma bakışı, evlendiğinde kendi ailesine nasıl davranacağını bile aile yapısına göre değişir&lt;a href="http://depresif-depresyon.blogspot.com/"&gt;.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kendi ailesinde sevgi gören, kendi kararlarını almasına izin verilen çocuk ileriki yaşlarda topluma adapte olmada, diğer insanlarla anlaşmada ve hayatını oluşturmasında rahat olur, ona güvenen insanlar olduğunu bilir ve yaşam düzeyini belirleyecek kararları daha kolay alır.&lt;br /&gt;Ancak ailesinde dayak yiyen, devamlı baskı altında tutulan çocuklar; kişiliklerini geliştirmede, kendi hayatlarını oluşturmada zorlanır.Unutmadan bunlardan en kötüsü aşırı sevgi ve bilinçsiz baskı uygulanmasıdır.Bu aşırı sevgi konusunu biraz açalım; aslında tüm aileler çocuklarını sever ncak bazen fazla bazen az gösterirler pek ordasını bulabilen aile de yoktur :) Gelelim sevgi konusuna aileniz sizin her istediğinizi yapar hiçbir işe elinizi sürmenizi istemez her an yanlarında görmek isterlerse size tavsiyem bunu kabul etmeyin çünkü bu hayatınızın kontrolünü tamamen kaybetmenize neden olur.İleriki zamanlarda bu sizin aileniz olmadan bir fatura bile yatıramamanıza neden olur kendi başınıza kaldığınızda hiçbirşey  yapamaz hale gelirsiniz ve en ağır depresyon sebeplerinden biridir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;2-Toplum kaynaklı:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Toplum yaşadığımız hergün içinde bulunduğumuz ortam, ister iş ister okul hayatınızda gördüğünüz herkez toplumdur&lt;a href="http://depresif-depresyon.blogspot.com/"&gt;.&lt;/a&gt;Toplumda varolabilmek için sürüyle kural vardır bu kuralların bazılarını devlet koyar bazılarını da insanlar kendileri otomasyon olarak koyar, bu kurallara uymanız için her an baskı  altında olursunuz, ancak bu her gün devam ettiği için baskıyı aşırı seviyelere ulaşmadıkça farketmezsiniz.Örneğin kalabalık bir ortamda istediğiniz gibi yüksek sesle gülemezsiniz, her türlü konuyu konuşamazsınız veya ramazan ayında dışarda(cafe, bar) rahat alkol alamazsınız. Alkol konusunu ele alırsak yasalarda ramazan ayında alkol alınmaz diye bir kural yoktur, ancak aldığınızı gören insanlar sizi hem fiili(sözle) hemde davranışlarıyla kınarlar, sizde insanlar rahatsız olur bana kötü közle bakarlar düşüncesiyle içemezsiniz.Bulunduğunuz çevre kültür seviyesine ve yaşam tarzına göre size farklı şekillerde baskı uygular, her toplumun yaşayışı  farklıdır mesela Amerikada insanlar şehir içinde bikiniyle mini elbiselerle rahatlıkla dolaşabilirken, Türkiye de bu olay garip ve ahlak dışı karşılanır.&lt;br /&gt;Toplumsal baskıyı yenebilmenin hiçbir yolu yoktur ancak hafifletmenin yolu kendi arkadaşlarınızı ve dostlarınızı sizin gibi düşünen insanlardan seçmenizdir..&lt;a href="http://depresif-depresyon.blogspot.com/"&gt;.&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;3-Kişisel kaynaklı:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 0);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;İnsanlar çoğu zaman da kendi kendine sıkıntı yaratır. Örneğin; işsizdir, aileme bakmakta zorlanacağım ya beni artık sevmezlerse diye düşünür veya bir öğrenci düşük not aldığında ailesinin artık onun istediklerini yapmayacağını artık eskisi gibi &lt;a href="http://depresif-depresyon.blogspot.com/"&gt;onu&lt;/a&gt; sevmeyeceğini düşünür. Ancak bu düşünce tamamen yanlıştır, aileniz sizi ne olursa olsun sevmeye devam eder.&lt;br /&gt;Aileniz haricinde sevgiliniz sizi terk eder siz günlerce üzülürsünüz ben ne yaptım da benden ayrıldı diye ancak sevgliniz çoğu zaman ilişki monotonlaştığı artık eskiden hissettiği duyguları hissetmediği için ayrılır sizden ve genelde ayrılırken suç sende değil derler ancak buna pek inanmayız, madem suçum yok neden ozaman beni terkediyo diye düşünürüz gerçekte de suçumuz yokken acının büyüğünü çeken taraf oluruz. Hayatta en çok, zararı kendimizden görürüz çoğu zaman saçma düşüncelere kapılırız ve bu düşüncelere kendimizi inandırırız.Bunu yaşamamak için sosyal olmaya çalışmalıyız, en azından içimizi dökebileceğimiz bir arkadaşımızın olması bizlerin ruh sağlığını koruyan en önemli etmenlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuç:&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;Etrafımızda her zaman değişik olaylar gelişir kimi zaman isteğimizle kimi zaman isteğimiz dışında ancak önemli olan etrafımızda gelişen her olaya kapılmamaktır. Herşeyi önemsememektir. Eğer herşeyi kafaya takarsanız zamanla depresyon kaynaklı ve sonu ölüme dahi gidebilecek hastalıklara yakalanırsınız. Hiçbir sorununuzu içinize atmayın, güvendiğiniz biriyle paylaşın bakın güreceksiniz bu size çok iyi gelecek.Hayat kısa ancak zorluklar çok her gün farklı zorluklarla karşılaşabilir, hayatınız çıkmaza girebilir bu gibi durumlarda sadece iyi geçen günlerinizi düşünün ve ileride de böyle güzel günlerin sizi beklediğini hayal edin, inanın bunu yaptığınızda dertlerinizden daha çabuk ve yara almadan kurtulacaksınız..&lt;a href="http://depresif-depresyon.blogspot.com/"&gt;.&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;br /&gt;Not:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; Siz değerli ziyaretçilerimiz eksik gördüğünüz veya işlememizi istediğiniz konular olursa veya kendi yaşadığınız bir olayı anlatmak isterseniz bizlere&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;depresif.depresyon@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;adresinden ulaşabilirsiniz&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-5075828314240270778?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/5075828314240270778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=5075828314240270778' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5075828314240270778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/5075828314240270778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/depresyona-neden-olan-etmenleri.html' title='Depresyona neden olan etmenleri inceleyelim...'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-4022813806736897989</id><published>2008-09-12T17:36:00.000+03:00</published><updated>2008-09-12T18:44:16.711+03:00</updated><title type='text'>Depresyon(u) nedir? - Belirtileri - Anlamak</title><content type='html'>İlk konumuz depresyonun ne olduğunu bilmek, belirtilerini iyi analiz etmek ve anlamak.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 153);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt; DEPRESYON NEDİR?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İnsanda kalıtımsal, hormonal ve çevre faktörleriyle gelişen bitkinlik ve bunalım halidir.Depresyondaki bir kişi kendini bitkin, hayattan zevk almayan, hiçbirşeyle mutlu olamayan bir birey olarak tanımlar. Aşşağıda vericeğim belirtilerden en az 5 inin 2 hafta süre ile var olması durumuna ilerlemiş(major) depresyon denir. İlerde açılıcak konular ile depreyondan kurtulma yollarını genel olarak anlatacağız ve eğer kendi sorunlarını bizlere gönderen arkadaşlarımız olursa kişisel olarakta çözümler üreteceğiz...&lt;br /&gt; &lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;-BELİRTİLERİ-&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;1-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Hemen hergün ve günün büyük kısmında gözlenen çökkünlük hali(mutsuz, hüzünlü, kederli hissetme).&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;2-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Normalde zevk alınarak yapılan etkinliklerden artık eskisi gibi zevk almama, mecburen yapma durumu(dünyayı verseler umrumda olmaz şeklinde bıkkınlık, bazı kişilerde cinsel isteksizlik.)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;3-&lt;/span&gt;Diyet uygulanmadığı halde aşırı kilo kaybı yada alımı ya da hergün iştahta artma yada azalma olması.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;4-&lt;/span&gt;Hergün uykusuzluk ve aşırı uyuma isteği.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-&lt;/span&gt;Günlük olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik, hareketlilik halinde azalma ya da huzursuzluk(devamlı oturmayı yada yatmayı yeğleme, veya sıkıntıdan yerinde duramama)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;6-&lt;/span&gt;Hergün halsizlik, yorgunluk ve hiçbirşey yapmayı istememe durumu.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-&lt;/span&gt;Kendini değersiz hissetme, beğenmeme, küçük görme, suçlu yada günahkar hissetme hali.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;8-&lt;/span&gt;Düşünme ve konsantrasonda azalma olması(okuduğunu, izlediğini ve duyduğunu sürekli anlayamama dikkati toplayamama.)&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9-&lt;/span&gt;Tekrarlayan ölme ve öldürme düşünceleri, kişinin kötü hissetmesine neden olarak gördüğü kişilere zarar verme düşüncesi ve bunları eyleme dökmeye çalışması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;-DEPRESYONU ANLAMAK-&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;Kalıtımsal eğilimin olduğu ilerlemiş(major) depresyon vakaları 30 lu yaşlarda en yüksek düzeye ulaştığı gözlenmektedir.&lt;br /&gt;İlerlemiş(major) depresyon ayrılmış veya boşanmış kişilerde, bekar veya evlilere göre daha fazla görülmektedir.Eşini yeni kaybetmiş insanlarda yine en yüksek seviyede olduğu gözlemiştir.Yapılan çalışmalar ışığında bekar kadınlarda evli kadınlara göre daha az depresyona rastlanılmıştır, ancak bu durum erkeklerde farklılık göstermektedir. Evli erkeklerde bekarlara oranla daha az depresyona rastlanmıştır.Yapılan araştırmalarda son 5 yıl içerisinde en az 6 ay işsiz kalan bireylerde 3 kat daha çok depresyon vakası görülmüştür.Depresyon geçiren kişilerde diğer insanlara göre daha çok bağımlılık yapıcı madde kullanmaya başladıkları görülmüştür(alkol, uyuşturucu) ve intihar olaylarına eğilim gösterdikleri belirlenmiştir.&lt;br /&gt;İlerlemiş(major) depresyonun hayat boyunca erkeklerde görülme olasılığı %2-12 arası, kadınlar için %5-26 arası görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;Depresyonun oluşmasında etkili olan kişisel durumlar:&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;-Öfke ve nefretin, çevresindeki kişilerin kaybına yol açacağı düşüncesiyle        onlara yönlendirilemeyip, kendisine yönlendirilmesi (bu yapıdaki bir        kişilik hayatın ilk 1-2 yıllık döneminde düzenli ve yeterli bir anne-çocuk        ilişkisi yaşamamıştır.Kişinin yaşadığı depresyon gerçek ya da farz edilen        bir kayıp ile bağlantılıdır).&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;- Kişinin kendisi,çevresi ve gelecekten beklentileri,idealleri ile kendi        gerçek durumu o kadar farklı, gerçekdışı ve orantısızdır ki , bu yüksek        standartlara ulaşamamak kişide güçsüzlük ve yalnızlık düşünceleri ile        depresyona yol açabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Kişinin süper egosu ( üst benlik) o kadar kuvvetli ve baskındır ki        sürekli kişiyi kısıtlayıp, suçlar, zevk verici ,rahatlatıcı etkinliklerden        ala koyup, adeta işkence eder.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Kişinin çevresindekiler ondan o kadar çok şey beklemektedir ki ,kişinin        bu beklentileri karşılaması olanaksızdır. Bu da zayıflık ve çaresizlik        düşüncelerinin gelişip, depresyona gidişe yol açabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Kişinin küçüklüğünden itibaren sevip, saygı ve gurur duyacağı, ondan da        destek ve sıcaklık göreceği, benzemek istediği, imrendiği, idealize ettiği        düzeyde bir kişi (baba, anne, öğretmen ,akraba vs) yoktur. Bu da kişiliğin        gelişimini olumsuz yönde etkiler ve kendine güven kaybı ve depresyona yol        açabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      -Çocuklukta anne-baba ayrılığı ya da kaybı, stresli koşullar karşısında        yeterli desteği bulamayıp, yanlış ya da yetersiz başa çıkma mekanizmaları        geliştirmesine, bu da ileri dönemde depresyona zemin hazırlayabilir.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      - Sahip olunan kişilik yapıları da depresyon gelişiminde etkilidir.        Obsesif-kompulsif ,bağımlı, histrionik ve sınırda (borderline) kişilik        bozukluğu gösterenlerde depresyona eğilim daha yüksektir. &lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 51, 204);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-4022813806736897989?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/4022813806736897989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=4022813806736897989' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4022813806736897989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/4022813806736897989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/depresyon-nedir-eblirti.html' title='Depresyon(u) nedir? - Belirtileri - Anlamak'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7702241615722190101.post-6866501455073628808</id><published>2008-09-12T16:42:00.000+03:00</published><updated>2008-09-12T17:18:10.327+03:00</updated><title type='text'>Depresyonla Savaş-Sitemizin Amaç ve İşleyişi</title><content type='html'>Sitemiz açılmış bulunmaktadır. Uzun zamandır bu konu(depresyon) üzerinde çalışmalar yürütmekteyim. Sitemizin öncelikli amacı sizlerin sıkıntılarını, çevrenizde gelişen baskı sonucu ortaya çıkan ruhsal bunalım ve çöküntülerle başa çıkmanıza yardımcı olmaktır. Site yönetimimizi de bu konuda bilgi sahibi kişilerden oluşturmaktayız, şu an için psikoloji ve psikiyatri dallarında eğitim gören üniversite öğrencileri arkadaşlarım size her türlü konu hakkında bilgi vermeye çalışacaklar. Tabi bunun için sizlerinde katkılarını beklemekteyiz.  Katkıdan kastım tabiki sizin izniniz doğrultusunda bize yolladığınız sorunlarınız ve hayat hikayelerinizi sitede diğer insanlarla paylaşmak ve ortak çözümler üretmek yolunda olucaktır. Burada kimse sizin gerçekte kim olduğunuzu bilemeyeceği için rahatlıkla içinizi dökmenizi ve hayatla ilgili aklınıza takılan her türlü soruyu sormanızı beklemekteyiz. Sitemizde sizlere verilen cevaplar herkezin anlayacağı şekilde olucaktır, sonuçta herkez psikoloji ile ilgili terimleri bilmek zorunda değildir ve cevaplarımızda da bir psikologtan çok yakın  arkadaşınızmış gibi cevaplar vereceğiz. Sitemizde konu ayrımı yoktur isterseniz sevgilimden ayrıldım çok mutsuzum ne yapmalıyım şeklinde sorularınızı dahi rahatlıkla sorabilirsiniz, en saçma konuya bile (tabiki sevgiliden ayrılmak ağır depresyona neden olabilir kendimden biliyorum.) en kısa zamanda cevap verileceğinden emin olabilirsiniz.(en geç 1 gün içerisinde)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UYARI: Sitemiz tamamen kişisel yardım amaçlıdır ve ilaç önermek kesinlikle YASAKTIR.&lt;br /&gt;Bizlerin en fazla yapabileceği eğer ilerlemiş rahatsızlıklarınızı örneğin depresyon sonucu oluşan panik atak gibi hastalık seviyesine ulaşmış ise sizleri işinde uzman psikolog ve psikaytrlara yönlendirmek olacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7702241615722190101-6866501455073628808?l=depresif-depresyon.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/feeds/6866501455073628808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7702241615722190101&amp;postID=6866501455073628808' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/6866501455073628808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7702241615722190101/posts/default/6866501455073628808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://depresif-depresyon.blogspot.com/2008/09/depresyonla-sava-sitemizin-ama-ve.html' title='Depresyonla Savaş-Sitemizin Amaç ve İşleyişi'/><author><name>depresif</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05665920354756338194</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
